Ülkemizdeki olaylar neticesinde aramıza ekilen kin ve nefret tohumlarının, ne kadar çok yeşerdiği ve sınır tanımaz bir öfkeye dönüştüğünün görüntülerini ibretle izledik..
Hakkari de 23 Nisan günü, polise taş atan 14 yaşındaki çocuğu bir polisin öldüresiye dövmesini anlamak mümkün mü? Polise gösteriyi yapan çocuklara o ölçüdeki şiddeti uygulayan yetkiyi kim verdi? Kim verebilir…
Hakkari’deki boş meydanda slogan veya taş atan çocuklara müdahale etmek çok mu gerekliydi? Çocukların taş atmayı bir oyun olarak algıladıklarını göz ardı etmemeliyiz. Adı üstünde nihayetinde bu bir çocuk.
Bakın, linçe tabi tutulan Seyfi Turan 23 Nisan çocuk bayramı için söylediklerine;
“-Bayram günü en güzel elbiselerimi giymiştim. Gösteriye ben de katıldım ne için yapıldığını bilmiyordum. Ama kalabalığı görünce gittim. Kovalamaca yaşandı. Sonra polis geldi ve hiç bir şey söylemeden bana vurdu. Hatırlamadım sonrasını… Gözümü hastanede açtım. Oysa hayatımda katıldığım ilk gösteriydi…”
Katıldığı gösteriye bile neden katıldığını idrak edemeyen bir çocuğa, bu denli acımasızca şiddet uygulayan kişi polis, olmayı hakkediyor mu? Hepimizin bildiği gibi polisin görevi korumak ve gözetmektir. Şiddet uygulayıp linç etmek değildir. Her zaman yazıp çizdiğimiz gibi şiddet yanlısı kişilerin polis olmasına müsaade edilmemelidir. Dahası ırkçı düşüncelere sahip kişilerin, Doğu ve Güneydoğu’ya göreve gönderilmemeli, aksine bölgeyi bilen bölge halkını seven hümanist ve barış yanlısı memurlar görev olmalı…
Unutulmamalıdır ki, her polisin yaptığı yanlış Devletin yanlışı olarak algılanmakta ve aynı zamanda vatandaşın kendi devletine öfkeyle yaklaşmasına neden olmaktadır. Peki kimin ne hakkı var ki, vatandaş ve devletin arasında kin ve nefrete neden olmaya. O polisin bunu yapmaya hakkı var mıydı? Ve görevli arkadaşı sanki vatan kurtarmış edasıyla kendisini tebrik etmesi utanç vereci değimliydi?…
Oysaki aynı gün dünyanın çeşitli ülkelerinden TBMM, çocuk konukları ağırlanmıştı. Kendilerine Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı koltukları reva görülmüştü ama kendi vatandaşı olan Kürt çocuklarına da dipçik darbeleri reva görüldü… Peki bu mudur eşit vatandaşlık, bu mudur kardeşlik, bu mudur vatan için birlikte ölmek… Hayır hayır bu değil… Vatandaşına öfkeyle yaklaşmak doğru değil… Vatandaşa öfkeyle yaklaşan utanılası olaya maalesef sayın Başbakan değinme gereği bile duymadı…
Bunca sitemimizin neden olduğunu sanıyorsunuz? Bu tür olaylar bin yıldır birlikte yaşayan Türklerin ve Kürtlerin birbirlerinden hızla uzaklaşmasına neden olmaktadır. İşte bizi üzen acı gerçekler bunlardır. Demek istediğim hiç kimse şiddet tarafı olmamalı. Çünkü şiddetin sonu her zaman felaket olduğunu herkes bilmelidir. Dileriz ki, bir daha bu tür istenmeyen ve bizi derinden üzen görüntülerle karşılaşmayız…
Next