CEZAEVLERİNDEKİ UYGULAMA SÜRGÜN MÜ NAKİL Mİ?
Ceza toplumsal kuralların ihlali sonucu verilen bir bedel olarak algılanabilir. Bu algı elbette vicdani bir yaklaşım. Vicdani yaklaşımlar ortaya konurken adaletin tecellisi içi merhamet ve hakkaniyet ölçütlerinin iyi ayarlanması gerekir ki bu da hâkimlerin görevi.
Her hangi bir nedenle (sosyal, siyasi veya başka nedenlerle) devletin kolluk güçlerince yakalananlar yargı kararı ile tutulmaları gerekiyorsa ceza ve tevkif evlerinde tutuluyorlar. Haklarındaki hüküm kesinleşmeyene kadar bu insanlar tutuklu olarak bulunmaktadırlar ve masumdurlar. Doğaldır ki masum olan insanların zorla kapalı bir yerde tutulmalarından kaynaklı her türlü haklarının muhatttabı da onları orada tutuna erktir. Bu nedenle de cezaevlerinde tutulan hükümlü ve tutukluların koşullarının iyi olması gerekir.
Cezanın şahsilik ilkesi gereği ihlal ettiği kurallar gereği tutuklanan ya da hüküm giyen tutuklu veya hükümlü kendi cezasını kendisi çeker. Annesini, babasını, çocuklarını, eşini ve akrabalarını bu durumu gerekçe göstererek cezalandırmak hakkaniyet ve adaletle bağdaşmaz. 
Ülkemizde cezaevlerindeki durumlar sık sık gündeme gelir ve tartışılır ancak ne yazık ki yetkili ve etkili olan kişiler ve mekanizmalar ancak bıçak kemiğe dayandığından hareket etmeyi tercih etmektedirler.
Genel bir ölüm orucu, hapishanede isyan, ölümler, yangınlar, yaralanmalar sonucunda konu basına ve kamuoyuna yansıdığında bir takım adımların atıldığını gözlemlersiniz oysa bu meseleler oluşmadan da sorunların çözümü konusunda adımların atılmasının mümkün olduğunu biliyoruz.
Bu aralar hasta mahpusların durumu kamuoyunda en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Ancak buna paralel olarak sık sık cezaevlerinden şikâyetlerin gelmeye başladığını da belirtmek gerekiyor.
Üçlü protokol denilen gayri ahlaki bir uygulama ile hastaların kolluk güçlerinin önünde doktora muayene edilmeleri isteniyor. Bu yüzden çok sayıda hasta tutuklu tedavi edilmiyor veya tedaviyi bu koşullarda red ediyor. Bir kadın tutuklu veya hükümlünün kadın hastalığı konusunda muayenesini bir jandarma bakışları altında gerçekleştirmesi ne kadar insani ve ahlakidir. Bu durum elbette kabul edilecek bir durum değildir. Son zamanlarda kadın mahkûmlara yönelik baskıların arttığını da belirtmek gerekiyor. Başka Adana Karataş cezaevi olmak üzere birçok yerden şikâyetler geliyor. Cezaevlerinde son zamanlarda kadın koğuşlarının erkek gardiyanlar tarafından arama ve taramadan geçirilmesi duyumları ise ayrı bir ahlakı konuyu ön plana çıkarmaktadır.
Son dönemlerde cezaevlerinden gelen tek olumlu haber tutuklu ve hükümlü sayısının kapasitenin altında düşmüş olmasıdır. Bilindiği gibi daha evvel cezaevlerini doluluk oranları kabul edilebilir olmaktan çıkmıştı.
Ceza ve tevkif evleri Genel Müdürlüğünün sitesindeki durum şöyle izah edilmektedir.

“361 ceza infaz kurumunda 130.000’in üstünde hükümlü ve tutuklunun barındırıldığı,
44.493 personelin çalıştığı, (bunların 650’i öğretmen, 242’si sosyal çalışmacı, 420’si psikolog ve 483’ü sosyolog olmak üzere toplam 1145’i hükümlü ve tutukluların eğitim ve iyileştirme faaliyetini yürüten uzmanlardan oluşmaktadır.)
92 açık ve 71 kapalı spor salonu bulunan,
Eğitim ve öğretim faaliyetleri için 736 adet dersliğinin bulunduğu,
Hükümlü ve tutukluların nakillerinde kullanılmak üzere 826 ring aracı ile (Sağlık Bakanlığı ambulans hizmetlerine destek olarak) 34 ambulansı bulunan,
2013 yılı bütçesi 2.096.732.500 TL olan,
Hükümlü ve tutukluların tedavileri için 2013 yılı ekim ayına kadar 37.016.795 TL sağlık harcamasının yapıldığı, (Tedavi giderlerini Sağlık Bakanlığı karşılandığı için bu rakama dâhil edilmemiştir.)
Personel eğitimine 2013 yılında 11.174.460 TL. bütçenin ayrıldığı Ülkemizin en büyük Genel Müdürlüklerinden birisidir.” denilmektedir.
Oysa mahkum ve tutukluların beyanlarına baktığınızda durumun bu kadar parlak olmadığını hemen anlayabiliyorsunuz. Yemekten tutun hijyene kadar birçok konuda sorunlar yaşanıyor.
Son uygulama ile de farklı bir ihlal söz konusu. Cezaevlerinden nakil edilen insanlar ülkenin başka bir ucuna gönderiliyor. Örneğin Batmandaki hükümlü Tekirdağ cezaevine aktarılıyor aradaki mesafe  binlerce kilometre.Durum bu olunca nakil sürgüne ceza da aileye kesilmiş oluyor.Yani cezanın şahsiliği kalmıyor. Bu durumun hak ve adaletle nasıl açıklanacağını gerçekten merak ediyoruz. Oysa hükümlüler daha makul bir yere nakledilebilir ve bu durun cezalandırma ve sürgüne dönüştürülmeyebilir kanaatindeyiz. Dileriz yetkililer bu yanlışlardan vazgeçerler. Çünkü vebal oldukça ağır…