Türkiyede bir anayasa sorunu var
Türkiyede bir insan haklarını korunmaması sorunu var
Türkiyede bir Kürt sorunu var
Türkiyede bir Alevilik sorunu var
Türkiyede bir dincilik sorunu var
Türkiyede bir demokrasi sorunu var
Türkiyede bir siyasal partiler yasası sorunu var
Türkiyede son zamanlarda belirginleşerek ortaya çıkan bir yargı sorunu var
Türkiyede kırılmaya çalışılan ama tıkanma ile yüz yüze kalan bir askeri vesayet sorunu var
Türkiyede azınlıklar sorunu var
Türkiyede bir de muhalefet yokluğu sorunu var
Bu ve daha sayamadığımız birçok sorunun çözüm yolu demokratik değişimden geçer. Demokratik değişim insan haklarına dayalı, özgür bireyi ön planda tutan, devleti millet için var sayan bir anlayışla gerçekleştirilebilir. Bunu daha geniş bir manası ve anlamı toplumsal uzlaşının sağlanmasıdır.
Bu saydığımız sorunların büyük çoğunluğu ancak toplumsal bir mutabakat ve uzlaşma ile çözümlenebilecek sorunlardır. Yok, sayılan bir sorunun varlığını ispat edene kadar yapılan eylem ve etkinlikleri anlamak mümkündür ancak sorun tanımlandıktan ve sıra çözüm için çabaya geldikten sonra aynı tempoda sorun yaratmak çözüme değil çözümsüzlüğe katkı sunar.
Bölgemizde son dönemde sorunlar tartışılmaya başlanmış, sorunu adı koyulmuş çözüm için nelerin yapılması gerektiği taraflarca açık olarak dile getirilmiştir. Bugün siyaset sahnesinde bulunan her siyasal partini üzerinde mutabık kaldığı temel konu seçimlerden sonra bir anayasa değişikliği yapmanın zorunlu olduğudur. Bu değişiklikler çerçevesinde kimin ne talebi varsa dile getirebilir ve dayatmaya çalışabilir. Buna kimsenin itirazı da olmaz ancak 12 Haziranda yapılmasına karar verilen bir seçimin arifesinde bölgemizde Newrozdan sonra patlak vermeye başlayan olayların seyrini izlediğimizde olup bitenleri anlamlandırmanın mümkün olmadığını belirtmemiz gerekmektedir.
Oluyor ya meseleye dar bakıp anlama ferasetsinden yoksun kalmış olabiliriz düşüncesi ile eylemlerin içinde olan, olmayan, destekleyen desteklemeyen kimi gördüysek sorduk. Ne oluyor ne düşünüyorsunuz dedik emin olun konuştuğumuz herkes bu olup biteni mantıklı bir çerçeveye oturtamamaktadır.
Geline noktadan sonra kimin haklı kimin haksız olduğu konusuna girmek istemiyoruz. Kimin nasıl kararlar aldığı da bizi ilgilendirmez. Ne zamana kadar iş bizi rahatsız edene dek ki şu anda gördüğümüz manzara bizi ciddi olarak rahatsız etmektedir.
Kimse kusurumuza bakmasın ama bu nasıl bir halk sevgisidir anlamadık!
Çok daha rahat bir ortamda sorunları gündemleştirme imkânı varken işi yokuşa sürmenin mantığını anlamadık. Vatandaşı sürekli eylemsel duruşta tutmanın mantığını da anlamadık. Demokratik çözüm çadırlarının demokratik kaos çadırlarına dönüşme durumunu hiç anlamadık.
Anlamadığımız diğer bir husus ise devlet yetkililerinin tavrıdır. Bile bile lades demenin mantığını da anlamadık. Şiddete bu kadar açık bir şekilde yönlendirildikleri halde şiddetsiz bir çözüm düşünememelerini de anlamadık. Demokratik çözüm çadırının önünü açık sinema gösterim alanına çevirmelerin de anlamadık.
Hadi siyasi partilerin oy kaygısını anlamak mümkün ama devleti temsil eden gücün halkla karşı karşıya gelme mantığını nasıl izah edeceğiz?
BDP yetkililerini, AKP yetkililerine, Devletin valisine ve Emniyet Müdürüne, Bu kentin Belediye başkanına ve STK temsilcilerine açık açık soruyoruz; Bu gerginlik neden?
Eğer gerçekten kendinizden çok bu halkı seviyor ve sayıyorsanız bu gerginlik politikasından vazgeçin. Birilerini canı gitmeden, ortalığı kan götürmeden bu gergin ortamı bitirin. Bitirmezseniz olabilecek olumsuzlukların vebalı boynunuzda olacaktır bunu da unutmayın.