Her ne kadar güçler ayrılığı ilkesini benimsemiş olan ülkelerde yasama, yürütme ve yargı erkinden sonra basın erki dördüncü güç olarak kabul etkilemekteyse de uygulamada bu erkin daha çok ihtiyaç karşılama algısı ile değerlendirildiğine yönelik uygulamalar da mevcut.
Gelişen toplumların vazgeçilmez ihtiyaçlarından biri de bilgidir. Bilgi sayesinde doğru kararların verilmesi ve gelişmelerin olumlu yöne evirilmesi mümkündür.
Doğru bilgilere zamanında erişim imkânı sağlayan temel yapılardan birisi de şüphesiz basındır. Basın mensupları toplumun bilgi ihtiyacını karşılamak veya topluma gelişen olaylar hakkında bilgi vermek için çaba gösterirken değişik nedenlerle bilginin toplumla paylaşımını veya paylaşım zamanını beğenmeyen değişik güçler tarafından baskı altına alınırlar.
24 Temmuz basınla dayanışma günü durduk yerde alınan bir kararla uluslar arası kamuoyu tarafından basınla dayanışma günü olarak kabul edilmemiştir.
Basın mensupları halkın bilgi ve haber alma ihtiyacını karşılarken veya karşılamaya çalışırken baskıya maruz kalmışlardır ve sonuçta böyle bir karar çıkmıştır. Kararın tarihsel kökenlerine inecek değiliz lakin böyle bir geçmişin bulunduğunu da bilmek gerekir.
Yönetimler veya yöneticiler basın özgürlüğü konusunu değerlendirirken ya kendilerinden yana olan yada suya sabuna değinmeyen tabiri caiz ise magazin basınını örnek göstermekten geri durmazlar. Oysa basın özgürlüğünden anlaşılması geren bu değildir. Bir yerde gazete ve Tv kanallarının bulunması orada basının özgür olduğu veya rahat çalıştığı şeklinde yorumlanamaz. Basının özgür olup olmadığı uygulamada özellikle muhalif basına olan uygulamalarla değerlendirilir. İfade özgürlüğü toplumu bilgilendirme amaçlı ve şiddet içermeyen yorumlamalarla ve bu yorumlamalara karşı takınılan tavırlarla ortaya çıkabilmektedir.
Kendisinden yana olduğu sürece rahat ve iyi olan basın aksi yönde haber veya yanı yapmaya başladığı andan itibaren değişik yöntemlerle baskı altına alınmaya başlanıyorsa orada durup biraz düşünmek gerekir.
Gelelim ülkemizdeki duruma; Bizde “basın hürdür sansür edilemez” denilen günden beri değişik mihrakların saldırıları sonucunda basının öyle hür olmadığı bırakın sansürlenmeye mensuplarının canlarının bile alınabileceği ve katillerinin uzun yılar bulunamayabilineceği bulunurlarsa bile hak ettikleri cezaları almayarak işin geçiştirileceği örnekleri ile sabittir. Uğur Mumcu bunlardan birisi olarak örnek gösterilebilir. Diğer örnekler de var elbet Mesela Çetin emeç gibi. Hrant Dink ve diğer yazar ve gazetecileri sıralamaya gerek yok örnekleri merkezden verelim de bu konuda yanlış yorumlanmaya müsait olmasın.
Basının hür ve sansür edilmez olduğu ülkemizde basın dışarıda dururken mensuplarının cezaevlerinde bulunuyor olması tuhaf bir çelişki yaratmıyor mu?
Halen büyük bir azimle dayanışma günü kutlamaları mesajları yayınladığımız ülkemizde 50’nin üzerinde basın mensubu ortamla ömürlerinin yetmeyeceği ceza talepleri ile tutuklu bulunmaktadırlar. Siyasi düşüncelerine, yayın politikalarına, gazete veya yayınlarının ebatlarına katılırız veya katılmayız ama gerçek şudur ki bunlar muhalif oldukları için cezaevlerinde bulunmaktadırlar. Hepimiz çok iyi bilmekteyiz ki bilginin panzehiri yine bilgidir. Birilerinin toplumu yanlış bilgilendirdiği kanaatindeysek eğer o zaman şeffaf davranışlar sergileyerek toplumu doğru bilgilendirerek bunun üzerine gidebilme imkânına sahip olmamız lazım.
Ancak bu yol denenmiyor. Bazı bilgiler toplumla paylaşılmak istenmiyor ve buna da ülkenin genelinin hassasiyetlerini barındıran gerekçeler uydurularak yasaklamalar getiriliyor. Sonuç güler yüzlü açıklamalar sergilenirken dayanışma gösterilen insanların yüzleri ne yazık ki gülmüyor.
Ülkemizde de bir basın dayanışma gününü daha geride bıraktık. Cezaevlerinde onlarca gazeteci ve yazar bulunduğu halde.
Yöneticilerden beklenti ifada özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Yöneticilerden beklenti empati kurmaları ve herkesin onlar gibi temel değerlere sahip olduğunu kabullenmeleridir.
Bu ülkenin üzerinde yaşayan bütün insanların ülkesi olduğunu zihinlerimizde kabullenmedikçe ülkeyi ve rejimi kendi babamızın malı görme alışkanlığımızı terk etmediğimiz müddetçe basının da zihinlerinde özgürce çalışması öyle kolay olmayacaktır. En kısa sürede daha özgür bir ortamda dayanışmalarda bulunmak dileğiyle…
Next