Değerli Okurlar, çok zorlanacağım bir yazı ile karşınızdayım. Bugün özelimle ilgili bir yorum yapacağım için öncelikle hoşgörünüze sığınıyorum. Ancak bu yorumla aslında önemli toplumsal içerikli mesaj vermeye çalışacağım.
Dünyada en çok hürmete layık gördüğüm iki insandan birisi olan Babamı, 8 Aralık 2020 günü kaybettim. O an sanki dünya başıma yıkıldı…
En çok hürmet gösterdiğim Annemi ise, 5 Mayıs 2015 günü kaybetmiştim. O gün ailece büyük acı yaşamış, büyük hüzne kapılmıştık.
Acıların en büyüğünü ise o zaman 77 yaşında olan Muhterem Babam yaşamıştı. Bizler geniş aile olarak Annemizi, O ise hayat arkadaşını kaybetmişti…
O zamana kadar hastane nedir bilmeyen yaşlı babam, her gün farklı rahatsızlıklar yaşamaya başlayacaktı. Bir yıldan fazla süre ile ciddi rahatsızlıklar yaşadı.
Tamamen ruhi, psikolojik rahatsızlıklar. Zira fiziksel olarak hiçbir rahatsızlığı tespit edilemedi.
Bütün aile bireyleri olarak Babamı teselli etmeye çalıştık, anti depresan ilaçlar almaya başladı. Derken küçük torunlarıyla yaşama tutundu ve iyileşti.
Korona pandemi tedbirleri ilan edildikten sonra kendisini gözümüz gibi korumaya çalıştık. Ancak normalleşme başladıktan sonra Babam hep tüm aile bireylerini (Evli üç kız ve üç erkek çocukları ile torunlarını) hep yanında görmek istedi. Tüm tedbirlere riayet edilmesine rağmen kimi rahatsızlıklarından dolayı gittiği hastanelerden veya bilemediğimiz bir kaynaktan Virüse yakalandı.
**
**
NEFES ALAMAMAK NE DEMEKTİR?..
Hastane ortamlarını hiç sevmiyordu. Bir gün hafif bir nefes sorunu yaşayınca Bölge Devlet Hastanesi’ne kaldırdık. Pozitif sonuçları üzerine orada iki gün süreyle tedavi altına aldık. İstemediği halde doktorların önerisi üzerine korona ilaçlarını-tabletleri kullandı. Oksijen verilmediği halde saturasyon değeri gayet güzel (98-99) olan Babamı, ısrarı üzerine taburcu ettik.
Gayet sağlıklıydı, ağrılardan yana hiçbir septom göstermiyordu. İştahı yerindeydi. İki gün sonra bir gece yarısı fenalaştı. Aynı hastaneye kaldırıldı.
Ne yazık ki tüm tedavilere cevap veremedi, entübe edildi, bir kez uyandırıldı, sonra yeniden uyutuldu. Bir sabah; ‘kalp krizi geçiriyor, anjiyo yapılmalı, imzanız gerekiyor’ diye haber gönderildi..
Tüm aile fertleri hastane bahçesine koştuk. Yakınlarıma, ‘Babamın renkli dopler çekimlerini yaptıran ve takip eden biriyim. Damarlarında tıkanıklık yoktur’ dedim. Dediğim gibi çıktı, ilaçlara bağlı olan bir tıkanıklık tanısı da konulmadı.
Kalp kaslarının yorulduğu, tansiyonunun 3’e kadar düştüğü bilgisini aldık. Bir gün boyunca tansiyonu tüm ilaçlı desteğe rağmen yükseltemediler. 8 Aralık günü Babam hayata veda etti…
Özellikle yoğun bakımda Babamın ne büyük sıkıntılar yaşadığını çok iyi biliyorum. Allah’ın canlılara bahşettiği en önemli nimet olan ‘Nefes-Oksijen’i rahat alamamanın ne demek olduğunu tahmin bile edemeyiz.
Babamın korona tedavi sürecini de tarihe not düşmek için burada yazdım. O ve onun gibilerinin tedavisi ile ilgilenen ve oldukça yorgun düştüklerine inandığım tüm sağlık emekçilerinin babamı yaşatmak için ellerinden geleni yaptıklarına inanıyor ve kendilerine(bu arada ilgi ve alaka gösteren İl Sağlık Müdürümüz Sayın Dr. Hakan Pamukçu da dahil olmak üzere) en içten duygularla teşekkürlerimi ve hürmetlerimi sunuyorum.
**
**
Evet, hayatımda değer verdiğim Babam, çok duyarlı ve vicdanlı biriydi. Uzun süre önce daha herhangi bir rahatsızlığı bulunmuyorken evinin balkonunda şöyle konuşmuştu: “Korona en çok düğün, nişan, toplu eğlenceler ve taziyelerde yayılıyor. İnsanlar bencilleşmiş, büyüklerine çok değer de vermiyorlar. Ama ölüm olduğunda taziye kurup virüsün yayılmasına neden oluyorlar. O bencil insanlardan çok dünyadan habersiz evlerdeki kadınlara, annelere çok üzülüyorum. Şayet bu süreçte bana bir şey olursa, sakın benim için taziye kurmayın, telefonlar yeterlidir. Taziyemiz nedeniyle bir masum kadın veya yaşlı virüs kaparsa vebali boynunuzdadır.”
Bu sözleri üzerine, ‘Baba ne diyorsun, Allah gencinden versin. 7,5 milyar insan var, Milli piyangonun sana çıkması gibi bir şans tahmini gibi. Ben zaten taziyelerin kurulmasına karşı çıkan, bu konuda toplumu uyaran yazılar yazan ve prensip-ilke gereği taziyelere de gitmeyen biriyim’ diyecektim.
Takdiri İlahi Babam bu süreçte vefat etti. Sorumluluk bilinciyle hareket edip, mezarlıkta telkinden sonra Babamın vasiyeti gibi değerlendirdiğim o sözlerini imam olan Kayınpederim kitleye duyurdu. Sosyal medyada ve yerel basında haber de oldu.
Biz sorumlu davranarak taziye kurmadık. Allah, acımızı paylaşan herkesten razı olsun.
İnançlı biri olarak Peygamberimizin (SAV), buyurduğu gibi; “Allâh'ın takdirine karşı elden ne gelir? Göz yaşarır, kalp mahzun olur. Allâh'ın rızasına uygun olandan başka bir söz söyleyemeyiz.” diyerek isyan etmiyorum.
Baki olan sadece Allah’tır. Bizler fani varlıklarız. Her nefis mutlaka ölümü tadacaktır…
Ölümün sonsuz bir ayrılık olmadığı gerçeğine inanıyorum. Ölüm hakkındaki düşüncemi şu ifadelerde bulabilirsiniz: “Mevt (ölüm) idam değil, hiçlik değil, fenâ değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî (ebedî ayrılık) değil, adem (yokluk) değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in’idam (mahvoluş) değil, belki bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm (her işi rahmet ve hikmetle yapan Allah) tarafından bir terhistir; bir tebdil-i mekândır. Saadet-i Ebediye tarafına vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı (toplanma yeri) olan âlem-i berzaha (kabir âlemine) bir visal (kavuşma) kapısıdır.”(Bediuzzaman)
Babam ile ilgili özellikle genç nesillere söyleyecek sözlerim olacak. İnşallah yarın ki yazımda da bu konuda değerlendirmem olacaktır.
Devamı yarın
Next