*Sayıları 30 binden 500’ün altına düşen Beşiri ovasındaki Ezidiler hep acı yaşamış. Ortadoğu coğrafyasında miadı dolan bu azınlık topluluğun ‘Uluslararası güvenceye alınmasa işleri zordur’ diyor Avrupa Ezidi dernekleri temsilcisi Orhan Onat;
* “O toprakları keyfimizden terk etmedik. Kökünden koparılmış gibiyiz. Bize yönelik önyargılar kalkmış değil. Cenazelerimizi bile getirmeye korkar hale geldik. Biz kardeşlik ve barış istiyoruz.”
“7 BİN YILLIK KADİM TOPLUMUZ”
1980’lere kadar bu ülkede sayıları 30 binlerde olan Ezidiler, kelkaynak kuşları gibi sayıları azaldı. Batman’ın Beşiri ovasında ise bu azınlık topluluğun sayısı ise 150’inin altına düştü.
Sanki bu azınlık topluluğun Ortadoğu coğrafyasında miadı doldu.
Ezilen, acılar çekmiş bir toplum olduklarını anlatıyor aslen Beşiri-Taharrili olan Avrupa Ezidi Dernekleri Temsilcisi Orhan Onat;
“73 Fermandan bahsediliyor ancak gerçekte çok daha fazladır 100’ü geçiyor. Bilineni 73 kırımdır. 7 bin yıllık kadim bir toplumuz. Hep kırımlara maruz kaldık. Neden hep Ortadoğu’da Ezidiler’e yöneldiler? Irak, İran ve Suriye’de acılar yaşadık, göç ettirildik. Ortadoğu coğrafyasında miadımız dolmuş. Şengal’de kırım, diğer yerlerde gözdağı. Ezidiler ulusararası güvenceye alınmasa işleri zordur.”
“KÖKÜMÜZDEN KOPARILDIK”
Türkiye’de 1980’lerde 30 bin Ezidi olduğunu, şimdi bu rakamın 500’ün altına düştüğünü de anımsatmadan edemiyor Onat;
“Bilimsel olarak bir halkın yüzde 60’ı göç ettirilirse o hak yok olur. Biz Avrupa’da herkesin yaşamak istediği çok iyi imkanlarda yaşamımızı sürdürüyoruz ama kendi toprağımıza dönmek istiyoruz. Kökünden koparılmış gibiyiz.”
“KARDEŞLİK İSTİYORUZ”
“Biz Ezidiler olarak artık kendimizi o topraklardan sayabiliyor muyuz acaba?” diye soran Onat, bakın ne mesaj veriyor:
“Sadece Uğurca’da değil Beşiri’de Ezidi köyleri ilhak edilmiş, el konulmuş. Tapuları olan Ezidiler bile kendi topraklarına dönemez hale geldi. Biz toprağımıza ülkemize bağlıyız, Bizi kendi ülkemizden kendi toprağımızdan koparmak istiyorlar. Biz kardeşlik ve barış istiyoruz. Demokrasi çoğulculuktur. Çok dinli, çok dilli, çok kültürlü zamanlar geçirdik. Ermeniler, Süryaniler, Keldaniler artık yok. Artık cenazelerimizi bile kendi topraklarımıza, ana yurdumuza getirmekten korkar olduk. Bin yıllardır bu topraklarda Türkler ve Kürtlerle kardeşçe yaşamadık mı? Bu mozaiğin korunması için azınlıkta olanların, kadim dinlerin korunması gerekmiyor mu? Kanada’da geyikler ürkmesin diye alçak uçuşlar yasaklanırken biz kendi topraklarımıza gelmekten bile korkar hale geldiysek gerisini siz düşünün.”
“BAZI SÖYLEMLER BİZİ İNCİTİYOR””
Ezidilere yönelik acıtıcı söylemlerin kendilerini üzdüğünü de ifade ediyor Onat,
“Biz Zerdüşt değiliz. Zerdüştlük ayrı bir inanç. Hristiyan da değiliz, alakamız yok. Biz Allah’a ve Emin Cebrail’e tapıyoruz. Müslümanlar Muhammed Peygamber’e, Hristiyanlar İsa Peygamber’e, Yahudiler Musa Peygamber’e inanır. Bizim peygamberimiz yok, Allah’a ve Emin Cebrail’e yani Melek Tavus’a inanırız. Bizim inancımızda Emin Cebrail yedi meleğin başıdır.”
NÜFUS KAĞIDINDAKİ ‘X’
12 Eylül darbesinin mimarı Kenan Evren’e, uğradıkları haksızlığı da anlatan Onat, o dönemler kimseden destek görmediklerinin altını da çiziyor; “11 Eylül darbesinin mağdurlarından biri de Ezidilerdir. Nüfus cüzdanlarımızın din hanesinde X yazıldı. Askere ve işe gitmek isteyenler torpille o haneyi doldurdular. 12 Eylül 1980 darbesinin ardından Kenan Evren, Avrupa’da konsolosluk ve büyükelçiliklere yazı göndererek bizlerin dinsiz olduğunu, din hanesine X yazılması gerektiğini savundu. Üçüncüsü biz devlete, hükümete yazılar gönderip yurda dönmek istediğimizi söyledik, bizi kaale almadılar.”
Çocukluğu ve gençliği Beşiri ilçesinin Taharri köyünde, şimdikinin Cumhuriyet Mahallesinde geçen Orhan Onat’ın verdiği mesaj anlamlı;
“Biz o toprağın bir rengiyiz.”
O azınlık topluluğu ‘ötekileştirme’den anlamak gerekiyor.
Next