Jitem ve Hizbullah örgütü kurucusu olarak kendini takdim eden emekli asker Arif doğan son dönemlerde yaptığı açıklamalarla kendisinden söz ettiren biri.
Söyledikleri, söyleyiş tarzı ve söyleminin seslendirdiği mekânlar öyle gizli saklı olmadığı gibi oldukça bilinen ve tanınan cinsten.
Mahkemedeki hâkimleri bile şaşkınlığa çevirmesine rağmen söyledikleri aldığı fazla oksijenden değil etrafının çevrilmesinden kaynaklanan nefessiz kalışındandır, diye düşünmek gerekir.
Önce söylediklerini bakalım;
- Jitem vardır ben kurdum ve askerlerden oluşmayan bir yapıdır diyor? Jitemin varlığı konusu kuşku götürmeyen bir gerçek. Jitemin kendisi tarafından kurulduğu meselesi ise zincirin son halkasını kendisinde bitirme gayretinden ibaret. Çünkü bana bir yapı kur dediler gibi söylemler sarf ederken aslında jitemi emir üzerine kurduğunu açıklamasına rağmen kendisinden sonraki halkayı gizliyor. Kimden emir aldığın ve kimden himaye gördüğünü gizlemeye çalışıyor.
- Hizbullah’ı ben kurdurttum diyor. Hüseyin velioğlunu tanırdım diyor. Huzbullahı hizbulkontra olarak tanımlamaktan çekinmiyor ve liderinin Beykoz’daki çatışmada değil daha önce vurulduğunu belirtiyor. Yani çatışma senaryodur diyor. Velioğlunun olağanüstü Hal valiliği makam odalarında ayak ayaküstüne attığı şeklindeki sözler az duyulmayan cinsten olduğu için bu durum pek yadırganmıyor ama aslında Arif Doğan bu söylemle başka bir mesaj daha veriyor.
- Son zamanlarda açılan toplu mezarlarla ilgili olarak açıkladığı bilgiler de var. Diyor ki o mezarlarda bulunanlar -ki mezar olarak adlandırılmaları dahi yanlış çünkü insanları gömdükleri çukurlardan ibarettir ve bizler ölülere duyduğumuz saygıdan dolayı yattıkları yerleri mezar olarak tanımlıyoruz- pkk’lidirler. Onları biz öldürdük devlet gömdü! İşin başında Jitemin askerlerden oluşmadığını belirtirken jitem elemanlarının dışarıda olduğunu söylerken burada da öldürenin kendileri olduğunu devletin cenazeleri gömdüğünü vurguluyor. Oysa operasyonlarda bulunanların askerler olduğunu bilmeyen yok. Zaten Jitemin de askerlerden farklı olmadığı askeri birim olarak faaliyet sürdürdüğü jitem grup komutanlığı ve benzeri adlarla askeriyenin o dönemdeki telefon fihristlerinde var olduğu bilinen şeyler.
Aslında içerisinde barındırdığı bütün çelişkilere rağmen Arif Doğan bazı mesajlar veriyor.
Bunlardan bir tanesi yapılanları üstlendiklerini, onbinlerce insanı kendilerinin öldürdüğünü ancak bunları yaparken devlet bilgisi dışında bir şey yapmadıklarını ve emri yerine getirdiklerini belirtiyor.
İkincisi görev yaptıkları alanlarda kural olarak kendi inisiyatiflerini kullandıkları, her hangi bir kanun ve nizama bağlı çalışmadıklarını itiraf ediyor ve eğer bir sorumlu aranıyorsa kendisinin hazır olduğunu daha fazla ileri gidilmemesi gerektiğini hatırlatıyor.
Bulunacak olan toplu mezarlar ile buralardaki cenazeleri silahlı çatışmaların meydana geldiği alanlarda çatışanlar olduğunu söyleyerek kaybolan sivillerin, silahsız olarak vurulan insanların, işinde gücünde bulunan çobanların ve köylülerin bu kategoriye sokularak öldürülmelerini meşru göstermeye çalışıyor. Kendi kamuoyunu kandırarak onlar PKK’lıydılar kanmayın demeye getiriyor.
Sonuç olarak Arif Doğan ülkede iki kesime mesaj veriyor Türk kökenli yurttaşlara ve devlet mekanizması içerisinde bulunanlara diyor ki; öldürdüklerimiz Kürtlerin çatışanları ve yandaşlarıydı biz burada görev yaptık ve devleti kurtarmaya çalıştık bu nedenle de kanun ve kural dışı çalıştık bu olayı daha fazla deşmeden zincirin son halkası olarak beni gösterip defteri kapatın yoksa işin ucu başka yerlere değecek.
Kürt kökenli vatandaşlara da verdiği mesaj şudur. Hizbullah bizim eserimizdi işimiz bitince onu da bitirdik. Kim olursa olsun ne kadar hizmet ederse etsin işimiz bitince deşifre ederiz. Silahlı çatışmalar başlarsa dışarıda bulundurduğumuz onbirleri barındıran örgütlerimiz hazır bekliyor onları devreye sokarız.
Son olarak kendi kanadındaki yapıyı korumak için de bir mesajları var bizi fazla sıkıştırırsanız daha çok şey açıklayıp sistemi kilitleriz.Bizi rahat bırakın ve yargılamaktan vazgeçin yoksa ……….?
Bunların Arifleri böyle bakalım arif olmayanları konuşmaya başlayınca neler ortaya çıkacak?