Çözüm sürecinin bir ayağı olarak başlatılan akil adamlar grubu çalışmaları ülke genelinde sürüyor. Bu çalışma kapsamında Türkiye’nin yedi bölgesinde ülke içinde popüler olan 63 insandan oluşan grup 9’ar kişilik heyetler şeklinde bölgelere dağılmış süreç ile ilgili vatandaşları dinliyor, sürecin ve barışın neden gerekli olduğunu aktarmaya çalışıyor.
Mükemmeliyet bekleyen ve hiçbir iş yapmayanları bir kenara bırakırsak aslında heyet üyeleri çalışmalarını başarıyla yürütüyorlar denilebilir. Ancak biz bu yazımızda heyet üyelerinin yapısından ziyade yaptıkları çalışmalar esnasında karşılaştıkları durumla ilgili görüşlerimizi paylaşacağız.
Çözüm süreci çalışmaları kapsamında heyet gezilerinde de ortaya çıktı ki Türkiye’de Barıştan ve çözümden yana olmayanlar Kürtler değil. Elbette Kürtler arasında da canı yandığı için sürecin işleyişi ile ilgili olarak tepkili olanlar var ama genel yaklaşım süreci destekleme şeklinde ortaya çıkıyor.
Türkiye tarafında da ilginçlikler çalışmalar sürdükçe ortaya çıkmaya başladı. Kraldan çok kralcı olanların ortaya koyduğu tepkilerden bahsediyoruz. Kendilerini heyet üyelerinden de daha fazla vatanperver olarak göstermeye çalışanlar ellerine bayrak alıp nara atınca memleketi kurtardıklarını veya bu mantıkla memleketi refaha kavuşturacaklarını sanıyorlar. Asıl acıyı yaşayan, çocuklarını kaybedenler yaptıkları kişisel görüşmelerde artık kimsenin canının yanmasını istemediklerini ifade ederken bu gruplar siyasal görüşleri veya dostlar meydanda görsünler mantığı ile ateşe körükle gitme eğilimi göstermektedirler.
İşin acı tarafı bu anlayışın bazı siyasal partiler nezdinde de kabul görüp desteklenmesidir. Bütün memleket ayağa kalkıp aman kimse ölmesin telaşındayken bazı gruplar hala ölüm emri bekliyorlar. “Öl de ölelim vur de vuralım” mantığını haykıran bu grupların barış gelince ne kaybedeceklerini de hesaplamak gerekiyor. Bu memlekette bu mantığın gereği olarak 30 yılı aşkın bir süredir vur deniliyor vuruluyor, öl deniliyor ölünüyor! Peki, sonuçta ne oluyor?
Bu ülkede toprak bile kana doymuşken insanlar nasıl oluyor da hala kan çığırtkanlığı yapabiliyor?
Bir fikri, bir olguyu, bir memleketi sevmek demek onun korunması ve yüceltilmesi için çalışmayı gerektirirken vurdum, kırdım, öldürdüm mantığı ile nereye varılmak isteniyor?
Akil adamlar veya insanlar heyetinin çalışmaları ile aslında kimin bu memleket için nasıl bir düzen istediği de netleşmeye başlıyor.
Kimin;
Kan üzerinden,
Kutsal değerler üzerinden,
İnsanların duyguları üzerinden politika yaptığı,
Kimin ise gerçeklikler üzerinden bir yol çizmeye çalıştığı ortaya çıkıyor.
Asıl mesele hak ve hakikat meselesidir.
Bağırıp çağırarak, insanların duygularını sömürüp onları sokağa dökerek, ellerine bayrak aldırıp, bayrak sloganı attırarak hak ve hakikati gizlemek mümkün olmuyor. Anıtkabirde Milli Eğitim Bakanına “Bayrağın nerede” diye çıkışan vatandaşın içine düştüğü komik durum bu manzarayı gözler önüne sermeye yetiyor. Bu ülke artık sloganlarla idare edilemeyecek bir ülkedir. Gerçeklerin açık açık konuşulması ve sorunların çözülmesi gerekiyor.80 yıl yanlış şeyler anlatıldıktan sonra birden gerçeklerle karşılaşan insanların bu durumu sindirmelerinin kolay olmadığının elbette farkındayız. Ancak bu gerçeklik ve somut durum artık asıl gerçeklerin saklanamayacağı gerçeğini de ortadan kaldırmıyor.
Yanlışta ısrar edenlerin Ülkenin batı yakasında çalışmalar yürüten akil insanlar heyetlerine karşı ortaya koydukları tepkileri hepimiz televizyon ekranlarında görmekteyiz. Kendilerini vatanın tek sahibi görenler kameralar kapandıktan sonra vatan için slogan atma dışında ne yapıyor merak konusudur? Buna mukabil Doğu ve Güneydoğu Anadolu heyetlerinin karşılaştıkları manzaralar ve konuşmalar bunların tam tersi olara ortaya çıkıyor.
Batman da Muğla’da polis tarafından öldürülen Şerzan Kurt’un ailesi ile görüşen heyet üyelerine Şerzan Kurt’un annesinin verdiği mesaj oldukça önemlidir. Görüşmede söz alan Necla Kurt;”Ben polis ve asker anneleri ile kucaklaşmaya hazırım” diyor. Hayatını yanan ağaçları kurtarmaya giderken mayına basarak kaybeden Sedat Özevin’in eşi Hülya Özevin “artık kan akmasın” istiyor. İntihar ettiği ileri sürülen oğlunun askerde vurulduğunu söyleyen baba da “barış” olsun istiyor.
Ne slogan atıyorlar,
Ne heyete saldırıyorlar.
Acılarına başkalarının acısı eklemesinler derdindeler.
Bu tavır ve davranışlar aslında kimin neyin peşinde olduğunu da gösteriyor. Bu ülkede barış ve kardeşlik olacaksa bu gerçeklerin ortaya çıkması, hak ve hakikatin kabul edilmesi ile olacaktır.