Önceki gün bir vesile ile yolum Adıyaman’a düşmüştü. Hafta sonunda ziyaret ettiğim Adıyaman’daki bazı güzelliklere tanık olurken, kentim adına üzüldüm…

Üzülmekle kalmadım, bir kere daha kahroldum…

Adıyaman ve Batman’ın potansiyellerini karşılaştırdığımda kentimiz fersah fersah ileride olmalıydı. Öyle olmadığını net şekilde gözlemledim.

Batman, petrol zengini bir diyar…

İlk petrol kentimiz kırsalında bulunmuş.

İlk rafineri Batman’da kurulmuş.

Binlerce petrol emekçisi ilk önce Batman’da istihdam edilmiş.

TPAO Batman Bölge Müdürlüğü ilk önce Batman’da hizmete açılmış.

Batman’daki petrol ilk önce boru hattıyla yüzlerce kilometre ötelere pompalanmış.

Batman, petrol gelirlerinden yeterince istifade etmemiş.

Adıyaman, yıllar önce petrol ile anıldığında yüzlerce emekçimiz o kente gönderilmişti. O konudaki yazılarım arşivde duruyor.

Hafta sonunda ziyaret ettiğim Adıyaman’da, TPAO Bölge Müdürlüğü’nün aktif olduğunu gözlemledim.

TPAO’nun Adıyaman’da önemli hamleler gerçekleştirdiğini öğrendim.

Batman eskiden tütün ürünü ile bilinir ve tanınırdı. Yaklaşık 50 bin tütün üreticisi ailenin bulunduğu Batman’a, özellikle her yıl bahar ayında trilyonlarca lira sıcak para akışı olurdu…

Tütün piyasasının açılması sayesinde iyi bir gelir kazanan üreticilerimiz yok artık…

Çünkü tütün bitirildi…

Batman’daki Tekel’in kapısına kilit vuruldu…

Yüzlerce Tekel çalışanı başka illere gönderildi.

Yüzlercesi 4/C statüsüyle perişan edildi…

Adıyaman’da ise tütün ürününün oldukça revaçta olduğunu gördüm.

Adıyamanlı tütün üreticileri çok iyi gelir elde ediyormuş, bunu öğrendim…

Adıyaman’ın ulaşım sorunu için dev bir köprü hizmete konulmuş.

‘Nisibi Köprüsü’ne baktığınızda İstanbul Boğaziçi Köprüsü gözünüzün önüne gelir…

Fırat’ın azgın suları barajla hapsedilirken, oluşan büyük göl üzerinden ulaşım önce feribotlarla sağlanmış.

Sonra Nisibi Köprüsü hizmete açılmış.

Gerçekten muhteşem bir mekanda, güzel bir köprü…

Adıyaman iyi yolda görünüyordu. Bizden, yani kentimizden daha iyi olmasına onlar adına sevinsem de, Batman adına üzülüyorum.

Batman hak etmediği bir konumda bulunuyor. Acilen silkinmeli ve Batman’ı daha iyi yerlere taşımalıyız.

SORUNLARLA BİLİNÇLİ MÜCADELE…

Adıyamanlı bazı dostlarla sohbet ettiğimde barajlar nedeniyle yağışların, özellikle kar yağışının hayli azaldığını, bunun ise yer altı sularının çekilmesi anlamına geldiğini söylediler.

Yıllardır savunduğum görüşümün bazı Adıyamanlılarca dile getirilmesi ilginçti. Adıyaman ılıman iklime geçiş yapmış, kar yağışı olmayınca yer altı su kaynakları kurumaya başlamıştı.

Fırat üzerinde inşa edilen barajlar beni bir kere daha düşündürdü.

Ülkemizin en güzel yerleri baraj tehdidi altında…

Enerji adına ülkemizin en güzel yerlerini bir bir yitiriyoruz. Bugün hala o tehdit sürüyor. Güzelim Munzur Çayı, Fırtına Vadisi ve Hasankeyf için tehlike çanları çalıyor…

Fırtına (Cennet) Vadisi’nde yok edilmek istenen canlı türlerinin, kuşların, balıkların dilleri yok ki bize yanlışımızı söylesinler. Para için kendilerine kıydığımızda, ekolojik dengenin zarar görebileceğini de ne yazık ki düşünmüyoruz. Hasankeyf gibi tarihi bir değeri bir yana bırakın, Dicle kanyonlarındaki doğal yaşam alanlarının yok edilmesinin ağır faturasının olacağından da habersiziz ne yazık ki…

Toplum olarak duyarlı olmaz isek, inanın yarın çok geç olacak…

Evet, sulak alanlara verilen zararlar nedeniyle canlı türlerinin yok edilmesi sorunu ile de karşı karşıyayız. Maalesef işin bu yönünü düşünen yok…

Tek tük duyarlı köşe yazarları ve Çevrecilerden, doğa severlerden de olmazsa, halimiz harap…

Yıllardır bilgim oranında karınca kararınca uyarılarda bulunuyor, ülkemizin yarınları için sesimi yükseltmeye çalışıyorum. Enerji adına doğayı katletme hakkımızın bulunmadığını söylüyorum. Bu konuda mücadele edenlerin safında yer alıyorum.

Ancak üzülerek ifade edeyim ki sorunlarla gerçek anlamda bilinçli bir mücadele vermiyoruz. Çünkü bizim de bilinçlenmeye ihtiyacımız var. Bu gerçeği kabul etmek durumundayım. Eğer biz mevcut yasaları iyi bilecek olur ve doğayı o doğrultuda savunacak olursak, inanıyorum ki kazanan biz olacağız.

Acaba toplum olarak bu konuda ne kadar bilinçliyiz? Veya şöyle söyleyeyim; doğa için, eko sistemler için mücadele verenler bile gerçek anlamda bilinçli bir mücadele verebiliyorlar mı? Kendilerini yetiştirmişler mi?

Sulak alanlara, doğaya zarar verecek baraj, fabrika ve tesislerin yapılmasının sıkı kurallara bağlı olduğunu bilmemiz gerekiyor. Hiçbir kurum-kuruluş veya sektör, dilediği gibi çevreye zarar veremez, tahribatlar yaratamaz. Çevreye zarar verebilecek tüm etkenlerin bilinmesi ve dikkate alınması için ‘ÇED’ (Çevresel Etki Değerlendirme) Raporunu anımsatmakta yarar vardır. Bilgi notu: “T.C. Anayasasının 43, 46 ve 56; 442 sayılı Köy Kanununun 2, 8, 16, 25; 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununun 20, 22; 2872 sayılı Çevre Kanununun 3, 8, 9, 10; 3621 sayılı Kıyı Kanununun 5, 7; 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanununun 4, 5, 18,19; 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununun 7, 19, 21; 2559 sayılı Polis Vazife ve Selâhiyet Kanununun 2 ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilât Görev ve Yetkileri Kanununun 7’nci maddeleri ile Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) ve Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde sulak alanlar ile barındırdığı çevre değerlerinin koruma esaslarının anlaşılır ve yorum gerektirmeyen şekilde tanzim edildiği görülmektedir.”

Sivil toplum örgütlerimizin ve bireylerin bu konudaki hukuki dayanakları çok iyi kullanmaları gerektiğine inanıyorum. Şu kainatta başka yaşanılabilecek bir gezegen ve dünya yok. Tüm insanların sağlığı ve mutluluğu, doğal yaşamın korunmasından geçer. Bu gerçeği hiç kimse unutmamalıdır. Ekosisteme duyarlı, bilinçli toplum olmamız dileğiyle, esen kalınız diyorum.