Çarşamba akşamı Batman Belediyesinin ev sahipliğinde Yılmaz Güney Sinema salonunda bir etkinlik düzenlendi. Kokteyl ve belgesel sunumundan ibaret olan programdan önce ve sonra konuşmalar ve tartışmalar yapıldı. Salonda bulunan birçok kişi toplumdaki bu durumdan yeni haberdar olurken acı bir gerçeklikle de karşı karşıya olunduğu anlaşıldı.
Etkinlik “Hayalimdeki uçurtma” belgeselinin gösteriminden ibaretti. Filmin oyuncuları, yönetmeni, danışmanı ve yapımcısı bütün ekip salonda hazır bulunmaktaydılar.
Bizler çaresi bulunmayan hastalık olarak kanseri biliriz değil mi? Ancak bu filmden sonra öğrendik ki tıp biliminin çaresiz kaldığı başka hastalıklar da varmış, daha da kötüsü nedir diye sorarsanız o da bu acı gerçeklilik karşısında insanlarımızın hala kader diyerek olup biteni kabul etmesidir.
Hayalimdeki uçurtma filminin konusu kas hastalığıydı. Doğuştan ve genetik olarak varlığını sürdürün bu hastalık daha çok erkek çocuklarda görülmektedir. Hastalığa yakalanan çocuklar hareket zorluğu çekmekte ve ilerleyen yaşlarda tamamen yürüyemez ve hareket edemez duruma gelmektedir. Algılarında bir değişim olmadığı halde hareketlerinde kısıtlamalar oluşmaktadır. Ve en acı olanı ise bu hastalığa yakalanan insanların ya da taşıyan insanların ülkemizde 20-21 yaşında hayatlarını kaybetmeleridir.
Yani hem hasta hem de ailesi ölüm beklentisi ile her gün acı çekmekte çaresizlik içerisinde kıvranmaktadır. Bu hastalık karşısında duyarlılık geliştirmek isteyenler ile hastalıkla mücadele etmek isteyen yurttaşlarımız kas hastalıkları derneğini kurarak çalışmalarını sürdürmektedirler. Bu kapsamda da Van-Diyarbakır ve Batmanda yaşayan hastaların durumunu gösteren bir belgesel film çekerek bu filmi göstererek duyarlılığı artırmaya çalışmakta ve aynı kaderi paylaşanların dayanışmasını sağlamaya çalışmaktadırlar.
Hastalık genini taşıyan ebeveynlerin çocuklarının olması durumunda bu risk söz konusu olmaktadır. Yapılması gereken bu hastalığa bir çare bulunana kadar bu hastalığı taşıyanların çocuk sahibi olmamaları ancak ne yazık ki belgeselde de görülüp aktarıldığı gibi insanlarımız bu durumu Allahtan gelen bir durum olarak kabul edip kaderlerine boyun eğmeyi yeğlemektedirler. Bu hastalık genini taşıyan bir annenin beş çocuğunun sakat olmasına rağmen eltileri ile olan kıskançlığından dolayı çocuk doğuracağını belirtmesi bu acı durumu gözler önüne sermeye yetmektedir.
Bu belgesel sayesinde toplumumuzda bu acılarla yaşayan insanlarımızın varlığından da haberdar olmuş olduk. Ancak belgeseldeki bir doktorun da söylediği gibi silahlar için milyarlarca dolar harcayan insanların bu hastalık konusunda bir şeyler yapmayıp insanların ölümünü izlemeleri da ayrı bir acı tablosu olsa gerek.
Bütün olumsuzluklara rağmen bu hastalığın genlerini taşıyan insanlarımızın mutlu bir hayat sürmeleri ve çaresi bulunana kadar yeni acıların yaşanmaması için sağlık il Müdürlüğü tarafından her ilde bu hastalığı taşıyanların durumlarının ve sayılarının belirlenmesi ve hastalığın kontrol altında tutulması mümkündür. Bu bilgilerin toplanması ve aileler ile hastalık geni taşıyanların bilgilendirilmesi ile daha büyük acılar yaşanmadan işin üstesinden gelinmesi mümkündür.
Bunun için bir empati yapmak gerekiyor. Yirmi bir yaşına geldiğinde öleceğini bildiğiniz bir evladınız olsa ne yapardınız?
Sakat olduğu halde ölümü her gün beklediğini gözlemlediğiniz bir evladınız olduğunu düşünün bu acıya katlanabilir miydiniz?
Dileriz insanlarımız bu durumu kader olarak kabul etmekten vazgeçer ve bilim adamları da bu hastalığa en kısa sürede çare bulurlar.