Başbakan son olarak Gezi parkı eylemleri nedeniyle kararlar alan Avrupa Parlamentosuna çatarak kararlarını tanımadığını ilan etti. Bu durumun çok tehlikeli bir durum olduğunu belirtmekte fayda var. Uluslararası ilişkilerde sapla samanı birbirine karıştırmamakta çok fayda var. Aksi durumda bir çuval inciri (sinirle ve tepkiyle konulan tavır yüzünden) berbat etmek içten bile değil.
Sayın başbakan önce tüm ülkeyi Ak Parti gibi görmeye başlayıp hükmetmeye başladı ardından da Avrupa’ya aynı tavrı göstermek istiyor ki bu siyaseten yanlış bir tavırdır.Ülke ve dünya AKP içindeki disiplin hükümleri ile idare edilemez.
Avrupa birliği yıllardır üye olmaya çalıştığımız ve demokrasimizi geliştirmek için sürekli örnek gösterdiğimiz bir oluşum. Aynı zamanda ilericiliğin ve demokrasinin de öncüsü kabul edilmekte. Dolayısıyla eğer bugün bu birliğe üye değilsek ortaya konan kriterleri yerine getirmediğimizdendir.
Türkiye’nin Avrupa Parlamentosu kararlarını tanımamak gibi bir lüksünün olmadığını da demokrasi adına söyleyelim.
Başbakanı bu kadar sinirlendiren kararların ne olduğuna bakalım.
Oy çokluğuyla kabul edilen tasarıda,
-“ Türk polisi tarafından Gezi Parkı'nda barışçıl ve meşru protesto düzenleyenlere karşı kullanılan orantısız ve aşırı güç konusunda endişeliyiz.
- Türk yetkililer polis şiddetini soruşturmalı, sorumlular yargı önüne çıkarılmalı ve ölenler için tazminat ödenmeli
- Türk yetkililere ifade özgürlüğü ve barışçıl protesto hakkının garanti edilmesi, protestolar sırasında gözaltına alınan tüm barışçıl eylemcilerin serbest bırakılması çağrısı yapıyoruz”' denilmektedir.
Bundan gocunacak bir durumun olmadığını belirtmek gerekir. Çünkü gelen uyarı aslında durduk yerde değil. İHD verileri göre Gezi parkının faturası en az şudur; Yaralı sayısı; 4824, Hastanede yatanlar;76 Gözaltı sayısı; 2423 Serbest bırakılanlar;2008 Gözaltında kalan; 447 Ölen;4 bu veriler birkaç gün önce açıklandı.
Bu tablonun demokrasi adına uyarıya muhtaç olduğunu herhalde kabul etmek gerekmektedir. Yapılan da budur ve gerekli uyarı yapılmıştır. Hükümetin bu konuda daha duyarlı olması ve olup biteni sağlıklı değerlendirmesi gerekir.
Bu konuda diplomatik dil kullanması gereken Dış İşleri Bakanının ortaya koyduğu açıklama tarzı da eleştirilmesi gereken bir noktadır. Kararın aynen  iade edilmesinin bir anlam  ifade etmediğini belirtmek gerektiği açıktır.  Davutoğlu, "Üst bir dille Türkiye'ye yönelik uyarılar içeren ama bu arada hiçbir şekilde, fikir ve gösteri hakkını kullanan samimi kitlelerle şiddet kullanan marjinal gruplar arasında ayrım yapmayan bir üslup benimsenmiştir. Türkiye hiçbir şekilde hiçbir ülkeden ya da ülke grubundan bu konularda ders alma ihtiyacı olan bir ülke değildir" demektedir. “……... Türkiye ve hükümetimiz her zaman özgürlükleri savunacaktır. Gösteri özgürlüğünü hukuk devleti kuralları içinde yaşatmaya devam edeceğiz. Bu anlamda Taksim Gezi Parkı'nda olan gençlerimiz, sivil toplum kuruluşu temsilcilerimiz ile bu gösteri hakkını şiddete dönük olarak istismar etmek isteyen marjinal gruplar arasına kesin bir çizgi koyuyoruz." Demektedir. Çizgiden kastedilenin tutturulamadığını belirtmek gerekiyor.
Buna karşılık kabul edilmemesi gereken tavırların da olduğunu belirtelim. Bu AP kararı değil kişilerin kararıdır.  Mesela AP Sosyalist Grubu Başkanı Swobada 'EğerTürkiye'nin AB'den uzaklaşması istenmiyorsa Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'nin başından uzaklaşması gerekir. ' demesi nezaket dışı bir açıklamadır ve kabul edilemez. Türkiye’de kimin başbakan olacağına ve kalacağına kendileri değil bu ülkenin vatandaşları karar verir. Türkiye’de kan gövdeyi götürürken sesini çıkarmayan bu zatların Gezi parkı eylemeleri ile ilgili olarak bu tür açıklamalara yönelmelerinin iyi niyetle açıklanmayacağı kabul edilmelidir.
Sonuç olarak Avrupa Parlamentosunun kararlarının demokrasi adına atılan adımlardan ibaret olduğunu kabul etmek gerekiyor ancak kararlar dışında yapılan açıklamaların da kabul edilemez olduğunu belirtmek gerekiyor. Ne demokrasiden vazgeçmek gibi bir lüksümüz nede başkalarının kimin başbakan olacağına karar verme gibi bir lüksü var. Bu Avrupa Birliği olsa bile…