Zilan adının birçok şeyi çağrıştırdığının farkındayım elbet ancak bugün sizlerle bir acı olayı paylaşmak istiyorum. Nedenini anlayamadığım bir olayı. Çözümleyemediğim ancak gizemiyle yüreğimi yakan bir olayı. Zilan’ın zilanların olayını.
Oldum olası çocuklar ve masumiyetleri dikkatimi çekmiştir. Çocuk sevgim her zaman bana pahalıya mal olmuş ise de hiçbir zaman gocunmadığım bir meseledir bu sevgi. Bazen sokakta yürüyen bir annenin kucağındaki çocukla gizliden işaretleşirken, bazen bir toplu taşıma aracının ön koltuğunda duran annesinin kucağındaki çocukla arka koltuktan selamlaşırken, bazen komşuda, bazen akrabaların çocukları ile oynaşırken eleştirildiğim olmuştur ancak hiçbir şey beni gördüğüm çocuklardan uzat tutamamıştır.
Çocuk bu sevilir, bütün haylazlıklarıyla ancak bu sevgi bazen de acıya dönüşüyor. İşte o zaman yüreğim felaket yanıyor. Ateş o zaman sadece düştüğü yeri değil benim yüreğimi de yakıyor. Gözlerimden akan yaşlar bir çocuğun masumiyeti kadar saf akıyor.
Son iki aylık dönemde yaşadığım iki olay beni epey etkiledi. Bunlardan birincisi Batmanda kaçırıldıktan sonra boğularak öldürülen Yunus’un durumuydu. Tanıdık bir ailenin çocuğuydu. Görmemiştim ama ölümü ve ölüm şekli gözlerimde akan yaşların miktarını azaltmamıştı. Mezarının başındayken babasının gözlerinden akmayan yaşlar benim gözlerimden akıyordu elbette gözlerimdeki yaşların acısını yüreğinde bin misliyle yaşayan babasıydı ama o metanetle beklerken ben belki de beklenmedik şekilde ağlıyordum. Ağladığım aslında masumiyete olan sevgimdi. Katillerinin yakalanmış olması bile yüreğimdeki ateşi, gözlerimdeki yaşı engelleyemedi.
İkinci olay ise Zilan’dı. Zilan henüz on dördüne girmiş olan dayımın kızı. Evlerine gelen akrabalarını bu kadar sevgiyle seven, bu kadar yakınlık gösteren başka bir kız çocuğu görmedim desem yanlış olmaz. Evlerine gittiğimizde evin on yıllık kedisinin sahibini görmesi gibi bir tarafınızdan girer öbür tarafınıza dolanır ancak teması asla kesmezdi. Bir büyük olarak bile bu kadar duygusallığa, bu kadar samimiyete, bu kadar yakınlığa şaşırır Zilan ile başka dünyalara giderdik. Gözlerinin rengi, gülüşü asla gözlerimin önünden gitmez. Dayımın diğer dört çocuğunun bazen simalarını unutmuşluğum olmuştur ancak hiç bir zaman Zilan’ın bakışlarını unutmadım. Halen bile gülen gözleri ile karşımdaymış gibi duruyor.
Beynim Zilan’ı unutmuyor.
Zilan’a ne olduğunu merak ettiniz değil mi?
Babasının gülüydü o ve aramızdan hiç kimsenin beklemediği bir zamanda, beklemediği bir şekilde ayrıldı gitti. Hem de kendi kaderini kendi çizerek.
Cumartesi günü acı acı çalan telefon bana kötü haberi verdi. Dünyam yıkıldı desem yeridir. İnanmadım, inanmak istemedim. Duygusallığı ile tanınan dayıma mı üzülsem, güleç yüzlü Zilan’a mı bilemedim. Bildiğim tek şey donup kaldığımdı.
Zilan ölmüş diyordu telefon.
Zilan nasıl ölür daha çocuk o dedim. Kim yaptı, Nasıl yaptı, ne oldu, nasıl oldu sorularının hiçbiri aradığım cevabı bulamadı. Zilan henüz çocukluğunun baharında hayatına son vermiş dediler.
On dördündeki bir çocuk yaşamına nasıl son verir diye debelenip durdum. Babası olan dayımı aradım o da benim gibi olana inanamıyordu. “Zilan gitti diyordu. Gülüm gitti. Sözümüz vardı daha iki yılımız vardı ama beni bırakıp gitti” diyordu.
Duyduğum doğruydu Zilan bizi terk etmişti. En çok sevilenler en beklenmedik zamanda bizi terk ederek sınamak mı istiyorlar acaba? Kendilerini yüreğimizi yaka yaka daha mı kalıcılaştırmak istiyorlar? Neden en çok sevilenler bir şekilde en erken gidenler oluyor? Neden babalar çocuklarının acılarını çekiyor? Zilanlar bu toplumda daha ondördünde neden boyunlarına bir ilmik geçirmeyi düşünebiliyor? Bizim hiç mi suçumuz yok acaba diye sorguluyorum beynimi ancak mantıklı tek bir cevap yok Zilan için.
En çok sevilen, En çok ilgilenilen, En çok duyarlılık gösterilen hayat dolu bir çocuktu ve mantığın kabul edebileceği hiçbir gerekçesi olmadan aramızdan ayrıldı. Yüreğimizi yakarak, bizi gözyaşlarına boğarak gitti Zilan.
Zilan’ı çok sevdiğini söylediği memleketi olan Silvan’ın mezarlığına gömdük. Kefene ve rengârenk tülbent’ine sararak. Babasını isteğiydi öyle gömülmesi, kendisinin de dileği her halde. Babası ile nasıl sözleşmişlerdi bilmiyorum ama babası; “ben sözümü yerine getirdim sen bana sürpriz yaptın” diyordu. Daha yıllarımız vardı verdiğimiz söze diyordu. Belli ki beklentiler de verilen sözlerde böyle değildi.
Zilan bizim yüreğimizi yakarak,
Bizi gözyaşlarına boğarak
Daha ondördünde bırakıp gitti.
Çocuksu masumiyeti ve tertemiz geçmişi ile ruhu şad olsun. Diğer çocuklarımızın aynı akıbeti yaşamamaları dileğiyle. Babaların yüreğinin yanmadığı gözyaşlarının akmadığı zamanlar dileğiyle.Güle güle Zilan seni hiç unutmayacağız.
Çocuksu masumiyeti ve tertemiz geçmişi ile ruhu şad olsun. Diğer çocuklarımızın aynı akıbeti yaşamamaları dileğiyle. Babaların yüreğinin yanmadığı gözyaşlarının akmadığı zamanlar dileğiyle.Güle güle Zilan seni hiç unutmayacağız.
Next