Batman Belediyesi tarafından bu yıl 5-11 Ocak tarihleri arasında 5. Yılmaz Güney Kürt Kısa Film festivalini gerçekleştiriliyor. Bu çok anlamlı ve önemli bir gelişme. Belki de karmaşa içinde geçen yaşantımız içerisinde farkına bile varamadığımız ancak gelenekselleştirilen bir adım. Konu önemli “ Zaza û cilet Kurd û piskilet” denilen noktadan film festivallerini gerçekleştiren bir noktaya taşınmış oluyoruz. Bu festival sayesinde hem ünlü sinema oyuncusu Yılmaz Güney hatırlanıyor hem de sinema alanında faaliyet gösteren veya göstermek isteyen yeni sinemacıların bir anlamda önleri açılmış oluyor. Bu tür festivallerde filmleri gösterilen sanatçıların emekleri halkla buluşturuluyor ve yeni çalışmalara imza atmaları sağlanmış oluyor.
Türkiye gibi sorunlarla boğuşan Bölgemiz gibi varlık mücadelesi veren bir alanda birçok sorun arasında sinema, edebiyat, sanat, kültür gibi etkinliklerin ikincil öncelikli konular olarak algılandığını biliyoruz. Zaten Batman Belediyesi festivaller serisini başlattığı dönemde en çok bu anlamda eleştirilere muhatap oluyordu. Ancak gösterilen kararlılık sayesinde bugün ne kadar doğru kararlar alındığına da tanıklık etmiş oluyoruz.
Bir toplumun en az ekmek kadar su kadar sanata ve kültürel mirasına da ihtiyacı vardır. Kendi kültürel mirasını koruyamayan, sanata ve sanatçısına sahip çıkamayan toplumların eksik kaldıklarını, geri kaldıklarını bilmemiz gerekiyor.
Bu gün artık Batman Hasankeyf Kültür ve sanat festivali, Yılmaz Güney film festivali, Edebiyat günleri, Tiyatro günleri gibi etkinliklerle gündeme gelen bir kent haline gelmiş ise bunda Batman Belediyesinin yönetim anlayışının büyük katkısı bulunduğunu unutmamak gerekiyor.
Yılmak Güney film festivali nedeniyle sanatçımız hakkında da biraz bilgi verelim; “Yılmaz Güney'in gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. 1937 yılında, topraksız bir köylü ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Babası Siverekli ve annesi Vartoludur. Kendisi Adana'da büyümüş ve Adana birçok filmine konu olmuştur. Yılmaz Güney, 1959 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı Bu Vatanın Çocukları ve Alageyik isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır ve oynar. Karacaoğlan'ın Karasevdası'nda da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm olur. İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir "Anadolu çocuğunun" otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır. Bu dönemdeki en önemli Lütfü Akad'ın yönettiği ve kendisinin yazdığı bir film olan Hudutların Kanunu'dur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur. Yılmaz Güney, 1972 yılında "devrimcilere yardım ve yataklık yaptığı" gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkûm edildi. Güney içeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır. 1974'te cezaevinden çıktı. Güney aynı yıl Arkadaş filmini çekti. Yine aynı yıl Endişe adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim'de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976'da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 Ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Daha sonra Fransa'ya geçti ve yaşamının geri kalanını orada geçirdi. Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde yazdığı Zeki Ökten tarafından çekilen Sürü ve yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından yönetilen Yol filmi çekildi. Cezaevindeyken GÜNEY adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. Yol'un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali'nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Fransa'da Duvar filmini çekti. Güney'in, 1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyanın sinemaya aktarıldığı Duvar onun son filmi olmuştur. Son yıllarını Paris'te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984'te yaşamını yitirdi. Paris'te bulunan Père Lachaise Mezarlığı'na gömüldü. Yılmaz Güney 114 filmde oyunculuk, 26 filmde yönetmenlik, 15 filmde yapımcılık, 64 filmde ise senaristlik yapmıştır”04.01.2015