Kamu yönetiminin kolay bir meslek olmadığı herkesçe bilinen bir gerçek. Uzmanlık isteyen, bilgi isteyen, sabır isteyen bir meslek.
Kamu yöneticilerinin yetişme ve yetiştirme yöntemi de farklı, mesela herkes kaymakam olamıyor.Kamu yönetimi bölümlerinden mezun olmak temel tercih.Yasal olarak her ne kadar engel bulunmuyorsa da vali olmak da o kadar kolay bir iş değil yasal zorunluluk olmamasına rağmen bu alanda da eğitim ve tecrübe temel kriter olarak kabul görmektedir.
Bölgemizde yaygın olan bir hikâye var. Köylü vatandaşlarımızdan birisinin kendini bilmez bir çocuğu varmış. Babası ne kadar kendisini uyarsa bu çocuk kendini düzeltmez, davranışlarını kontrol altına almazmış. Bu duruma çok içerlenen baba bir gün oğlunu çağırıp;
- Bak oğlum bütün uyarılarıma rağmen kendini düzeltmiyorsun. Bu gidişle sen adam olmazsın demiş!
Çocuk bu duruma çok içerlenmiş. Okumaya karar vermiş. Gel zaman git zaman okulu bitirip atamasını babasının bulunduğu bölgeye yaptırmış. Makamına oturduktan bir süre sonra babasına o muhitin en yetkili adamı seviyesine yükseldiğini göstermek istemiş. Durumu çaktırmadan yapmak istediğinden emrindeki komutana falan köyden falan kesi getirin demiş.
Durumdan bihaber olan emir erleri jandarma marifeti ile zavallı köylüyü aldırmışlar. Araç yok tabi vatandaş yürütüle yürütüle getirilmiş huzura, yolda yediği dayağında hadi hesabı yok. Öyle ya en yetkili onu istemiş suçu yoksa neden çağrılsın ki! Adamcağız ne kadar düşünse kendine bir suç uyduramamış sonuçta huzura kabul edilmiş. İdareci adama bakarak sormuş;
- Beni tanıdınız mı?
- Yok, tanıyamadım beyim nereden tanıyayım ki?
İdareci içerlenmiş yine;
- İyi bak belki çıkarırsın
Adam dikkatlice bakmış ama hatırlayıp çıkaramamış. Bunun üzerine idareci ben senin oğlunum demiş. Bak adam olmazsın diyordun adam olmuşmuyum diye böbürlenmiş. Bunun üzerine adam oğluna bakarak;
- Sen makam sahibi olmuşsun ama adam olamamışsın henüz demiş.
İdareci nedendir ki? Diye sormuş.
Adam;
- Eğer adam olsaydın babanı ayağına getireceğine kendin babanın ayağına giderdin demiş.
Çağdaş yönetim anlayışından mı desem, gelişen dünyada yönetim sanatının boyut değiştirmesinden mi desem yoksa Halkla ilişkilerin öneminin kavramının öğrenilmesinden mi desem bilmem ama son dönemde yöneticilerin tavır ve davranışlarını taktir ettiğimi belirtmek isterim. Nedeni ne olursa olsun ayağıma gelin anlayışının vatandaşın ayağına giderim anlayışına bırakması hem vatandaşta bir özgüven yaratmakta hem de yönetim ile halk arasındaki soğuk duvarlar yavaş yavaş yerini ürkeklikten çekiciliğe bırakmaktadır.
Gazeteleri ve gündemi takip ediyorum. Vali iftar sofrasında, Kaymakam halkla birlikte yemekte, yer sofrasında yemek yemekte.
Halka kaybetme stratejisi yerini halkı kazanma stratejisine bırakmakta. Bölgeye atanan yöneticiler ileriyi görebilen bir vizyon ile hareket etmekte. Devlet artık ben de varım demekte.
Asıl amaç halka hizmet ise vatandaşın kendini güvende hissetmesi gerekmektedir. Bu stratejik değişiklik elbette desteklenmelidir. Ancak bu stratejik değişiklik politik alan mücadelesine bağlı olarak yürütülen bir davranış biçimine dönüşmemelidir. Bölgede süren çatışma ortamının bir boyutuna indirgenmemelidir. Kamu yönetimi sanatının incelikleri ile kamu yöneticilerinin halka özgüven veren bir sistem değişikliği olmalı ve süreklilik arz etmelidir.
Bu insanlar çeteci vali de gördü. El öpen vali de.
İki vali de devletin valileriydi. İki valide belirlenen stratejilerin ürünleriydi. Bu stratejilerin sonuçlarını görmemek mümkün müdür? Düne kadar operasyonlara katılan, arsa mafyaları ile çirit atan valiler görüyorduk. Sonları cezaevleri oldu ama bu millet ile bu devlet arasında da Kuzey kutbunu aratmayan buz yığınları oluşturuldu. Şimdi ise yapılan strateji değişikliği ile bu buzların eritilmesi çabalarını görüyoruz. İyi mi oldu, evet iyi oldu. Kamu yönetimini üstlenen kesimden talep, güçleri oranında asıl sorunun çözümü konusunda da üstlerine düşen görevi yapmalarıdır. Asıl sorunun ne olduğunu eminim onlar bizlerden daha iyi bilmektedirler.
Next