Kent; kültür ve edebiyat ile sanata yön veren yerleşim merkezi olarak da varlığını ve kimliğini kabul ettiren bir merkeziyetçiliği simgeliyor.
Batman hızla büyüyen ancak büyümesi oranında kentleşmeyi yakalayamamış bir yerleşim yeri. İçinde yaşayan hemşeriler olarak hemen hemen hepimiz bu tespitte ortaklaşmaktayız.
Bilinmektedir ki sanat, edebiyat, kültürel çalışmalarla ilgilenmek zahmetli bir iştir. Hem çok uğraş gerektirmekte hem de bir maliyet gereksinimi hâsıl olmaktadır. Yani anlatmak istediğim sofraya bir eser getirene kadar mutfakta geçe zaman hakikaten birçok zahmetin, eziyetin, alın terinin toplanmasını ile ortaya çıkan bir zahmetler zinciri kat edilmektedir.
Batman 16 Mayıs 1990 tarihinde il olmuş bir kenttir. Güvenlik konseptli bir il’dir ve hızla büyümesi de bu konseptin uygulama sonuçlarından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle de etrafındaki yerleşkelerin bütün kültürlerini bir araya toplama durumunda kalmıştır.
Kentin yeni bir tarihi geçmişe sahip olmuş olması beklememizi ve bir tarafta ağlama duvarlarına sığınmamızı gerektirmiyor. Bu kenti bütün unsurları ile kentli yapmak ve sosyal, kültürel ve ekonomik alanlar başta olmak üzere kente hak ettiği değeri yaşatmamız gerekir.
Buna elbette yazar. Çizer, sanatçı, politikacı ahali ile yönetici kesim gerçekleştirecektir. İlin bölgesel sorunlardan kaynaklı sorunları her yerde olduğu gibi burada da kendini dayattırsa da bizim bu şartlar altında bile kentimizin tanıtımı için kültürel değerlerini tarihi değerlerini ortaya çıkarmak ve yeni eserler yaratarak kentin bu alandaki boşluğunu doldurmak gibi bir zorunluluğumuzun olması gerekir. Herkes kendi rengi ve kendi sesi ile katkı sunarsa o zaman zenginliğimiz daha da artacaktır.
Kültür ve sanat alanına el atan insanların sayısı bilindiği gibi çok fazla değildir. Üstelik bizim gibi yaşamın zorlukları ile uğraşmak zorunda olanlar bu alana daha fazla zaman bile ayıramamaktadırlar. Ekonomik ve sosyal koşullar insanları cenderelerin içinde geçirmektedir çünkü.
Bütün olumsuz şartlara rağmen ilimizin her alanda yine de geliştiğini vurgulamam gerekir. Kültürel ve sosyal alanda artık yavaş yavaş kabuğunu kıran bir kent olmaya başladık. Bu konuda bir hassasiyeti de belirtmek istiyorum. Kültürel konularda açılımlar sergilenirken yapılan sanatsal çalışmaların halktan kopuk olmamasına büyük bir özen gösterilmelidir. Özellikle Tüpraş ve TPAO etkinlikler için bu hassasiyeti belirtmek istiyorum. Buradaki çalışmalar beli bir elit kesime değil halka da yansıtılmalı ve halka açık olmalıdır.
Gelelim asıl konumuza aramıza bir yazar arkadaşımız daha katıldı. Çiğdem Baran. Çiğdem Baran ile Kürdi Der dil çalışmaları esnasında tanıştık. Hanım hanımcık bir arkadaş o zamanlar kitap çalışmasından bahsetmemişti ama şu anda elimizde okumamız geren bir romanı var.”Lİ PERAVÊN TORÊ TORÊN EVÎNÊ” adını verdiği romanı kendi hayal dünyası ile okurlarını birleştirecek olan merdivenin ilk ayağını oluşturuyor.
Romandan ziyade beni sevindiren ise yeni bir romancıya kavuşmamdır. Memleketimde her bir yazar adını listeye eklediğinde dünyalar benim oluyor. Sanki yazdıklarını kendileri değil de ben yazmışım gibi seviniyorum. Her yazar adını listeye kaydettiğimde geleceğimi daha garantide görüyor gibi bir ruh haline giriyorum.
Batman tanıtım kitabım için Batmanlı yazarları toparlamaya başladığımda liseyi oluşturmakta güçlük çekiyordum şimdi ise her geçen gün bu listenin uzadığını sevinçle gözlemliyorum. Bu duygularla aramıza katılan Çiğdem Baran arkadaşımıza hoş geldiniz diyorum.