Yargının son olarak tartışılan konusu yargıtayın tutukluluk süresi için verdiği karardır. Olaya nasıl ve nereden baktığınız çok önemli. Kolluk gücü tarafından derdest edilip cezaevine kadar ulaştırılan ve suç işlediği kesin olan insanların davaları on yıl boyunca tamamlanamıyor ve bu sürede insanları cezaevinde tutuklu statüsü ile tutuyorsanız işte burada bir terslik var demektir. Bu tersliğin sonucunda da beğenmediğiniz sonuçlarla karşılaştığınızda yakınmamanız gerekir.Konu ile ilgili olarak İHD Genel Merkezi Basına bir açıklama gönderdi. Aydınlatıcı olması açısından bu açıklamanın bazı bölümlerini sizlerle paylaşıyoruz. Dileriz yararlı olur.
 “Siyasal iktidarın kendi siyasal ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmek istediği yargının üst yapısı adaleti unuttu. Tabii siyasal iktidarı da.
Yargıtay’ın CMK 102. madde ile ilgili yorumu çağdaş ceza muhakemesi ilkelerine açıkça aykırı olup, tutuklamanın bir peşin infaza dönüşmesi sonucuna yol açacak kadar tehlikelidir.
Türkiye’de hukukun üstünlüğüne dayalı çağdaş ceza hukuku ilkelerini yaşama geçirecek gerçek anlamda tarafsız ve bağımsız bir yargı yapısı oluşturulamamıştır.
AB uyum sürecinde, 2004 yılında çıkarılan yeni ceza mevzuatı bir bütün olarak incelendiğinde eskinin baskıcı devlet politikaları ile yeninin özgürlükçü anlayışının bir arada götürülmeye çalışıldığı bir melez sistem kurulmuştur.
Bu sistemin ana özellikleri esasen şu’dur;
1-    Düşünceyi ifade özgürlüğü cezalandırılmaktadır. TCK 134, 214, 215, 216, 217, 218, 220 / 6,7,8,  222, 277, 285, 288 300, 301, 305, 314/3, 318 ve 341 maddeleri, TMY derhal kaldırılmalıdır. 2911 sayılı kanun başta olmak üzere Kabahatler Kanunu, dernekler Kanunu, Sendikalar Kanunu, Basın Kanunu gibi birçok kanunda derhal çağdaş ceza hukukuna uygun düzenlemeler yapılmalıdır.
2-    Şiddete başvuranla başvurmayan arasında ayrım yapılmayarak tüm yurttaşlar yargı baskısı altına alınabilmektedir. Örneğin; TCK 220/6,7,8 TCK 314/3, TMY 2. madde derhal kaldırılmalıdır.
3-    Ceza Muhakemesi Kanunu tamamen sorunlu bir kanundur.
a)    CMK 250,251 ve 252 ile eski DGM’ler olduğu gibi korunmuştur. Anayasal dayanak olmadığı halde olağanüstü yargı yetkisi kullanan bu merciler derhal kapatılmalıdır.
b)    Soruşturma usulleri hukuk dışılığı teşvik etmektedir. Gizli tanık, teknik takip, telefon dinlemeler hukuka aykırı bir şekilde yapılmakta, tüm önemli iddianameler bunlara dayandırılmaktadır.  Delilden sanığa değil, sanık dinlenerek ya da takip edilerek delile gidilmeye çalışılmaktadır. Sanıklara “ben seni itham ediyorum, suçsuz isen suçsuzluğuna dair delil getir” anlayışı özel yetkili ağır ceza mahkemelerine yerleştirilmeye çalışılmakta, delil ile ilgili en önemli kural ters yüz edilmektedir. Kamuoyuna mal olmuş bütün davalarda bu tutum görülmektedir. Özellikle Diyarbakır’da devam eden Kürtler’e yönelik KCK suçlaması davasında bu yönteme başvurulmuştur.
c)    Adli kolluk çağdaş anlamdaki tanımıyla kurulmalıdır. Siyasal iktidarın soruşturmalardaki hâkimiyetine son verilmelidir.
d)    Tutuklama rejimi çok ağırdır. CMK 100. maddede katalog suç tanımı getirilmiş ve bu suçlarla suçlanan herkesin tutuklanma koşullarının var sayılabileceği kabul edilerek, adeta yargıçlara “tutuklayın” talimatı verilmiştir. Böylesi ağır bir tutuklama rejiminin sonucu olarak cezaevlerindeki mahpusların %47’si tutuklu durumdadır. Bu oran %60’tan %47’ye daha yeni düşmüştür. Kanun koyucu tutuklama rejiminin ağırlığını kabul etmiş olacak ki, 102. maddede tutuklama süreleri ile ilgili üst sınır getirmiştir. Bu üst sınır belirlenirken ağır ceza mahkemeleri ile özel yetkili ve görevli ağır ceza mahkemeleri arasında ayrım yapılmıştır. Bu ayrım bize şunu göstermektedir; Siyasal iktidar açısından kişilere karşı işlenen suçlar daha az önemdedir. Ancak devletin güvenliğine, anayasal düzene, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı işlenen suçlar daha çok önemlidir. Bu da yeni CMK’nın bu yönüyle eskisinden bir farkı olmadığını, bireyi değil devleti önemsediğini ortaya koymaktadır. Örneğin; 5 kişiyi öldüren bir kişi için tutuklama üst sınırı 5 yıl olarak belirlenirken, düşüncelerini ifade edip örgütlenme özgürlüğünü kullanan ancak devlete karşı suç işlemekle itham edilen insan hakları savunucuları, gazeteciler, öğretim üyeleri, siyasetçiler, belediye başkanları, sendikacılar ve öğrenciler için tutuklama üst sınırı 10 yıl olarak belirlendi. Bu örnek siyasal iktidarın yasa yaparken adalet anlayışını çok net olarak ortaya koymaktadır.
4-CMK’da, ceza infaz kanununda Adli Tıp Kurumu ile ilgili düzenlemeler sorunludur. Adli Tıp Kurumu adeta bilirkişi tekeli olarak yargıyı çalışamaz hale getirmiş, birçok kararı ile mahpusların cezaevlerinde ölüme terk edilmesine sebep olmuştur. Adli Tıp Kurumu’nun bilirkişi tekeline son verilmeli, başta üniversiteler olmak üzere eğitim ve araştırma hastanelerine de görev ve sorumluluklar verilmelidir.
5- Yargılamaların hızlı yapılabilmesi ile ilgili Bölge Adliye Mahkemeleri düzenlemesi yaşama geçmemiştir. Türkiye’deki sorunun bir başka boyutu, artan nüfusa oranla hâkim ve savcı sayısının yetersizliği, mahkemelerin yetersizliği ve özellikle temyiz mahkemelerinin daire sayısının azlığı sorunudur.
Nedir Çağdaş Ceza Muhakemesi İlkeleri?
1-    Yani çağdaş anlamda bir adli kolluk kurulmalıdır.
2-    AİHM içtihatları Türkiye açısından ve özellikle yargı açısından bağlayıcı olmalıdır.
3-    suç ve cezada ölçülülük ilkesine uyulmalıdır. Taş atan çocuğa 4 ayrı suçlamadan en az 10 yıl hapis cezası verilmemelidir. 
4-    insan haysiyetine aykırı yollarla delil elde edilmesi mutlak surette yasaklanmıştır. Susma hakkının sanığın aleyhine yorumlanamayacağı açıkça ifade edilmiştir.
5-    İddia ve savunma makamları arasında “silahların eşitliği” ana kuralına uyulması gerektiği belirtilmiştir.
6-    Adalet Komisyonu her hukuk devletinde kabul edilen ve masumluk karinesi ile sıkı bir ilgisi bulunan “Şüpheden Sanık Yararlanır” İlkesi’ne göre yapılan ceza muhakemesinin sonunda fiilin sanık tarafından işlendiği %100 açıklığa ulaşmadığı takdirde, mahkûmiyet kararı verilemeyeceğini açıkça ifade etmiştir. Böyle bir ilkenin kabul edilmesinin sebebinin ise “bin suçlunun cezasız kalmasının bir masumun mahkûm olmasına tercih edilmesi” olduğu yani başka bir ifadeyle ‘Masumluk Karinesi’dir.
7-    özgürlüklerden yana bir tutum takınılması gerektiği ifade edilmiştir.
8-    Adalet Komisyonu ayrıca Ceza Muhakemesi İlkeleri olarak Çabukluk İlkesi’ni, Kovuşturmanın Resmiliği İlkesi’ni, Delillerin Serbest Değerlendirilmesi İlkesi’ni ve Delillerin Serbestliği İlkesi’ni önemli ilkeler arasında saymıştır.
9-    Adalet Komisyonu tutuklamanın istisna olduğunu sadece bir tedbir olarak uygulanması gerektiğini masumluk karinesine mutlaka uyulması gerektiğini, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesini, suçların ve cezaların kanuniliği ilkesini, olağan hâkim tarafından yargılanma hakkını açıkça ifade etmiştir.
10- Adalet Komisyonu önceki usul yasasındaki eksikliklere değinmiş ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce saptanan koşullara uyulması gerektiğini sık sık hatırlatmıştır.
Adalet Komisyonu’nun yukarıda kısa bir özet olarak değindiğimiz raporunda belirtilen çağdaş ceza hukuku ve ceza muhakemesi ilkeleri maalesef yaşama geçmemiştir. Adil yargılanma hakkı Türkiye’de hala en büyük problem olarak orta yerde durmaktadır.”