BDP-HDP heyeti 49 günlük aradan sonra İmralı adasına giderek Abdullah Öcalan ile görüştü. Seçim sürecinden sonda gerçekleştirilen bu görüşmenin seçim sonuçlarının değerlendirilmesi, BDP-HDP birleşmeleri,1 Mayıs, Silahlı çatışmaların seyri gibi konular açısından önem arz ediyor.
Kamuoyuna yansıyan açıklamadan anlaşıldığı kadarıyla sürecin ilerlemesi için bir engel yok ancak çatışmayı sürdürmeye zorlayacak koşulların varlığı da mevcut. Yani konuşulanlar, görüşülenler hayata geçirilmez ve adım atmakta aksaklıklar yaşanırsa sürecin yine çatışmaya dönme olasılığı var. Ama barış ve çözüm daha yakın.
Bunu nereden çıkardığımıza gelince, bu da açıklamada saklı. Öcalan süreci buraya taşımaktan pişmanlık duymadığını belirtiyor ve bu da sürece olan inancının sürdüğünü gösteriyor.
Abdullah Öcalan’ın yansıyan ilk açıklamasında şunlar belirtiliyor; "Dönem karakter değiştiriyor. Her an derinlikli çözüm imkânları da çatışma olasılıkları da devrededir. Özellikle hükümetin atacağı adımlar çatışma olasılığını ortadan kaldıracağı gibi çözümü de yeni formatta derinleştirerek geliştirebilir. Çok zorlanmama rağmen süreci bugüne taşımaktan pişman değilim. Hatta çok önemli buluyorum. Süreç Türkiye'nin derinlikli, dışa açılımcı, demokratik hamlesine en önemli katkıyı sunacak bir yetkinliktedir. Tüm tarafları bu temelde üzerilerine düşeni yapmaya davet ediyorum. Eğer siyasi iktidar silahlı güçlerin topluma dönüş yapmasını istiyorsa gereken yasal çalışmaları hızla hayata geçirmek zorundadır. Dönüş yasası dahil olmak üzere tüm yasal düzenlemelerin bir an önce yapılması tarihi önemdedir."
Buradan da anlaşıldığı gibi bölgedeki dengelerin değişmesi karşısında yeni politikalara ve uygulamalara hazır olunması gerektiği vurgulanıyor.
Öcalan sürecin ilerlemesini hükümetin atacağı adımlara bağlıyor. Çatışma da çözüm de hükümetin atacağı adamlara bağlı diyor.
Çözüm sürecinin Türkiye’nin demokratikleşmesine ve açılım göstermesine katkı sunduğunu belirtiyor.
Ve en önemli noktayı da şu cümle ile vurguluyor;” Eğer siyasi iktidar silahlı güçlerin topluma dönüş yapmasını istiyorsa gereken yasal çalışmaları hızla hayata geçirmek zorundadır. Dönüş yasası dahil olmak üzere tüm yasal düzenlemelerin bir an önce yapılması tarihi önemdedir.”
Bu açıklamada kullanılan dil ve üslubun yapıcılığına dikkat edilirse aslında çözüm olasılığında gelinen aşamada çok rahatlıkla görülebilir. Öcalan hem kelimeleri seçerken hem sonuç beklerken oldukça olumlu sayılacak bir dil ve yöntem kullanıyor ve öneriyor. Bu da çözüm için gösterdiği çabaya bağlanabilir.
Öyle anlaşılıyor ki bundan sonraki süreçte silahlı güçlerin- ki burada “gerilla unsurları” kastediliyor- topluma dönüşü konusunda tartışmalar yoğunlaşacak. En azından silahların susması konusunda bazı görüşmelerin yapıldığını ve bunun sonuçlanması için de yasal düzenlemelerin yapılması beklendiğin anlamak çok hayalci bir yaklaşım olmaz. Ancak bunun nasıl, ne zaman ve ne şekilde gerçekleşeceği veya gerçekleşebileceği hususunda bekleyip görmek gerekiyor. Buna rağmen çağrı ve çağrıda kullanılan dili çok anlamlı bulduğumuzu da belirtmekte fayda var.
Burada şu hususu da dikkat çekmektedir ki Öcalan’ın beklediği yasal düzenleme yürürlükteki yasa değil. Bir pişmanlık yasasından bahsedilmiyor. Topluma dönüş yasasından bahsediliyor. Bu da Türkiye’de bir genel af yasasının tartışılması gerektiğini gösteriyor. Özellikle bu alanla ilgili olarak geniş çaplı bir düzenleme yapılmaz ise toluma dönüş konusunda sıkıntılar yaşanabilir.
Bu işin yol ve yönteminin nasıl olması gerektiğini ilgili kurum ve taraflar daha iyi bilirler ancak çözüm sürecinin hızını kaybetmeden sürmesinin ne kadar önemli olduğunu da herkesin görmesi gerekiyor. Her ne kadar bu aralar Türkiye’nin temel sorunları yerine iktidar mücadelesi gündemde tutuluyor ve önemseniyorsa da asıl meseleleri de görmezlikten gelinmemesi ülke yararına olur diye düşünenlerdeniz.
Next