“Tene yazılan Kitaplar” hemşerimiz Yavuz Ekincinin ilk romanı. Doğan Kitap tarafından yayımlandı. 264 sayfada bir tarih aktarılmak istenmiş. Yavuz Ekinci ile aynı soyadlarını taşıyoruz. Aynı dernekte üyeyiz. Aynı coğrafyanın havasını soluyoruz. Daha çok hikâye ağırlıklı çalışmalarını bu kez romansı bir hava ile paylaşmış. Kitabı ile ilgili yazmayacağım. Ama yazılanları sizlerle paylaşacağım. Bir arkadaşımızın ve hemşerimizin başarısı göğsümüzü kabarttı. Eline sağlık yavuz diyerek hakkında yapılan yorumların bir bölümünü aktarıyorum;

A. ÖMER TÜRKEŞ (26.03.2010):Tene Yazılan Ayetler, Yavuz Ekinci´nin ilk romanı. Hayat hikâyesinde 1979´da Batman´ın Kozluk ilçesinin Yedibölü köyünde doğduğu yazılı. Anlıyoruz ki savaşa, şiddete, acıya doğmuş Ekinci, otuz yıllık hayatı boyunca savaşa, şiddete, işkencelere, ölümlere tanıklık etmiş. Kayıp demek haksızlık ama en hafif ifadesiyle sancılı bir kuşak. Tene Yazılan Ayetler´de söz konusu tanıklıkları ve sancıları edebiyatın içinden anlatıya döküyor…

2009 yılındayız. Ama bir başka Türkiye´deyiz sanki. Devlet 1993 yılında “kimilerine göre radikal militanlar, kimilerine göre devlet, kimilerine göre de devletin kirli işlerini yaptırdığı Hizbullah´ın militanları tarafından kaçırılıp öldürülen yazar Asvas için günah çıkarmış.” Yaşadığı günlerde sade bir hayat süren ve sadece yazacağı öykü ve romanlarla ilgilenen Asvas, ölümünden kısa bir süre sonra dünyanın her tarafında okunan ünlü bir yazara dönüşmüş. Üniversitelerde eserleri üzerinde tezler hazırlanıp sempozyumlar düzenlenmiş. UNESCO 2010 yılını Asvas Yılı ilan etmiş… Cumhurbaşkanı, Asvas´ın ölüm yıldönümünde yaptığı konuşmada “Asvas Türkiye´dir” benzetmesini kullanmış… Kısacası savaş yaralarının sarıldığı -kurgusallığı daha baştan belli- bir dünyadayız.

Yapılacak etkinlikler çerçevesinde Asvas´ın hayatını romanlaştırıp sinemaya uyarlamaksa hikâyenin anlatıcısı Berzah´a düşmüştür. Yazarlık kariyeri parlak sürmeyen Berzah, boşandığı karısı, onu terk eden sevgilisi nedeniyle özel hayatında da sıkıntılar var. Asvas´ın hayatını kaleme alıp sinemaya aktramak belki de bir kurtuluş umudu.

Berzah, Asvas´ın hayatını aktarabilmek için arşivlere, eski gazetelere, onu tanıyanlara başvuracak, sonra da film ekibiyle birlikte Diyarbakır´ın yolunu tutacaktır. Hikâye ilerledikçe Asvas´ın çocukluğundan yetişkinliğine, mahrem hayatından edebiyat anlayışına, Hizbullah tarafından kaçırılıp işkenceyle öldürülmesine kadar pek çok gerçekle karşılaşıyoruz. Yavuz Ekinci, bütün bunların arka planına Güneydoğu´nun siyasi ve toplumsal gerçeklerini, atmosferini, Kürtlerin maruz kaldıkları zulmü çok iyi yerleştirmiş.

Anlatıcı Berzah bir yandan Asvas´ın hayatına odaklanırken bir yandan da kendi hayatının muhasebesiyle, içinde düştüğü yalnızlıkla, rüyalarına giren sevgililerle meşgul. Ekinci bu bölümlerde düz bir dil kullanmış. Asvas´ın metinlerinde ise güçlü bir yazarın imgelerle zenginleşmiş diline geçiyoruz. Romanda şimdiki zamana paralel olarak akan diğer kurgusunda ise çok eski zamanlara gidecek, dokuz bin sekiz yüz seksen altı yaşındaki bilge Utanapişti´nin sesine kulak vereceğiz. Tanrılar tarafından ölümsüzlük cezasına çarptırılan, yerinden yurdundan sürgün edilen, çağlar boyunca Doğu memleketlerinde dolaşan bu yorgun ve yaşlı adam görüp yaşadıklarını anlatacak…

Avasta´nın yazmaya koyulduğu ´Tene Yazılan Ayetler´ romanı etrafında birleşen bu iki kurgu, zaman ve mekân olarak çok uzak gibi görünmekle birlikte ortak evrensel temalar etrafında birleşiyorlar. Mitolojik metinlerden, kutsal kitaplardan, destanlardan, menkıbelerden derlenmiş anlatılar yoluyla Ekinci, Utanapişti´yi insanlığın adaletsizlik, zulüm ve acılarla dolu tarihinde adım adım ilerletiyor. Son durak bütün bu zulümlerin simgesi olacak bir yerdir; 12 Eylül sonrasının Diyarbakır Cezaevi, ardından Güneydoğu illeri ve Hizbullah´ın ölüm hücreleri.

Bu kısa özetten yola çıkarak edebi metinler ve toplumsal bellek ilişkisi üzerine bir tartışmaya girişilebilir. Öyle ya, tarih bilinciyle yazılmış romanlar, çok değil sadece on, yirmi, otuz yıl öncesi dehşetle izlediğimiz olayları bugün kolayca unutuvermişliğimiz karşısında bellek vazifesi görmüyor mu? Tene Yazılan Ayetler, unutulmuşluğa karşı isyanın sesini yükseltmiyor mu? Yanıtı belli soruları çoğaltabilir, otuz yıldır süren ´düşük yoğunluklu savaş´ın siyasi, toplumsal ve ekonomik boyutlarına dair pek çok mesele açılabiliriz. Ancak Ekinci´nin romanını salt bu boyutlarıyla tartışmak yazara ve edebiyata karşı haksızlık olur. Çünkü çifte kurgulu, çok katmanlı okumalara izin veren anlatısıyla Ekinci, yerelin ve siyasetin sınırlarını aşmasını bilmiş. Özellikle Utanapişti´nin geniş zamanlar ve uçsuz bucaksız topraklar arasında sevgilisi Lili´yi umutsuzca ararken bütündüğü kişilikler metinlerarası gezintinin çok iyi bir örneği.

Okunurluğunun sırlarını, edebiyat hakkındaki görüşlerini romanın içinde Asvas´ın ağzından özetlemiş Ekinci; “Ben Ehmede Xanî, Mevlana ve Shakespeare´in kırmasıyım. Kürt edebiyatının zengin söylemiyle büyüdüm. Türk ve Dünya edebiyatının büyük eserleriyle de yoğruldum ve yoğrulmaya devam ediyorum. Okumayı yazmaktan daha çok seviyorum. Asvas´ın -ve Yavuz Ekinci´nin- anlatı ormanlarındaki gezintisi Tene Yazılan Ayetler; Mesnevi, Eski ve Yeni Ahit, Kuran-ı Kerim, Yüzyıllık Yalnızlık, Körlük, Don Quijote, İnce Memed, Tutunamayanlar, Göçmüş Kediler Bahçesi, Mem û Zîn, Mela Ahmede Cizîrî Divanı, Dalgalar, Hüsn ü Aşk, Şato, Suç ve Ceza, Gölgesizler, Binbir Gece Masalları, Divan-ı Kebir, Hayy Bin Yakzan, Hamlet, Üvercinka, Şehname, Gılgamış Destanı, Dede Korkut Hikâyeleri, Amidabad, Ölüm Senfonisi, Kürt Aklın Arkeolojisi, Hanok´un Kitabı, Leyla ve Mecnun, Kötülük Çiçekleri gibi eserlerden esintiler taşıyor. Kimi zaman alıntılanmış cümleler, pasajlar, hikâye içine katılan -Don Quijot, Sancho Panza, Marco Polo, Şehrazat, Demirci Kava, Calvino gibi- kişiler de görüyoruz. Yaratıcılığa dönüşen bir kolaj. Godard´ın söylediği gibi, “Neyi nereden aldığım önemli değil, neyi nereye götürdüğüm önemlidir.” Beslendiği kaynaklardan özgün bir hikâye yaratmayı başarıyor Ekinci.

Ahmet Tulgar (25 MART 2010)

Bence.

´Tene Yazılan Ayetler´ bugün artık Latin Amerika ülkelerinde, gelişen demokratikleşme ve yüzleşme süreçleri sonucu tarihe karışan bir ´yönetim´ tarzının, bir baskı rejiminin siyasi ve militer aygıtlarıyla hüküm sürdüğü bir ülkede, bu rejimin kendisini en zalim biçimiyle ortaya koyduğu bir bölgenin çocuğunun elinden çıkmış olduğu için, bu böyle. Bu akrabalık kuruluyor.

Şiddetin ve zulmün, ceberrut devletin ´absürd´ pratiklerinin karşısına toplumun ve bireyin irrasyonalizmden ve efsanelerden esinlenen rasyonel ve onurlu direnişini, bu hat üzerinde inşa ettiği bir gündelik hayatı koyuyor Ekinci. Direnişin görkemini edebiyatın ihtişamı olarak yeniden üretiyor.

İçimizi hala yakan, kimilerimizi utanca boğan, aydınlanmadıkça bütün toplumu kolektif bir suçun faili haline getiren faili meçhul cinayetlerin, suikastlerin dehşeti efsanelerle buluştukça büyüyor, mücadele yolundaki halkların direnişine ivme kazandıracak motiflere dönüşüyor, diğer taraftan kadim efsaneler de gündelik hayatın içinde dolaşıma girdiğinde bir coğrafyanın asırlardır uğradığı zulmün dayanılmazlığını görünür kılıyor.

Yavuz Ekinci genç bir yazar. Ancak ´Tene Yazılan Ayetler´ olgun bir roman. Olgunluğu hem yazarının geldiği aşama ile ilgili hem de edebiyatının beslendiği toprakların geldiği olgunluk seviyesiyle.

Ülkenin en yakıcı sorunu olan Kürt meselesi çözülecekse, barışa ulaşılacaksa bu ´Tene Yazılan Ayetler´i esinleyen kadim halkın geldiği ve yazarını hızla ´yetiştiren´ oralardaki bu olgunlukla olacak.