Yeni Zaman Matbaasının karşısındaki bina o dönemde; Batman'ın yüksek binalarından biriydi. Sahipleri Demir kardeşlerdi. Büyük ağabeyleri merhum Şükrü Demir, binanın altındaki üç dükkanı birleştirmiş, orada demir-çimento ticareti yapıyordu. Halil ve Hasan kardeşler de ‘Sırık’ dediğimiz kavak ağaçlarının ticaretini yapıyorlardı. Üç kardeş de aynı binadaki dairelerde kalıyorlardı. 
*
Kıraathanenin yeni müdavimi Hasan Çoksever dayı emekli büyüklerimizdendi. Oğlu Mehmet Ali mahalleden arkadaşımdı. Bu nedenle ona karşı saygıda kusur etmezdik. Nezere (haşkin) dışında oyunlardan hoşlanmazdı. Nezere ‘52’ olarak tabir edilen dört iskambil kağıdı setinin bozularak, bazı kağıtlarının alınarak oluşturulan seksen iskambil kağıdı ile oynanırdı. 
*
Zayıf ve kısa boyluydu. Aşırı sigara içerdi. Sigarayı tuttuğu elinin parmakları sigaranın etkisi ile sararmıştı. Kısa ve seyrek saçları vardı.
memuriyet hayatı boyunca resmi giyime alışmıştı, emeklik sonrasında da takım elbise ve kravat kullanırdı.
*
Düşük masa ve etrafına konan düşük yükseklikteki sandalyelerde oynardık.
*
O da bütün oyuncular gibi oyunda kaybetmeyi sevmezdi. İlginç bir oyun olan nezere oyunda iddiası olmayan bir oyuncunun yüksek bir sayı bularak durumu değiştirebiliyordu. Benzeri bir olayı Hasan dayı ile yaşamıştık. Sayı itibarı ile en gerideydim. Kağıtlar karıştırıldı ve dağıtıldı.
*
Oyundaki yüksek sayı dört karo valesi ve dört maça kızının oyuncularının birine dağıtım sonrasında verilmişse oyunu anında bitirdi. (Bu kartların sayı değeri 3500'dü)
*
Bana verilen iskambil kağıtlarında bu sekiz kart vardı ve oyunu bitiriyordum. Sayılar açıldı, ben korkarak kartları yere koydum ve "oyun bitti" dedim.
*
Hasan dayı önce duraksadı. Elindeki iskambil kağıtlarını masaya fırlattı. 
‘Ulan çökelekler siz bana hile yaptınız, ben bu oyunu kabul etmiyorum kağıtları tekrar karıştırarak tekrar dağıtacaksınız.’
*
Bu yaşadığımız an nadiren olurdu. Bu nedenle Hasan dayının biraz daha sinirlenerek, bizi kızmasını istemiştim. Onlar kızdı mı oyun daha da zevkli hale gelirdi. 
*
‘Hasan emmi, inan hile yok. Her şey gözünün önünde gerçekleşti’ dediğim an Hasan dayı daha da sinirlenmişti. Elini tutum.

‘Tamam Hasan dayı, kızma arkadaş kartları bir daha kırıştırarak dağıtsın’ diyerek onu sakinleştirmiştim. Nezere zevkli bir oyundu ve hastalık derecesinde alışkanlık yapıyordu. Hasan dayı Gaziantep’liydi. Sinirli olduğu söylenebilirdi. 
*
Ramazan ayı boyunca kahve ve lokantaların kapalı olması ‘Nano Musto’ için fırsattı. Gündüzleri kapalı olan kahvehanenin camekanlarını perdeler ile kapatarak yemek hazırlardı. Hazırladığı yemekleri oruç tutmayanları kahvehaneye alarak, onlara onları doyururdu. Tüm hizmetleri para karşılığında yapardı. 
*
Batman’da muhafazakar insanlar bu uygulamalardan hoşlanmazdı. Bunu yapanların uyarılması gerektiğine inanırlardı. Ramazan boyunca oruç tutmayan insanlara yemek veren işyerlerini uyarırlardı. Nano Musto ve Keko Hasan’ın dükkanları da bir kaç kez ikaz edilmişti. 
*
‘Nano Musto'nun bir kaç yıl süren kahvehane ortaklığı sona ermişti. Kahvehanenin yeni ortağı ‘Müftü’ lakabı ile çağrılan Selahattin'di. Bismil'liydi. Uzun boylu hafiften kamburu vardı. Saçları erken dökülmüştü Alnının kaş uzantısı gözlerinin üzerinde gölge yapacak kadar ilerideydi. Hokka bir burnu vardı. Bıyık bırakır, fazla uzatmazdı.
*
Müftü tezgahta çay hazırlarken, Mustafa da içeride bulunan müşterilere çay servisi yapardı. Dışarıdaki esnafın da çay taleplerini Mustafa'a karşılardı. (Sürecek)