Geçen hafta Yunanistan’ın Başkenti Atina’da yapılan Sosyalist enternasyonal’in 23. kongresinde YNK Genel başkanı ve Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Sosyalist enternasyonalin Ortadoğu ve Balkanlardan sorumlu genel başkan yardımcılığına seçildi. Talabani’nin bu sıfatı Irak Devlet başkanı olarak değil YNK’nin Genel başkanı olarak aldığını da belirtelim.

Bu örnek aslında siyaset arenasının nasıl bıçak sırtında yürütüldüğünün de bir göstergesi. Sosyalist enternasyonal’e YNK’nin yanı sara Türkeyeden de DTP katılıyor..Yapılan değerlendirme sonucunda Balkanlar ve orta doğudaki gelişmelerin izlenmesi meselesi CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’dan alınarak Talabani’ye verilmesi ile bu kulvarda siyaset yürütenlerin ulusal ve etnik milliyetçilik konusunda da ciddi bir uyarı ile karşı karşıya olduklarını göstermiştir.

Bu karar kimsenin bulunmaz Hint kumaşı olmadığını gerektiğinde yaptırımlarla karşı karşıya kalabileceğini göstermektedir. Ülke içinde Sol kulvarı tamamen Milliyetçi cepheye dönüştüren Sayın Baykal ve ekibi Ayaş’ Dut yemeye gidedursunlar atı alan Üsküdar’ı geçti bilinsin.

Celal Talabani’nin politik kıvraklığı hepimizin malumu. Yaptıklarının tamamının benimsenmesi elbette beklenemez. Ancak siyaset arenasını iyi izlemeye çalışanlar bu yaşına rağmen gösterdiği gayret ve performansı da görmezlikten gelemezler her halde. Eleştirilecek bütün yanlarına rağmen Talabani şu anda Kürt kimlik tanımlamasıyla uluslar arası politik arenada en yüksek noktaya ulaşan bir şahsiyet konumunda.

İşgal altındaki Irakta bu siyasal arayış maratonunu siyasetçilerin ya da siyaset ile ilgilenen politikacıların izlemesinde yarar olduğunu düşünmekteyiz.

Bu gelişmeleri ve yansımalarını iyi tahlil etmek gerektiğini düşünmekteyiz. Dünyada süper güç olma kararlılığını sürdüren ABD’nin izlediği siyaset ile bu siyasete karşı çıkan gizli ve açık unsurların mücadelesi hemen hemen bütün ilgili ülkelerini iç siyasetine de yansımış durumda. Bundan etkilenen ülkelerden biri de bizim ülkemiz. Büyük Ortadoğu projesi çalışmaları yürütülürken buna karşı çıkmaya çalışanlar ile bunu yürütmeye çalışanların mücadeleleri her gün manşetlerde değil mi? Türkiye’deki gelişmelerin, çatışmaların Büyük Ortadoğu projesinin zemine oturtulması palanları çerçevesinde yürütülün mücadele ile ilişkisinin olmadığını iddia etmek gerçekçi mi?

Tarafları iyi bir şekilde izlemeye çalışalım. Çatışma eksininin ulusalcılar ile bunları benimsemeyenler arasında yürütüldüğünü göreceğiz. Bir dönemin Sosyalist cephe temsilcileri bu dönemin Milliyetçi temel unsuruna dönüştürülürken veya dönüşürken öbür tarafta Milliyetçilik konusunda mangalda kül bırakmayanların sosyalist politikacılara yer bırakmayacak denli politikalarını hayretler içerisinde izlemiyor muyuz?

Yıllarca Türkiye sol siyasetinin temsilcileri olarak lanse edilen Perinçek ve benzeri politikacılar nasıl oldu da birden gözden çıkarıldılar. Neden Kızılelmacılar ile yeşil elmacılar el ele vererek halay çekmeye başardılar. Ne oldu da MHP ülkede sükûnet isterken İşçi partililer ulusalcı politikalar ile meydanlarda nefes tüketmeye başladılar?

Ülkemizin stratejik konumu elbette tartışılmayacak öneme sahip. Ancak olup bitenlerin sadece stratejik önemle açıklanması yetersiz kalır diye düşünüyoruz. Dünya arenasında yeni denge arayışları var.Bu arayışta herkes kendine yakın yerde kendine yakın yandaşlar bulma gayretinde.Sovyet Rusya kendini toparlamaya çalışıp doğuya yönelik politikalar geliştiriyor.Çin ve Hindistan inanılmaz gelişmeler kaydediyorlar.Avrupa da ise Almanya çaktırmadan güç toplamaya devam ediyor.

Bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Tarihte ne zaman Almanların politik çizgisine yakın politikalar gelişirmiş isek sonumuz hüsran olmuştur. Gaipten sesler gelmiyor ama sakın bazıları bu dönemde böylesi bir politikayı tekrar canlandırma sevdasında olmasınlar? İttihat ve Terakki partisinin Enver paşalarla yürüttüğü politikaların  sonucu hepimizin malumu.Bu çizginin sevdalılar varsa dünyadaki gelişmeleri ,dengeleri,karşılıklı çıkarları ile muhattapların konumlarını yeniden değerlendirmelerinde fayda vardır.Bu değerlendirmeleri yapacaklarından şüphe yok da hani bunu hapishane duvarlarının dışında gerçekleştirirlerse faydasını görürler diye söylüyoruz!

Talabani örneğinde olduğu gibi görülüyor ki bırakılan koltuklar hiç de boş durmuyor.