Toplum yol göstericiliğine soyunmak, toplum tarafından benimsenmiş olan fikir ve düşüncelere taraf olmak ve bu doğrultuda çaba göstermek büyük emekler isteyen bir iştir. İnsanın eline kalem alıp işi bu şekil ile sürdürme çabası ise emek yanında cesaret isteyen bir durumdur. Bu nedenle ideolojiler adına veya fikirler adına ortaya çıkmış gibi görünmek için ortalığı ısıtma manevralarına başvurmak doğru bir hareket olarak görülmez ve kalem sahibine bir ok gibi döner.
Sorunların şiddet yoluyla, güç kullanılarak veya haksızlık yapılarak ortadan kaldırılmaya çalışılması, yok sayılması doğru bir davranış şekli değildir. Toplumsa düzen içerisinde başkasının yaşam şekline ve haklarına müdahale etmeden herkesin kendi düşünce sistemine göre bir yaşam sürmesi ideal olanıdır. Yazarların, düşünürlerin yapması gereken bir kalem bulduğunda yazması gereken fikir budur. Ancak zaman zaman galeyana gelen bazı şahısların boylarının ölçüsüne bakmadan sağa sola aydın olma ve yazarlık adına saldırdıklarını da gözlemlediğimizi bilmemiz lazım. Ya ne yazdıklarını bilmiyorlar ya da ne dediklerini.
Hiçbir siyasi akım veya fikir teorisini pratiğe dökerken ben hata yapmıyorum diyemez. Çünkü her düşüncenin pratik alanı yanlış yapmaya müsait olabilir. Sonuçta uygulayıcıları insanlardır ve bu da hata yapma olasılığını ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle genelleşmedikçe yapılan hataları düşüncelere mal etme eğilimine girmemek daha doğru bir yaklaşım tarzıdır. Ancak birinin hata ve yanlış gördüğünü uygulayıcılar sürekli olarak bütün alanlarda tekrarlıyorlarsa o zaman bunu hata olarak değil de uygulama modeli olarak görmek gerekmektedir.
Örneğin İslam coğrafyası olarak adlandırılan bölgelere ve bu ülkelere bakalım. Bu bölgenin hemen hemen bütün alanlarında savaş ve çatışmaların sürmesi bir tesadüf müdür? Bu ülkelerdeki kaos diye tabir edilen meseleyi sadece Petrol yataklarını bağlamak mümkün olabilir mi? Dünyada olup biteni Amerikan emperyalizmine veya Rus emperyalizmine bağlayıp işin içinde sıyrılma mantığı ne kadar doğrudur. Her tarafı yakıp yıkmaya birebir olan sözüm ona İslam savaşçıları İslam ülkelerinde sağlıklı bir düzenin oturtulması için ne yapıyorlar? Çeçenistanda, Afganistan’da, Pakistan’da elinde silah çatışan bu paramiliter güçlerin elde ettikleri pozitif sonuçlar mevcut mu?
Demek ki pencerenin açık olması sebebiyle ev sahibini suçlamanın dışında asıl meselenin hırsızdan kaynaklandığını kabul etmek gerekiyor. Sistemlerin eksik ve aksaklıklarını da görmek gerekiyor. Sistem uygulayıcılarının yaptıklarını da görmek gerekiyor. Sistem adına başkalarının sırtından geçinenleri de bilmek gerekiyor. Rahat rahat bulunulan köşede oturup başkalarını savunuculuğunu yapıp sistem eleştirileri yapmak doğru mantık ve yaklaşım değil. Yapılıyorsa da arkasında durmak gerektiği de hatırdan çıkarılmamalı.
Son günlerin en çok tartışılan konularından biri de şüphesiz Suriye’deki çatışmaların yoğunlaşmasıdır. Esat rejimine karşı ayaklanan Suriye muhalefetinin rejimi yıkma çabaları tam bir kaosa dönüşmüş durumda. Göreceli olarak ilk başlarda ilerleme sağlayan muhalif güçlerin Esat güçlerinin zamam içinde toparlanmaya başlamaları ile beklenen başarıyı gösteremedikleri görülüyor. Bunda güvendikleri dağlara kar yağmasının da etkili olduğunu belirtmek gerekiyor. Suriye’de rejimi yıkıp yerine muhalif güçleri oturtmanın zaman alacağını gören müdahaleciler ve destekçileri farklı senaryoları ortaya koyma telaşındalar. Bu senaryolardan birisi de zayıf halka olarak gördükleri Kürtlerin üzerine silahlı militanları göndermek oldu. Oysa bunca çatışma içerisinde en sakin ve güvenilir liman olarak kendini koruyabilen yer kürt bölgesiydi. Bu bölgenin suriyede yer değiştirmek zorunda kalan insanlar için güvenli bir liman haline getirilmesinin düşünülmesi yerine bu alanın da saldırılarla karıştırılmak istenmesi elbette planlı bir çalışmanın sonucudur. Esadı deviremeyen güçler kuzeyde sözüm ona suni bir İslam devletçiği kurma söylemi ile El kaide bağlantılı El Nursa ve paramiliter güçleri Kürtlere saldırtmaya başladılar. Bu tavır elbette doğru bir tavır ve yaklaşım değil. El kaide kontrolündeki bir kurtarılmış bölge yaratma fikrinin muhalifleri destekleyen güçler tarafından desteklenemeyeceğini herkes çok iyi bilmektedir. Bunu en başta Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa devletleri kabul etmez. Hatta sınır komşusu olacak olan Türkiye’de de bu durum kabul edilebilecek bir durum değil. Ancak söz sahibi olayım derken göz çıkarıldığı da görülmelidir.
Bu çabalar içerisinde göze çarpan diğer bir unsur ise kendine düşman olanların takındıkları tavırdır. Kürtlerin meşru hak savunuculuğunu sözüm ona ideolojik bir çarpıtma ile İslam karşıtlığı olarak sergilemek isteyenler İslam adına neden katliamlar yapıldığını izah etmekten yoksundurlar. İslam adına arkalarına sığındıkları güçlere tek bir laf etmeyenlerin konu Kürtler olunca ortaya çıkmalarını da manidar bulmak gerekiyor. Bunlara da söylenecek laf eğer duvara bir tuğla koyamıyorsanız bari susmayı becerin demek oluyor!
Next