Ortadoğu tüm zamanların en büyük ve en devrimsel çıkışını yapıyor. Yarım yüzyıllık diktatörler tek tek devriliyor. Kaddafi gibi dibi kadayıf tutmuş lider bozuntuları ise halklarının yok edilmesi ve ülkelerinin alt yapısının yok olması pahasına buna direnmeye çalışıyor. Sonuç ümitsiz ama halen bir inat diretiyor. Gerçi Fransa’nın ilk saldırısı pekte hayra alamet değildi. Emperyal bir güç olmanın vermiş olduğu refleks ve cesaretle belki de dünya’nın dokuzuncu petrol rezervine sahip kara parçasına hâkim olmanın vermiş olduğu iştah bunda etkili olmuştur, bilinmez. Türkiye’nin baskıları sonucu Fransa, ilk adam olma özelliğini kaybetmiş ve NATO hâkimiyeti devralmıştır. Batılıların öyle çokta insan hakları erdemliliğiyle saldırmadığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Nitekim Saray Bosna yerle bir edilirken o koca popolarını kaldırması bir hayli zaman almıştı Batı askeri gücünün. Ama iş Libya oldu mu ne tez canlı oluverdiler? Ama her ne olursa olsun bu güzel bir gelişmeydi özgürlük adına. Derken Suriye’yi aldı mı bir telaş? Durduk yere maaşlara devasa zamlar, özgürlük paketleri ve mevcut hükümetin istifası geldi. Ama bir umut Suriye halkları ayaklandı. İlk ayaklanmada El Muhaberat Timleri 25 kişiyi taradı ve öldürdü. Biz bu olaylara şaşırmadık. Çünkü Baba Esat, Müslüman Kardeşlerin yoğun faaliyet gösterdiği Hama ve Humus şehirlerini günler ve gecelerce kuşatmış, yoğun tank ve topçu ateşiyle ve hava bombardımanı ile yerle bir etmiş bir isim. Oğlu da babasına çekmiş. Suriye’de yaşayan Kürt asıllı birisi ile tanışmıştım. Kürtçe bilmeyen bu kişi bana kimliğini gösterdiğinde üzülmüştüm. Kürt asıllı olduğundan paçavradan bir sarı kâğıt vardı elinde ve aslen Suriyeli ve Arap olmayanlara bunlardan verildiğini belirtmiş, askerlik bile bize yasak demişti. Memur olamıyorsun, istediğin gibi mal mülk edinemiyorsun ve hatta örgüt taraftarı iddiasıyla elindeki arazileri bile devlet istediği gibi elinden alabiliyormuş. Var mı böyle bir adalet? O yüzden tüm Arap ülkelerinden en çok Suriye’nin devrilmesini ve halklarının özgürlüğe kavuşmasını diliyorum. Burada asıl belirtmek istediğim ise Suriyeli bir kalemşor. İsmi Hüsnü Mahalli. Bu kişi Türkiye’de yazılar yazıyor. Daha önce Yeni Şafak gazetesinde yazarken bu gazeteden kovulur ve Akşam gazetesinde yazmaya başlar. Arap ırkçısı, bağnaz bir isim. Keşke bu ülkede yazmasaydı. Zaten bizde bir sürü zerzevat yazarken ithal edilmişe ne gerek var? Gelmiş işte. Bu kişi hakkında16 ağustos 2006 yılında Ertuğrul Özkök, Mahalli ile ilgili olarak, ‘Suriye’nin menfaatlerine yeminli sadakatini hiç saklamayan bir köşe yazarı’ ifadesini kullanırken, Ülsever, ‘bu kişi gazeteciliğin dışında bazı şeyler de yapıyor’ demişti.
Tartışma programlarına katılan bu kişi her zaman Suriye’nin tarafını tutmuştur. Bir kişi ülkesini sever tabii ki ama sen bir yazarsan (ki ben şüpheliyim) ülke insanının tarafını tutmalısın. Özgürleşmesi yolunda yayınlarda yer almalısın. Sen ne yapıyorsun, kalkmış Suriye hükümetini ve Esad’ı savunuyorsun. Neler mi diyordu daha geçen gün? Buyurun dinleyin ve ibret alın;
Esat çok büyük zam yaptı. Reform paketini açıkladı. Şöyle yaptı, böyle yaptı. O zaman bu olaylara ne gerek var? Demek ki bu olayların arkasında birileri, bazı kötü niyetliler var. Aslında asıl hedef Türkiye ve sonrasında da İran. Buraya da gelecek ve ortalığı karıştıracaklar. Beşar Esat çok güzel devrimlere imza atıyor. Buna rağmen ülke kaosa sürüklenmek istiyor. Sıra size ve sonrasında da İran’a gelecek. Bu özgürleştirme olayları hepsi Büyük Orta Doğu Projesinin aşamalarıdır.
Adam resmen Esad ve Baas partisi yetkilisi gibi konuşuyor. Ben bu adamın Suriye istihbarat birimi el-muhaberat’ın bir adamı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir ajan ancak bu kadar saçmalayabilir. Ama Allah var işini de iyi yapıyor. Türkiye’ye de sıranın geleceğini söyleyerek bizlerin Suriye’ye yönelik olası bir harekâta karşı koymamızı planlıyor. İran’ı da işin içine katarak Türkiye ve İran arasında bir müttefiklik oluşturma peşinde. Bu şekilde Suriye’ye destek veren iki cephe olarak Türkiye ve İran kendisinin bağlı olduğu kanlı Suriye rejimi için bir destek oluşturacak, güya. Yemezler Mahalli, yemezler. Senin ne menem bir insan olduğunu biz Kürtler ve demokrat olan her Türk ve Arap iyi bilir. Sen değil miydin Irak savaşında Saddam’ı destekleyen. Belki direkt Saddam demiyordun ama ne işi var Amerika’nın Irak’ta diyordun. Belki Amerika kendi çıkarları için gitmiş olabilir, doğrudur. Hatta kitle imha silahı da bulunamadı. Bu da doğrudur. Ama bu gün Saddam gibi bir benamus tarih olmadı mı? Çok mükemmel olmayabilir ama demokrasi yavaş yavaş işlemeye başlamadı mı? Seçimler yapılmıyor mu? Bir tek güneyinde olaylar durulmuyor ama orada da eski rejime ilgi duyanlar ve fanatik örgütlerin cirit attığını biliyoruz. İnşallah oraları da kuzey’de yar alan Irak Kürdistan’ı gibi selamet bir yer olur, bunu diliyoruz. Kürdistan’da bırakın intihar saldırısını, tek bir mermi bile patlamıyor. Hatta zengin güneyli Arapların bayram tatillerini geçirdikleri yerdir Kürdistan. Resmen yeni ve modern şehirler yapılıyor. Saddam zamanında kimyasal silahların atıldığı ve bebeklerin annelerinin koynunda can verdiği topraklar bu gün adeta modern Avrupa şehirleri ile kendilerini dünya’ya tanıtıyor. Amerika saldırmasaydı bu gün ne Kürdistan şehirleri modern şehirler olabilirdi ve ne de çok zorunuza rağmen bir Kürt, Irak Cumhurbaşkanı. Koalisyon güçlerinin ırak’a saldırması zamanında sen neler demiştin, halen hafızalarda. Yok, Amerikalı askerler Kürtlere dadanmış, yok oradaki Kürtler kızlarını Amerikalı askerlere peşkeş çekmiş gibi bir sürü safsata. Senin gibi ırkçı Araplara bizde ırkçı söylemlerle cevap verebilirdik ama biz sizin gibi değiliz. Sadece tek cevap, hadi leyyyyn.
Tek dileğim Amerika Birleşik Devletleri ve tüm NATO güçlerinin bir an önce Suriye’ye girmeleri ve Beşar Esad ve el-muhaberat isimli örgütü yerle bir etmeleri. Hama ve Humus’un ve de Kamışlı civarında yaşayan Kürtlerin ve dahası tüm Arap ve mezhep mensuplarının çektiği acılarının son bulması. Bunlar yaşanırken tıpkı Mısır’da ki gibi bu olayların kansız bitmesi, halkın bundan zarar görmemesi de en büyük dileğim. Ama yok altı kadayıf tutan Kaddafi gibi ülkesinin yok olması pahasına diretecekse bunu da Esad ve işbirlikçileri bilir. Gerçi o erkeklik Esad’da yok ama. Bir sonraki durak Suriye. Bu halkın özgürleştirilmeye ihtiyacı var. Hadi hayırlısı.
Next