Türkiye gerek tarihsel geçmişi gerekse coğrafik konumu ile önemli bir ülke. Üstelik tarihi geçmişi önemli bir devlet tecrübesine sahip bir ülke. Savaş kazanmış, savaş kaybetmiş, sorunlarla boğuşmuş ve deneyim sahibi olmuş bir ülke.
Cumhuriyetin kuruluşundan sonra geçmişin korkularından kurtulmak için elinde kalan son toprak parçasında tek bir ulus yaratma sevdasına girmiş bu yolda başarılı bir sonuca ulaşmak için bir çok yanlış yapmış ancak bu mayası tutmamış bir ülke. Bu nedenle yurttaşları olan topluluklarla sorunu olan bir devlet sistemine sahip bir ülke.
Buna rağmen birleştiricilikleri ayrıştırıcı özelliklerinden daha fazla olan bir ülke. Din ve toprak bütünlüğü veya birlikteliğinin yanında ortak amaçlar konusunda kader birliği yapmış toplumlardan oluşan bir ülke olduğu için yapısını koruması çok da zor olmayan bir ülke.
Çağdaş toplumlarda ve devletlerde sorunlar konuşularak, değerlendirilerek,uzlaşılarak çözülmeye çalışılır diğer yerlerde ise yok sayılarak, sorun sahipleri veya muhattapları yok edilerek, tutuklanarak, sürülerek, baskı altına alınarak görünmez kılınmaya çalışılır.
Bu nedenle sorunların çözümü konusunda nasıl bir yol izleneceğine, sivil toplum değil elinde kanun ve silahlı güçler bulunduran devlet aygıtını yöneten siyasi mekanizmanın yürütücüleri karar vermek durumundadır.
Bu gerçeklik karşısında bu ülkede karar verici mekanizma siyaset kurumudur. Başta Kürt sorunu olmak üzere Türkiyedeki sorunların çözüm muhattabı sivil toplum ve sivil Toplum Kuruluşları değil parlamentodur.
Parlamento ve siyasal partiler sorunu konuşacak, tartışacak,çözüm önerilerini sunacak ki sivil toplum kuruluşları da bu sürece katkı sunma gayreti göstersin. Yoksa devasa sorunları Sivil Toplumun kucağına atarak çözüm beklentisine girmek çok da mantıklı bir yaklaşım değil.
Kürt sorununun çözümü noktasında tıkanıklık sivil toplum kuruluşlarından değil siyasal süreci yönetmek durumunda olan siyasal partilerden ve temsilcilerinden kaynaklanmaktadır.Nitekim siyasal partilerin, iktidar ile muhalefetin uzlaşma çabaları hiçbir zaman sivil toplum tarafından sekteye uğratılmamıştır.
Sivil Toplum Kuruluşlarının toplumun olumlu yönde tercih belirtmesi konusunda inisiyatif sahibi oldukları ve olacakları doğrudur. Bu konuda karar alıcı mekanizmaları desteklemeleri ve onlara moral vermeleri de mümkün hatta önerilerini yazılı ve sözlü olarak iktidar başta olmak üzere siyasal yapılara ve muhattaplara iletmeleri de.
Ancak buna rağmen sürecin veya süreçlerin yürütülmesini sağlayacak olan mekanizma STK’lar değil Siyasal Partiler ve anlayışlardır.
Bugün STK’ların sorumluluk üstlenmesini ve sürece müdahil olmalarını bekleyenler bu konuda görüş belirten STK’ların üzerinde baskıların eksik olmadığını neden görmezlikten geldiklerine de bir cevap vermek durumdadır.
Gazetecilerin ve yazarların tutuklandıkları,
Sendikacıların tutuklandıkları,
Muhalif olanların demir parmaklıklar arkasına atıldığı,
Avukatların sanık durumuna sokulup tutuklandıkları bir yapı içerisinde STK’lardan çözüm için beklenti içinde olmak biraz tuhaf kaçan bir durum olmalı ve bu durum bizim ülkemizde diz boyu.
Sonuç olarak ülke sorunlarının çözümü konusunda insiyatif alan iktidar ve muhalefet partilerinin ellerini güçlendirmek için STK desteğinin sağlanması oldukça önemlidir. Ancak siyasal mekanizmanın yapması gereken işleri STK’lardan beklemek yanlış bir beklenti olacaktır. Güçlü bir Sivil Toplum örgütlenmesi sağlamak için STK’ların üzerindeki baskıların azaltılması çözüm sürecine katkı sunacaktır.
Next