Artık kabul etmek gerekir ki bu ülkede sorunlara duyarlı olan insanlar bir “Sinir Testinden” geçiriliyor. Test denekleri ülkenin duyarlı insanları, test ediciler ise ülkenin siyasal yönetim kademesinde bulunanlar.
Sallabaşını al maaşını, dünya yanmış bana ne, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığında değilseniz bu ülkede derdiniz var. Hele bir de ekranlara çıkıp her şeyi güllük gülistanlık gösterenlere kanmıyorsanız sizi psikologlar bile kurtaramaz.
“Yeryüzünde muteber bir nesne yoktur devlet gibi olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” sözünü söyleyen Muhteşem Süleyman’ı bile getirseniz sıhhat’li nefesi yaşayamaz. Çünkü huzur yok. Huzurun olmadı yerde de ne sağlık olur, ne selamet.
Ülkemizin temel ancak çözümlenmesi mümkün olan sorunları bulunmakta. Sorunlar çözülmesine çözülebilir ancak gelin görün ki çözüm mertebesinde bulunan zatların buna yaklaşım tarzı kocaman bir kaos mantalitesine tabi. Siyaseti; çözüm bulma, uzlaşma yolu ve yöntemi seçme yerine kurulan özel düzeneklerle sosyal olayları önce siyasallaştırma ve ardından yargılayarak cezalandırma yöntemini benimsiyorlar. Bu durum doğal olarak etki-tepki meselesine dönüşmekte ve sorunlar kör düğüme dönüşmektedir.
İlginç olan diğer unsur ise seslerini çıkarmaları gereken kesimlerin seslerini çıkarmamaları ve doğal bir oto sansürü kabul etmiş olmalarıdır. Kimisi parti içi ve makam kaygısından, kimisi varlığının vergi kıskacına alınmasından, kimisi kendisini cezaevinde bulma korkusundan, kimisi bana necilikten, kimisi yıkılırsa yıkılsın ben kendimi kurtarırım mantığından yola çıkarak olup bitene duyarsızlaşmakta ve memleketin içinde bulunduğu bu acı tabloyu görmezlikten gelmektedir.
Siyasal alanda bölgede yaşananlar tam anlamı ile “Taşların bağlandığı itlerin salındığı” durumdan ibaret hale geldi. Kimin ne yaptığı veya yapmaya çalıştığı anlaşılamıyor. Yapılan işler, atılan adımlar, yapılan müdahaleleri yan yana koyup incelediğinizde ortaya Şiddet sarmalından umut bekleyen bir yapı görmektesiniz. Oysa bu ülke ve bölge şiddet politikasının alasının uygulandığı dönemler yaşadı ve bu politikanın yanlışlığını bizzat uygulayıcıları dile getirdi. “Dağdan inip düz ovada siyaset yapsınlar” diyen bu ülkenin Emniyet Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı, Parti başkanlığı yapan ve şimdilerde özel cezaevinde yatan Mehmet Ağar’dı.
O günün politikaları hatırlatıldığında “onlar öldürüyorlardı biz tutukluyoruz” diyen mevcut siyasal yapının burnundan kıl aldırmayan politikacıları ise nedense işin dayandığı noktayı görmezlikte ısrar ediyorlar. Gemideki ufak delikleri kapatırım mantığına o kadar yoğunlaşmışlar ki dışarıdaki fırtınadan habersiz gibiler. Oysa bu fırtına yaklaştığında ne gemideki delik kalacak, ne geminin kendisi. Her yer ve her şey birilerinin postalları altında ezilip geçecek ve son pişmanlık fayda etmeyecek. Bunu anlamak için çok uzaklara batmak gerekmiyor. Yanı başımızda, burnumuzun dibindeki komşularımıza bakarsak bu durumu rahatlıkla anlamak mümkün olacak. Sırt sıvazlamalarına aldanmayıp gerçekleri görmek ve buna göre çözümler üretmek gerekmektedir.
Saddam Hüseyin kılıcını havaya kaldırdığında yer yerinde oynardı. Arap ülkelerinin sembolü baas rejiminin diktatörüydü. Bir eli yağda diğer eli baldaydı. Üniformasını çıkarmayı neredeyse yatakta bile düşünmüyordu ama sonuçta bir yer altı çukurunda bulundu ve idam edildi. Kim tarafından derseniz en çok güvendiği güçler diyelim. Muammer Kaddafi Libya’nın devrilemez denilen cuntacı lideriydi. Çadırı ve üniforması ile övünüyordu. Sonu ne oldu. Bir kanalizasyon çukurunda saklanırken yakalandı ve uğruna canını vermekten çekinmediği halkı tarafından öldürüldü. Tunus ve Mısırda olup bitenler malum. Şimdi ise sıra Suriyede. İç savaştan nasibini alan ülkelerin en az on yıl kendilerine gelemeyeceklerini bilmek kehanet sayılmaz. Bu ülkelerin liderlerinin tamamı ile can ciğer olan yöneticilerimizin ABD’nin bir işareti ile nasıl yön değiştirdiklerini de çok iyi bilmekteyiz. Bu dostların (!) tamamı bir anda diktatör (!) olarak tanımlandılar.
Aynı akıbetin mağduru olmamak için akılların saklandığı yerden çıkarılıp bulunması gereken yerlere yerleştirilmesi gerekir. Aksi takdirde onu yerine oturtacak olan acı tecrübe olacak ki bu hem ülkenin hem yurttaşlarının onurlarının yerle bir olması demektir.
Sonuç olarak dememiz odur ki sinir testi yaptırarak, baskı uygulayarak ülke sorunları çözümlenmez. Kürt sorunun çözümü ülkenin temel sorunlarının başında gelmektedir ve hükümet bu sorunu bozuk koster hikayeleri ile çözümleme mantığından bir an evvel vazgeçmelidir. Türkiye ancak Kürtlerle anlaşarak ortadoğunun büyük gücü olabilir. Kürtlerle uzlaşmadan selamete ermek bu saatten sonra mümkün olmaz. Sinir testleri sadece huzursuzluğun artışına neden olur.
Next