Doğrusu şiddetin ortalığı kasıp kavurduğu bir ortamda seçime girmek demokrasi ve barış adına bir talihsizliktir. Çünkü zaten seçim demokrasi ve barışın bir sonucu olması gerekmez mi?
            Herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir ki, şiddet ortamında insanlar sağlıklı düşünüp karar veremiyorlar. Duygusallık ve öfke ön planda olur. Kitleleri ajite etmek kolaylaşır. Seçim sandığından tahmin edilenden farklı sonuçlar çıkabilir.
            Sandıklardan neden normal olmayan sonucun çıkması demokratik mi? Böyle bir sonucu arzu etmek dikta rejimlerinin yaptırdığı sonucu belli seçimlerden ne farkı var? Mısır, Libya, Yemen ve diğer diktatörlerin hâkim olduğu seçim ortamlarından ne farkı olacak böyle bir seçimin?
            Seçmenin iradesine ipotek koymamak, insanların hür iradeleriyle tercihlerini yapmaları önündeki engelleri kaldırmaya çalışmak gerekmez mi? Yürürlükteki seçim kanununun %100 adil olmadığı bir gerçek. Lakin demokratik usullerle mücadele etmek, kitleleri şiddete bulaştırmadan, insanların hayatlarını karartmadan, esnafın evine götüreceği ekmeğe mani olmadan bunu yapmak mümkün değil mi?
            Yıllardır şiddet sarmalı içinde sinirleri sürekli gergin olan insanımızı rahatlatmak, endişelenmeden sokağa, çarşıya gitmesini temin etmek, güven ortamında artan ekonomik hareketliliği çoğaltmak ve bu sayede insanların evlerine aş götürmelerine zemin hazırlamak için çalışmak çok mu zor?
            Faili meçhuller, ekonomik geri kalmışlık, eğitim ve sağlık sorunları halkımızı bugüne kadar esir almışken ve bu sarmalın kırılması yönünde olumlu gelişmeler artarken herşeyi tersine çevirmek çok mu akıllıca bir iş? Ergenekon çeteleri çökertilirken, derin devlet dediğimiz vampirin dişleri sökülmesi yakınken ve Fırat’ın doğusundaki faili meçhullere ulaşmak için bunca yol kat edilmişken neden tekrar şiddet ve tekrar gerilim?
            Demokrasi ve özgürlüklerin genişlemesi için bütün sivil güçler elele verip daha demokratik ve özgürlükçü anayasa çalışmaları için halkımızı uyandırmak gerekmez mi?
            Unutmamak gerekir ki, ülkemizdeki başta Kürt sorunu olmak üzere bütün sorunların çözümü sivil ve demokratik bir anayasanın inşa edilmesiyle mümkündür. Bütün sorunların çözümü için kendimizi merkeze alarak başkalarının söylediklerine gözümüzü ve gönlümüzü kapatmak, bize geçici bir zafer verse de uzun vadede bu başarı yok olacaktır. Bu anlamda eleştirilere açık olmak, bu dünyada bizden başka yaşayan ve düşünen insanların da olduğunu kabullenmek gerekir.
            “Gözünü kapayan sadece kendine geceyi getirir”, özdeyişi bu bağlamda dikkatle anlaşılması gerekir. Halkımızın sağduyusunun daha aydınlık gelecek için iyi bir terazi olduğuna inanıyorum. En kötü şartlarda bile kaybedilmeyen bu sağduyunun gelecek kısa ve uzun zaman döneminde de belirleyici olacağına inanmak ve ümidimi kaybetmemek istiyorum.