Kumarbazlar çok iyi bilirler eminiz ki bazı siyasiler de çok iyi bilirler ki oyunda kasa her zaman kazanır. Lakin yaşamda kasa her zaman kazanmaz. Çünkü yaşam her zaman kumarla eşit değildir. Kurallar şansa ve kişisel maharetlere göre belirlenmiyor. Toplumsal ve yaşamsal gerçeklerdir kuralları belirleyen. Bu nedenle yaşamda kasa her zaman kazanmaz. Bunun somut örneği de savaşlardır.
Kumarda kasa kazanır denilirken ev sahibinin daima karlı çıktığının hatırlatılmasıdır lakin savaşta kazansa da, kazanmasa da ev sahibi kaybeden taraftır. Çünkü yakılıp yıkılan, harap edilen, ayakaltında ezilen kendi evi, kendi ülkesi, kendi insanlarıdır.
Başka türlü olaya bakalım.
Peki, eğer ortada bir haksızlık var ise ve haksızlık yapan haksızlığında diretiyorsa ve bütün diyalog kapılarını kapalı tutuyorsa savaşmaktan başka çare var mı?
İşte zurnanın zırt dediği nokta da bu!
Çünkü her aklı başında insanın söylediği veya söyleyeceği gibi bu sorunun cevabı çıkmazın ta kendisidir.
Çünkü duyguların mantığı zorladığı koşullar oluşmuş olur ve her an ortaya ölüm kokan kararlar çıkar veya çıkabilir.
Birçok durumda böylesi durumlarda savaş kararı, çatışma kararı çıkmıştır ancak unutmamak gerekiyor ki zalimlik içerenleri hariç bütün savaşlar ezilenler için veya haklı olanlar için daha adil bir dünyada barış içinde yaşamak içindir. Hiçbir savaş daha fazla ölmek için veya ölümden çare çıkarmak için yapılmaz. Mesele hak ve hukukun gerçekleşmesi ve daha huzurlu bir YAŞAM’dır.
Yaşadığımız ve etrafımızda yaşanan savaşlara dikkatli bakmak gerekiyor. Kaynayan kazandan haşlanmadan, yanmadan, ölmeden kurtulmanın çarelerini bulmak gerekiyor. Bu da elbette BARIŞ’ı istemek, arzulamak ve yaşama geçirmekle mümkün olur.
Barışseverler asla korkak insanlar değildir. Çünkü barış isterken sizi yemek isteyen şahinlerin kılıçları, silahları, öfkeleri ve kızgınlıklarının hedefi haline gelirsiniz.
Neden?
Çünkü onların ne ölmelerini, nede öldürmelerini istemiyorsunuz!
Onlara göre onlardan yana taraf olmak zorundasınız. Varlığınız, yaşam tarzınız, etnisiteniz, inancınız, yaşam ortamınız bunu gerekli ve zorunlu kılmaktadır.
Onlardan yana tavır almazsanız hainsiniz, korkaksınız, işbirlikçisiniz, yamuksunuz velhasıl ne kadar terslik varsa hepsinin yegâne sahibi bir varlıksınız.
Ama onlarda yana olsanız yani savaş isteyenlerdenseniz o zaman ölüme mahkûm bir kahramansınız. Bütün kahramanların ölü olduğu veya bütün ölülerin kahraman olduğu yaşamın bir üyesisiniz. Huzurlu bir yaşayan değil huzur içinde uyuyan bir ölüye dönüşürsünüz!
Oysa bu savaşların başlangıç noktası neydi?
Onurlu ve huzurlu bir yaşam!
Öleceksek onurumuzla ölelim diyen sesler de var bunlara da eyvallah ama eğer mücadele yaşam için ise o zaman da bütün koşullarda barışı zorlamak gerekmez mi?
Savaş zarar veriyor. Bunun sonuçlarını azaltmak ve ortadan kaldırmak için de barışsever olmak ve mücadele etmek gerekiyor.
1-İnancı, etnisitesi ve siyasi düşüncesi ne olursa olsun, savaştan zarar görenleri bir araya getirmek
2-Hak eşitliğine dayalı barış mücadelesi yürütmek
3-Herkesin değer yargılarına saygı göstermek
4- ve iç çatışmaları önleyici girişimler gerçekleştirmek
5- diyalog kanallarını açık tutmak
Barışseverlerin vazgeçilmez ilkelerinden bir kaçıdır.
Barış mücadelesi elbette zordur. Bunun farkındayız. Çünkü bir dostun dediği gibi; “ Barış mücadelesi en zor mücadeledir. Riskler almana rağmen; korkak ilan edilirsin, dönek ilan edilirsin, düşman ilan edilirsin, siyasi hayatın bitebilir. Ama inanın bunların hiçbiri; Nusaybin de, Silvan da, Sur da, Cizre de yaşamını yitiren bir çocuktan daha değerli değildir.”
Evet, elbette yaşamda vazgeçilmez temel değerler vardır. Ama kutsal olan temel esas insanların yaşam hakkıdır. Barışseverler elbette hak ve hukuka dayalı bir çözüm talebinde bulunmaktadırlar. Kimse haksızlığı kabul et ve sesini çıkarma demiyor. Ama hak ve hukukun gerçekleşmesi için ölmeden ölme metotlarına zemin hazırlamadan ve öldürmeden ulaşmanın yolları varsa bunun da denenmesi gerektiğini hatırlatmaktadırlar.
Durum böyle olunca da barışseverleri hedeflemenin bir anlamı yok. Çünkü savaşı çıkaran koşulları yaratan veya savaşı dayatanlar barışseverler değil. Barışseverlik icazetle alının bir meslek de değil. Bu nedenle kimse biat da beklemesin.
İstenen şey; eğer çözüme katkı sunulmayacaksa, barış istenmeyecekse “gölge edilmesin” yeter.
Barışseverlere her türlü baskıyı uygulamak mümkün çünkü savunma için bir silahları yoktur ama bu üstünlük sizi daha iyi bir savaşçı da, daha iyi bir haksever de yapmaz biline. Bu nedenle büyük İskender dahi olsanız hak karşısında kaybedenlerden olacağınız unutmayın! Haklıysanız ve buna inanıyorsanız üstünsünüz ve kazanacaksınız. Çünkü aydınlığı bastıran karanlık yoktur. Aydınlık savaşta değil barıştadır.
Next