29 Mart 2004 tarihinden bu yana tam beş yıllık bir süreci hep beraber acısıyla tatlısı ile olumlulukları ile olumsuzlukları ile atlatmış bulunmaktayız. Bu Pazar geçen sürecin tekrar masaya yatırılıp verilen kararların yerinde olup olmadığının değerlendirmeye tabi tutulacağı bir Pazar olacak.

Demokratik yapılanmasını, rejiminin sorunlarını, toplumlarının taleplerini büyük oranda sonuçlandırmış toplumlarda siyaset tamamen bir hizmet ve bağlılık aşkı olarak görülür ve ona göre değerlendirilir. Demokratik ilerleme ve ekonomik gelişim sağlayan devletlerde siyasetçiler toplum içerisinde çok sıradan insanlar olarak yaşamlarını sürdürürler.

Bu nedenle başbakanların bisikletle tur atması, işe toplu taşıma araçları ile gitmeleri çok doğal karşılanır.

Ancak gelişim süreçlerini tamamlayamayan ve toplumsal sorunlarını çözemeyen toplumlarda ve devletlerde aynı rahatlıktan söz etmek ne yazık ki mümkün olamıyor. Bu gibi yerlerde siyaset mekanizması eğer diktatörel bir şekil almamış ise bile milletin sırtında yük olarak varlığını sürdürür. Siyasal mekanizma ile düşünülen toplumsal erklerden kaynaklanan gücün sahibi olmaktır. Yani devletin olanakları ile güç sahibi olmaktır. Bu mantık doğal olarak kendisiyle beraber bir dalkavukluk sektörü oluşturur. Güçlünün yanında yer almak isteyenler, güçlenmek isteyenler hep siyasi iktidarın peşinde koşarlar. Yapılan yanlışa da yapılan doğruya da “Padişahım çok yaşa “ mantığı ile yaklaşırlar. İstediklerini elde etmek için yapmadıkları dalkavukluk kalmaz. Bu sistemin bir gerçeği olarak görülür ve toplum tarafından da zaman içerisinde kanıksanarak doğal bir yapıymış gibi kabul görür.

29 Mart 2009 tarihinde yine sandık başına gidiyoruz.Demokratik gelişimimizi tamamlamadığımızın en bariz örneği Ergenekon operasyonunun ikinci iddianamesinde daha net olarak görülebilmektedir.Rejimin korunmasından duyulan korku ve endişe demokratik güvenle perçinleşmediğinden dolayı ne yazık ki hala darbe planları ile uğraşılmaktadır.

Toplumsal sorunlarımızı “üniter yapının bozulması” korkusundan dolayı ele alamadığımızdan dolayı hem ülke içinde hem ülke dışında sorunlar yaşamaktayız. Kaynaklarımızın büyük bir bölümünü yatırımlara değil savaşa harcamaktayız. Genç nüfusumuzun gücünü tarlalarda, fabrikalarda, okullarda harcayacağımıza dağ başlarında çatışmalı ortamlarda kullanmaktayız. Ölmekteyiz, öldürmekteyiz, sakat bırakılmakta ve sakat bırakmaktayız.

Bu nedenle bu Pazar seçime giderken değerlendirmelerimiz toplumsal konumlanma ve gerçekler üzerine olmak zorunda kalmaktadır. Hizmet, sağlıklı bir ortamda iyi hizmetler almak, kentlilik kültürü ile gelişim göstermek. Sağlıklı imar planları ile gelişime yön vermek elbette en arzulanan şeylerdir. Ancak kabul etmemiz gerekir ki bütün bunlar normal şartlarda altından çıkılabilecek olgulardır. Yaşadığımız toplumsal ironi sayesinde elli yıllık süreçte köyden kocaman bir kente sahip olduk. Buna rağmen Türkiye’nin ilk yirmi ili içerisine girme becerisi göstermiş bir kentte yaşamaktayız. Yığınla sorunlarına rağmen, bütün duyarsızlıklara rağmen bu kent dimdik ayakta kalmayı becermiş bir kenttir. Hizmet konusunda kimsenin yakınmasına gerek yok. Eldeki imkânlarla en iyi hizmet verilmeye çabalanmıştır. Batman hem genel yönetim hem de yerel yönetim alanlarında sıkıntı yaşamıştır. İlimizde Belediye’nin dışında ellinin üzerinde kamu kurum ve kuruluşu bulunmaktadır. Bu kurum ve kuruluşların yaptıkları işler mükkemmelmidir?

İşte bu nedenle sandığa gittiğimizde yine toplumsal gerçeklere göre oy kullanmamız gerekmektedir.

Ne olduğumuza,

Kim olduğumuza,

Nerede olduğumuza,

 Neden geride olduğumuza bakarak tercin yapacağız.

Yapacağımız tarihin vatana millete hayırlı olmasını dileriz.