Batman M tipi cezaevinde bulunun hükümlü Recep çelik bulunduğu ortamın şartlarına dayanamayarak intihar etmiş.

İntihar ettiği yer devletin koruması ve gözetiminde olan sıkı bir şekilde korunan ve sürekli olarak içindeki insanların gözetim altında tutuldukları bir cezaevi.

Sorun bu değil sadece intihar eden hükümlü içinde bulunduğu koşulların durumunu ve kendi özel durumunu idarecilere defalarca ilettiği halde sorunu çözülmemiş.

Talep ettiği gibi ne tedavisi yapılmış ne de başka bir ceza evine nakledilmiş.

Yetkililer gerekli duyarlılığı göstermeyince kendi koşullarını kendisi değiştirmiş sadece tutulduğu cezaevini değil kendisi için cehenneme dönen dünyayı terk etmiş.

Recep çelik giderken insanlık onurunu ayaklar altına alanları yerle bir etmiş. Tepkisini insanlık onurunun her aşamada saygı duymak zorunda kaldığı bir stil ile dile getirmiş. Dileğimiz böyle bir sonuç değil elbette ama bu olaylar ne yazık ki insanları böyle bir yola itebilmektedir.

Bu konu ile ilgili olarak 14.06.2009 tarihinde yazdığımız köşe yazımızda yetkilileri uyarmıştık. Cezaevlerinden gelen seslerin sorunlarla dolu olduğunu hatırlatmıştık ama anlaşılan duyarlılık yok. Biz sorumluluğumuzu yerine getirmek için tekrar hatırlatalım cezaevlerindeki durumun önü alınmaz ve sorumlular gerekli duyarlılığı göstermezlerse korkarız bu konuda devlet olarak da millet olarak da sıkıntılar çekeceğiz. Çok geç olmadan yetkililerin soruna el atmalarında fayda görmekteyiz. Bu duyarlılıkla cezaevlerinin durumu ile ilgili yazımızın bazı bölümlerini sizlerle tekrar paylaşmak istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki cezaevlerinde insan Hakları ihlal ediliyor. Çünkü biliyoruz ki bazı ihmaller insanlara intihar ettirtiyor!

“Son dönemde cezaevleri değişik konularda kamuoyunun dikkatlerini üzerlerine çekmiş durumdadır.

Bunlardan birincisi; Cezaevlerinde tutuklu ya da hükümlü bulunan insanların sağlık sorunları nedeniyle içinde bulundukları sıkıntılardan dolayı ölümcül duruma gelmelerine rağmen tedavilerinin yapılmaması ve ölümlü olayların meydana gelmesidir.

Cezaevlerinden gelen ikinci şikâyet ise tutuklu veya hükümlülerin cezaevlerinde insanlık dışı koşullarda yaşamaya zorlanmaları, işkenceye tabi tutulmaları (Çeber olayı) ve haklarının kısıtlanmasına yöneliktir.

Üçüncü şikâyet konusu ise cezaevlerinde kapasitelerinin üzerinde tutuklu ya da hükümlü bulundurulduğu için insanların koğuşlara sığamamasıdır.

Bunları ana başlıkları ile dikkat çekenlerdir. Detaylandırılırsa cezaevlerinde son dönemdeki uygulamaların düzelme yerine gittikçe kötüleştiği yönündeki iddiaların da irdelenmesi gerekmektedir.

Değişik nedenlerle suça bulaşmış ya da suçlu duruma düşmüş insanların cezalarını çekmeleri için inşa edilmiş olan ceza ve tutukevlerinin kapasitelerinin üzerinde hükümlü ve tutuklu ile doldurulması olayı kendi içerisinde bir hukuksuzluğu barındırmaktadır. Bu durum beş, altı kişilik koğuşlarda onbeş- yirmi kişilik insanın yaşamını sürdürmek zorunda kaldığının bir göstergesidir. Cezaevlerinden gelen insanların nöbetleşe olarak yataklara uzanabildikleri ve sıra ile uyuya bildikleri haberlerinin ne kadar endişe verici olduğu da görülmektedir.

Barınma olayı bile tek başına böylesine büyük sıkıntılar ortaya çıkardığına göre uygulamaların boyutu da doğal olarak farklılık arz edecektir.

Bu yüksek doluluk oranına rağmen değişik gerekçelerle her gün yeni soruşturmaların açılması, değişik gerekçelerle insanların tutuklanıp cezaevlerine yollanması insanı endişelendiren diğer bir olgudur.

Ceza olayı bir şekilde yanlışa yönelmiş olan insanların yaşam koşullarının değiştirilerek rehabilitelerinin sağlanmasına yönelik olarak görüldüğünde temel düşüncenin insanı topluma tekrar kazandırılması olduğunu da kabul etmek gerekmektedir. Oysa bugün ceza ve tutukevlerinin durumu göz önüne alındığında bırakalım tutuklu ya da hükümlünün rehabilite edilmesini onun psikolojisini daha da bozduğumuzu belirtmek gerekmektedir.

Sonuç olarak Türkiye’deki ceza infaz kurumlarının kapasitelerinin üzerinde dolu olmaları beraberinde başka sıkıntılar ortaya çıkarmakta ve içerdeki insanların insan haklarının ihlal edilmesine neden olmaktadır. Cezaevlerinde bulunan tutuklu sayısının hükümlü sayısından fazla olduğunu düşündüğümüzde henüz adalet önünde ceza almamış insanların bile bu kadar zor koşullar altında içeride tutulmalarının haksızlığını göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Cezaevlerindeki bu koşullar ortaya daha vahim olaylar çıkmadan düzeltilmelidir. Bu hem bir insanlık görevi hem de önemli bir sorumluluktur. Dileriz yetkililer en kısa sürede gerekli önlemleri alırlar.” Gerekli önlem alınmayınca Recep çelik hayatından oldu dileriz başka kayıplar yaşanmadan gerekenler yapılır.