İslam’ın beş temel şartından biri olan Ramazan ayı ve oruç başladı. Açların ve açlığın halinden en iyi anlayacağımız, vücudumuzun bir terbiyeden geçirileceği bir ay geçireceğiz. Bu ayın hürmeti sayesinde günahlardan uzak durulacak ve yardımlaşma ruhu bir kez daha yücelecektir.
Lakin bu hayırlı ayı idrak ederken geleneksel hale gelen bazı davranışlarımızın da gözden geçirilmesinde fayda olduğunu düşünmekteyiz. Konunun yetkilileri eğer bu konularda da yol gösterici adımlar atarlarsa toplum için yararlı olur kanısındayız.
Bilindiği gibi ramazan ayında insanların işlerini güçlerini bırakmaları söz konusu olamaz. Çünkü her ne kadar uzun saatler boyu oruç tutmak zorunda olsak da yaşam devam ediyor ve çalışmak da gerekiyor. Ancak ne hikmetse her Ramazan ayı geldiğinde büyük çoğunluğumuz bu ayı miskinlik ayı, yatma ve dinlenme zamanı olarak kabullenmiş durumdayız.
Bu durum psikolojik bir hal almış.
Ramazanın birinci gününde şehre indiğimizde insanların şehri terk ettiğini düşünürsünüz. Caddeler bomboş, dükkânlar kapalı, resmi dairedeki çalışanlar bile birkaç dakika geç kalmayı olağan bir durum olarak görmekteler.
Neden?
Oruçluyuz da ondan!
İyi de oruçlu olmak işi gücü bırakmak anlamına gelmiyor ki kaldı ki daha bismillah birinci gün bu ne ruh hali?
Ama herkes durumu kanıksamış. Evet, bazı alanlardaki çalışanları anlamamız gerekiyor. Havalar gerçekten oldukça sıcak ve gün oldukça uzun. 17 saate yakın bir süre aç ve susuz dayanmak elbette kolay değil. Bu şekilde güneş altında çalışmak da oldukça sıkıntılı bir durum bunu anlıyoruz. Bu nedenle bu tür işlerde çalışanların mümkün ise gece iftardan sonra çalışmalarında büyük fayda var. Ancak bu durum gündüz öğlene kadar dükkânların kapalı kalmasına da gerektirmiyor.
Diğer bir talep ise lokantaların durumu ile ilgili. Bilindiği üzere ilimizde oruç tutan büyük çoğunluğun varlığı gibi oruç tutamayan insanlar da var. Lokantaların kapalı olması nedeniyle bu insanların sağlıklarını da tehlikeye atmış oluyoruz. Misafirlerden, yolculardan, Müslüman olmayanlardan, hastalardan, çocuklardan ve diğer insanların ihtiyaçlarından dolayı bazı lokantaların açık kalması bir zorunluluktur. Bu dinen de yasaklanmış bir konu değil. Bu nedenle nöbetçi lokanta uygulamasının başlatılması gerektiğini düşünüyoruz.
Yetkililerin bu konuda düşünmelerini ve adım atmalarını bekliyor hayırlı ramazanlar diliyoruz.
İŞ DÜNYASI ÇÖZÜM PEŞİNDE
7 Haziran seçimlerini başarılı bir şekilde gerçekleştirip sonuçlandırdık. Bu seçimde vatandaş Türkiye için hayırlı olacağını düşündüğü bir tablo oluşturdu. Bu tablodan çıkarılması gereken dersler var. Seçim sırasında yazdığımız yazılarda liderleri eleştirmiş ve kullandıkları üslup ve dil konusunda biraz daha saygılı davranmaları gerektiğini hatırlatmıştık.
Aradan geçen süreç bizi haklı çıkardı. Çünkü siyasette yarını da düşünmek zorundasınız. Eğer bütün kapıları kapatırsanız, birbirinizin yüzüne bakamayacak sözler sarf ederseniz yarın birlikte çalışma konusunda sıkıntılara düşersiniz ki bugün aynı sorunu yaşıyoruz.
Vatandaş istikrar sağlansın, ülkenin sorunları çözüme kavuşsun, insanlar rahat etsin diye bir siyasal partiye sürekli destek verildiğinde bu o siyasal partinin her istediğini yapabileceği anlamına gelmediğini sandıkta göstermiş oldu. Bu elbette iktidarda bulunan AKP’ye veriler cevaptı.
Vatandaş sandıkta eğer ülkenin sorunlarını çözecek programlarla önümüze çıkmazsanız. Kendinizi kongreler partisi olarak etiketleyip sürekli koltuk savaşları yaşarsanız. İstikrarlı ve kapsayıcı politikalar üretmezseniz muhalefetten çıkmanız da mümkün olmaz dedi. Bu da CHP’ye verilen cevaptı.
Vatandaş sandıkta sürekli milliyetçilik yapıp kendinizi diğer kesimlerden farklı görme, devleti tapulu malınızmış gibi gösterme ve şiddetle anılma şekliniz sempatik gelmiyor. Üstelik bu şekilde bir güven de vermiyorsunuz. Bu nedenle size destek yok dedi. Bu da MHP’ye verilen cevaptı.
Bir de HDP’ ye verilen bir cevap var. Türkiye partisi olma gayretinizi destekliyoruz. Kullandığınız üslubu da beğendik. Bu yolda yürümeye devam ederseniz ve birleştirici tavrınızı bütün baskılara karşın sürdürürseniz size baraj sorunundan kurtarırız ve meclise göndeririz dedi.
Şimdi bu dört siyasi parti mecliste yerlerini almış oldu. Bu tablodan da bir yönetim modelinin çıkması gerekiyor. Bu da koalisyon hükümetidir. Ancak liderler seçimden önce söylediklerinden dolayı zor durumda kaldılar. Bu zorluğu da kırmızı çizgilerle dile getirme gayretindeler.
Bu durum siyasi liderler ve partiler için tam bir sınav halidir. Ya ülkenin geleceğini düşünüp birlikte hareket edecekler, ya da kendi çıkarlarını gözetip ülkeyi heba edecekler. Bakalım şimdi ne yapacaklar. Bu durumu gören iş dünyası siyasilerden önce davranarak ilk adımı attı. TÜSİAD bütün siyasi parti liderleri ile görüşerek birlikte çalışma konusundaki önerilerini sundu. Dileriz aynı duyarlılık siyasilerde de olur ve bu beklenti stresinden herkes kurtulur.
Next