Ne zaman ülkede huzur ortamı oluşma ihtimali ortaya çıksa,
Ne zaman halkta bir umut ve sevinç dalgalanması başlasa,
Ne zaman bu kez tamam iyiye doğru gidiyoruz demeye başlasak birileri ellerindeki maşayı kullanır, ortalığı darmadağın eder ve umutlarımızı kursağımızda bırakmaya çalışır.
Ne yazık ki Diyarbakır’da 9 Haziranda meydana gelen üzücü olaylarda da bu durum tekrarlanmıştır. Haberlere yansıyan bilgilere göre Yeni İhya Derneğinin başkanı ve Hüda Par üyesi olduğu belirtilen Aytaç Baran uğradığı silahlı saldırı sonucunda yaşamını yitirdi.
Bu olaydan sonra olayla bağlantılı olarak yeni saldırılar gerçekleştirildi ve gelen haberlere göre en az iki vatandaş daha öldürüldü.
Bu olayın sıcak dakikaları içerisinde bazı haber siteleri öldürülen Baran’ın tehditler aldığını, polis tarafından uyarıldığını, kendisine tehlikeli durum karşısında araması için telefon numarası verildiğini falan yazdı. Hemen yargılama yaptılar ve suçluyu ilan ettiler. Oysa aynı saatlerde çıkan olayları izlemeye giden meslektaşları saldırıya uğrayarak yaralanmış hastanelere taşınmaya başlanmıştı.
Senaryo belli. Bazı çevreler 1990’larda olduğu gibi PKK ve Hizbullah çatışması yaratarak Kürtlerin kazanımlarını, huzur ortamını, siyasi çözümü yok etmeye çalışıyorlar.
Ve doğal olarak da buna provokasyon denir.
Bu provokasyonların ayak sesleri aylardır geliyor. Aylardır bir takım çatışma ortamları gerçekleştirilerek buna zemin hazırlanmaya çalışılıyor lakin halkın ve tarafların sorumlu davranışları sayesinde katliamlar gerçekleştirilmesi önleniyor.
Dünkü olayların duyulmasından sonra gerek HDP ve KCK tarafından gerekse HÜDA PAR tarafından yapılan açıklamalarda halk sükûnete çağrıldı. Olayların soğukkanlılıkla izlenmesi gerektiği, sokakların boşaltılması gerektiği vurgulandı ve istendi. Ardından olayı kınayan mesajlar yayınlandı. Bu oldukça önemli adımlardır ve provokasyonun görüldüğünün göstergesidir.
Elbette gönülden geçen ve istenen bu tür olayların olmamasıdır. Herkes zaten siyaset sahnesinde artık kendini ifade edebiliyor ve temsilliyeti sağlayabiliyor. Bu yolda mücadele eden siyasi partiye de sahip. Dolayısıyla kimsenin kimseyi öldürecek veya öldürtecek ortamlar yaratması veya bu sonuçlara gidecek zeminler oluşturmasına gerek kalmadı. Kimsenin bu halkın fikir ayrılıklarından kaynaklı birbirini öldürmesine zemin hazırlamasına da gerek yok. Bu nedenle herkesin sorumluğunu yerine getirmesi gerekiyor.
İnsanların birbirlerini öldürmesinin kimseye faydası yok. Canların toprağa verilmesinin kimseye kazandıracağı bir şey de yok. Bu nedenle birinci derecede sorumluluk siyasi liderlere düşmektedir. Siyasi liderlerin kullanacakları dil, üslup, tavır ve yaklaşım halk için de örnek olacak ve davranışlar buna göre belirlenebilecektir. Bu çerçevede son olaylarda liderlerin takındıkları tavrı doğru bulduğumuzu belirtmemiz gerekiyor.
Diğer husus vatandaşların sorumluluğudur. Vatandaşlarımız her meydana gelen olayda hemen saldırı ve savunma pozisyonu alma yerine olayı anlama ve ona göre hareket etmeleri gerektiği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Provokasyonlara bu kadar müsait bir ortamda bile takınılan tavrın, yapılan işin davranışları kontrol etme hususunda ne kadar isabetsiz davranıldığını da görmekteyiz.
NEDEN PROVOKASYONDUR?
Şimdi gelelim neden provokasyondur dediğimize. Ülkemizde de meydana gelen olayları ve benzerlerini izlediğimizde meydana gelen siyasi imajlı saldırılarda artık hangi koşullarda hangi olayların gerçekleştirildiğine bakarak yorum yapmak mümkün olabiliyor.
Türkiye’de seçimlerin düzgün yapılmasından, bölgemizdeki sakinlikten rahatsız olan kesimlerin mevcudiyeti inkar edilemez bir gerçek. Mesele bu huzurun nasıl bozdurulacağı noktasında kilitleniyor. Ülkenin kanayan yarası belli. Türkiye genelinde Kürt Türk çatışması yaratmak, bölgede ise HDP ve HÜDA PAR tabanlarını silahlı çatışma ortamına sokmak.
İşte bu sonucu doğurtmaya yönelik bütün saldırı ve girişimleri biz provokasyon olarak tanımlıyoruz. Bu nedenle seçimler sırasında HDP’ye yönelik saldırıların tamamı provokasyondur. Buna benzer yüzlerce saldırı gerçekleştirildi ki bunun en sonuncusu Diyarbakır mitinginde patlatılan bombalardı. Buna rağmen bu gerçek görüldüğü için provokasyona gelinmedi ve seçimler başarılı bir şekilde gerçekleştirildi.
İkinci konu Kürtlerin karşı karşıya getirilmesi planıdır. Aylardır bu girişimler sürdürülüyor. Biz bu girişimler gerçekleştirilirken olayın mantığına bakıyoruz. Kimin kullanıldığına veya kimin adına hareket edildiği izlenimine bakmıyoruz. Daha olayların yaralıları hastaneye ulaştırılmadan yapılan haberlerde kimin suçlandığına bakarak bile yorum yapmak mümkün çünkü. Son olaylarda da durum aynıdır. Sonuç itibariyle bu saldırı Hüda Par ve HDP tabanını karşı karşıya getirmeye ve bir PKK –Hizbullah çatışması yaratmaya yöneliktir. Bu nedenle de provokasyondur ve provokasyonlara hayır diyoruz.
Herkesi ve herkesimi sağduyuya ve duyarlılığa davet ediyoruz. Bu çatışmaların halkımızın çıkarlarına zarar verdiğini bir kez daha hatırlatıyoruz. Dileriz bir daha böyle bir olay yaşamayız.
Next