Press yani basın, Pazar akşamı Yılmaz Güney sinemasında galası gerçekleştirilen 1990’lı yıllarda değişik bir ses olarak ortaya çıkan basını konu edinen Sedat Yılmaz’ın filmi.
Filmin galasını gelen izleyiciler genelde kültür sanat konusu ile ilgilenen emekçi kesimin temsilcileriydi.
Belediye Başkan vekili ve BDP yöneticileri ve STK temsilcileri de izleyici koltuklarındaki yerlerini almışlardı. Kıt imkânlarla çekilen bir film olduğunu öncelikle vurgulamak gerekir ancak zaten konu edindiği insanlar da kıt imkanlar içerisinde mesleklerini icra etmeye çabalayan insanlardan oluşmuyor muydu?
Film özgür gündem gazetesi Diyarbakır bürosunda çalışan ekibin çalışma yaşamlarını aktarmaya çalışıyor. Dönemin koşulları içerisinde farklı bir ses olmanın, seslendirilemeyeni seslendirmenin ağır koşullarının nasıl insan yaşamına mal olduğunu bütün çıplaklığı ile sergilemeye çabalıyor.
Gazetecilik yapmaya çabalarken, mesleğin gereğini yerine getirmeye çabalarken politik çatışmaların cenderesi arasında bir mesleğini ne hale geldiğini gözler önüne seren bir çalışma.
Farklı ses olmanın dayattığı baskılara karşın filmde gözler önüne sergilenin inanılmaz tedbirsiz hareketlerin insan yaşamına nasıl mal olduğu ancak bu kadar açık gösterilebilir.
Eksiği ve fazlasına rağmen film doksanlı yılların acı gerçeğini tekrar yaşamamıza neden oldu. O yıllarda ilimizde de gazete satışlarının yasaklandığını özellikle yeni ülke ve özgür gündem gazetelerinin muhabir ve dağıtıcıları olan Cengiz Altun, Çetin Abayay gibi insanların öldürüldüklerini de hatırladığımızda nasıl bir cenderenin içerisinden geçildiği de daha iyi anlaşılır olmakta.
Güneydoğuda gazeteci olmanın ateşten gömlek olduğu bir dönemden bahsediyoruz. O dönemde bölgede çalışan arkadaşlar çok iyi bilmektedirler ki bölgeden haber merkezlerine giden hiçbir haber buradan yazıldığı gibi gazetelerde çıkmazdı. Haber merkezleri aynı haberi tekrar kaleme alır ve öyle yayınlarlarda. Bu tür haberlerden dolayı birçok arkadaşın zor durumlar yaşadıkları da bilinmektedir.
Press filmi, özgür basın anlayışı olarak da gösterilen ve o zamanki adıyla olağanüstü hal valiliğinin sınırları içerisinde yaşananları dünya ve ülke kamuoyuna doğru yansıtmanın bedelinin nasıl kanla ödendiğini gözler önüne seriyor.
Film bitip ışıklar yandığında solunda tek bir insanın sesinin çıkmaması ve herkesin koltuğuna yapışmış gibi durmasından anlaşıldı ki amaçlanan hedefe varılmıştır. Filmin yarattığı duygusal ortam insanların hareketsiz kalmasına neden olmuştu.
Gerçeğin acı sesi, çaresizliğin ulaştığın boyutun göstergesi, ölümüne direnişin inanılmaz cesareti insanları sessizleştirmişti sinemanın salonunda.
Ve birkaç dakikalık sessizlikten sonra gelen alkış sesleri tepkinin başka türlü dışavurumunu gösterdi.
Sonuç; diyeceğimiz odur ki tarihi yaşayanların yaşamlarını tarihe mal ettikleri için film ekibine kocaman bir teşekkür…