Meşhur tabelaları görmüş ve okumuşsunuzdur. Belediye bir yol çalışması yapar, bir yeri kazar ya da su borusu patlağını onarır, işin hemen yanında bir tabela asar “Verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz.” diye. Biz de madem bir şeyler yapılıyor, diyerek özrü kabul ediyoruz.

            Ama sadece tabela asmakla bu iş bitmiyor. Çünkü kazdığınız yerin etrafına ışıklı bir lamba veya ikaz işareti bırakmadığınızda insanlar geceleyin kazdığınız çukurlara düşebilirler, arabaları ile çukurlara girerler. Bir de işiniz bittikten sonra lütfen kazdığınız çukurları kapatmayı da unutmasanız iyi olur.

            Evet herhalde kazılan çukurların etrafına iki kalas çakmak ve üzerine bir reflektör tipi lamba bırakmak hiç de zor olmasa gerek.

            Geçenlerde Turgut Özal Bulvarında yürürken Halkbank’ın yeni binasının önünden geçtim. Aman Allah’ım çevreye bu kadar mı zarar verilir diye düşündüm. İnşaatın çevresinde güvenlik şeridi oluşturmayı bırakın, inşaat kumları ve taşları koca kaldırımı adeta kaplamış, ayaklarınız adeta kum denizinde kalıyor. Şunu düşündüm, iki ay sonra halka hizmet verecek olan bu banka şimdi neden halka eziyet ediyor?

            Mahalle aralarını bırakın şehrin merkezinde bile inşaatlardan arta kalan kumlar yollara saçılmış durumda.  Bir gün değil iki gün değil, haftalarca aynı şekilde kalıyor ve kimse o kumları kaldırmaya niyetli görünmüyor. Çok şık ve iyi kalpli zabıtalarımız da her gün oralardan gelip geçerler. Bir olumsuzluğa müdahale etmek için illaki birilerinin 153’ü arayıp şikâyet etmesi mi gerekir? Hani Belediye’nin gezici ekipler olacaktı? Hani olumsuzluklara hemen müdahale edeceklerdi?

            Birkaç satır da değerli halkımız için.

      Maşaallah halkımız da boş gördüğü yeri affetmiyor. Hemen oraya molozlarını ve inşaat artıklarını döküyor. Her gün de molozların önünden geçip gidiyor ve kendisinin meydana getirdiği şaheseri seyrediyor. Üstüne üstlük Belediye’ye de verip veriştiriyor. Bu nasıl mantık ve anlayış? Çevreyi bu kadar kirleten vatandaşlara bir değil on Belediye olsa yetmez.

      Yaşadığımız çevreye sahip çıkmak bir insanlık ve vatandaşlık görevi. Eğer Peygamberimiz Hz Muhammed’e taş atan Ebu Leheb’in eşinin elleri kuruduğu gibi, çevreyi kirletenlerin elleri de kurusaydı, sanırım Batman’da elleri sakat olmayan, kurumayan çok az insan bulunurdu. Çevreye olan duyarsızlığımız daha ne kadar sürecek? Bizler kendimize acımıyorsak gelecek neslimize, çocuklarımıza ve torunlarımıza da mı acımıyoruz?

      Elindeki çöpü iki dakika elinde tutup bir çöp tenekesine atmak çok mu ağır bir iş? Evinin apartmanın molozunu iki-üç kilometre taşıtıp attırmak çok mu masraflı? Allah aşkına kendimize gelelim ve çevremize sahip çıkalım.