Türkiye siyasal yapısı 12 Eylül 1980’den sonra ilk kez 15 Temmuz 2016 tarihinde fiili olarak askeri darbe girişimi ile karşı karşıya kaldı.
TSK içerisinde Fethullahçı oldukları belirtilen bir grup Genel Kurmay Başkanlığı başta olmak üzere Akıncı hava üssü ve benzeri yerleri işgal ederek yönetime el koyduklarını açıkladı.
Bu girişim devletin resmi kurumu olan TRT işgal edilerek zorla okutulan bildiri ile kamuoyuna açıklandı.
Darbe girişiminin ardından gelen açıklamalarda yapılan girişimin bir kalkışma olduğu ve TSK’nın emir komuta zinciri içinde gerçekleşmediği belirtildi.
Olayın elbette içerde ve dışarıda ortaya çıkaracağı sonuçlar var. Darbeciler özellikle hava ve jandarma kuvvetleri içerisinde etkili olduğu belirtildi.
Darbe girişiminin açıklanmasından sonra Türkiye’de etkinlik gösteren siyasi partilerimiz darbeye karşı olduklarını ve bunu kabul etmediklerini açıklayarak demokrasi noktasında taviz vermeyeceklerini açıkladılar. Başta parlamentoda temsil edilen dört siyasal partimiz olmak üzere siyaset ve sivil toplum temsilcileri yapılan kalkışmayı ret etti ve karşı çıktı.
Bu durum her halükarda Türkiye’de ortak bir nokta bulunduğunu ve bu noktanın da demokrasi olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya koydu.
DEMOKRASİ HERKESE LAZIM
TSK içindeki paralel yapının yaptığı darbe girişimi de bir kez daha göstermiştir ki demokrasi baskı ve şiddete karşı çıkmanın yegâne olumlu yoldur. Bu nedenle siyasal bakış açısı, görüşü, tarafı ne olursa olsun herkes demokrasiye sahip çıkma adına bu girişime karşı çıkmış ve alanlara çıkmıştır. Asıl mesele halkın iradesinin ne yönde olduğudur. Halk Türkiye’de artık askeri darbe yoluyla, zorla, silah baskısı ile yönetim değişikliklerini tasvip etmemektedir. Bunu da canını ortaya koyarak ispatlamıştır.
Silaha karşı siyasal yapının elindeki tek güç halkın inisiyatifi ve kararlığı ile desteğidir. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlardan oluşan yönetim başta olmak üzere siyasal temsilciler halkı alanlara davet etmişlerdir.
Bu durum baskı karşısında demokratik gücün tesisi için halkın alanlara çıkması için çağrıda bulunmanın demokratik bir yöntem olduğunu ortaya koyması açısından önemlidir. Daha evvel baskı altında olduğu gerekçesi ile halkı alanlara çağırmanın doğru olmadığını belirten siyasetçilerin lazım olduğunda demokratik yöntemlerden birinin de bu olduğunu kendi çağrıları ile ortaya koymuşlardır.
15 Temmuz darbe girişiminin Türkiye’ye elbette ağır bir bedeli olmuştur. Buna karşılık bu darbe girişimi Türkiye cumhuriyeti vatandaşlarının demokrasiye olan inanç ve desteğini de ortaya koşmuştur. Kim ne derse desin bu olayın bu dereceye gelmesine neden olan gelişmelerin zamanında haber alınamaması ve gerekli önlemlerin alınamamış olması büyük bir eksiklik olarak ortada durmaktadır. Yıllarca bu kesimlerin devlet içinde konumlanması konusunda gerekli adımların atılmaması nedeniyle Türkiye bu durumu yaşamaktadır. Başka bir deyişle darbe girişiminin sağcı görüşe sahip olan iktidarın görevden alınması için yine sağcı olan kesim tarafından gerçekleştirilmesi aynı zamanda bu kesimlerin bir iç hesaplaşması olarak da değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kayıp sadece bununla sınırlı değil. Bu girişimden dolayı her ne kadar Türkiye demokrasisi büyük bir başarı ile çıkmış olsa da TSK büyük bir yara almıştır. Aralarında general ve amirallerin de bulunduğu binlerce subay ve astsubaylardan oluşan bir kesim bu girişimden dolayı saf dışı kalıp cezalandırılacaktır. Bu satırlar yazıldığında üç bine yakın askerin gözaltına alındığı haberleri gelmekteydi. Bu girişim nedeniyle en az 161 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu iki sayının da artması sürpriz olmayacaktır.
NE YAPILMALI?
Bu durumda vatandaş olarak ne yapmamız gerektiği konusunda net olmamız gerekiyor. Mevcut iktidarı sevelim veya sevmeyelim, destekleyelim veya desteklemeyelim, icraatlarına katılalım veya katılmayalım silahlı kalkışmaya karşı sivil siyasetin yanında durmamız gerekiyor. Bu Türkiye cumhuriyeti ve vatandaşları için olmazsa olmaz temel ilke ve kuraldır. Bu da halkın oyları ile seçilmiş milletvekillerinin bulunduğu ve ülkemizin siyasal iradesini temsil edilen TBMM’ye yapılan saldırıya ve saldıranlara karşı çıkmamızı zorunlu kılıyor. İrademizi zorla yok etmeye çalışan girişimlere karşı haklarımızı korumamız ve sahiplenmemiz gerekiyor. Eğer demokrasi ve insan haklarına inanıyorsak, özgürlüklerin gerekli olduğuna inanıyorsak o zaman kendi irademizi ve geleceğimize sahip çıkma adına sivil siyasetten yana olmamız gerekiyor. Bunun kişilerle ilişkilendirilmesi, siyasi partilerle ilişkilendirilmesi, görüş farklılıkları ile ilişkilendirilmesi kabul edilecek bir durum değildir. Bu karşı çıkış demokrasiye olan inancın, özgürlüklere olan inancın, iradeyi sahip çıkmanın tanımı olarak algılanmalıdır.
Next