12 Haziran 2011 tarihinde yapılan 24. dönem milletvekili seçimlerinde %49’un üzerinde oy alan AKP oy oranını yüzde 3’ün üzerinde artırarak üst üste üçüncü kez iktidar oldu. Bu durum siyaset ve ordu ilişkilerinin de yeni bir döneme girmesine neden oldu.
“Ankara düzelmeden ülke de değişiklik yapılamaz” anlayışında olan AKP hükümeti ve yönetimi bu seçimden sonra düğmeye basma kararını da vermiş oldu.
Ergenekon, Balyoz, 28 Şubat ve benzeri adlar altında soruşturma ve kovuşturmalar başladı ve bir kısmı halen devam ediyor. Türkiye’nin en köklü kurumu olan silahlı kuvvetleri tarihinin en büyük baskısı ile karşı karşıya kaldı. Bu durum öylesine bir çıkmaza girdi ki Ordunun komuta kademesi darbe cenderesinden kurtulmak için istifa etmeyi tercih etti.
2011 askeri şurasından önce hükümet kanadı ile görüşmelerde bulunan Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner, hükümetin tavrı karşısında kuvvet komutanları ile yaptığı toplantıdan sonra istifa etti. Bu durum karşısında Jandarma Genel Komutanı Necdet Özel dışındaki komutanlar da emekliliklerini istediler. Kara Kuvvetleri Komutanı Erdal Ceylanoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eşref Uğur Yiğit ve Hava Kuvvetleri Komutanı Hasan Aksay da istifa etti.
Genelkurmay Başkanı Koşaner yayınladığı veda mesajında şunları belirtiyordu;"Şu anda 173‘ü muvazzaf, 77‘si emekli olmak üzere 250 general-amiral, subay, astsubay ve uzman jandarma çavuş, hürriyetlerinden yoksun olarak tutuklu bulunmaktadır. Tutuklamaların evrensel hukuk kaidelerine, hakka, adalete ve vicdani değerlere uygun olarak yapıldığını kabul etmek, birçok hukukçunun da ifade ettiği gibi, mümkün değildir…
Soruşturma ve uzun süreli tutuklamaların bir amacının da TSK‘nın sürekli gündemde tutularak kamuoyunda bir suç teşkilatı olduğu izleniminin yaratılmaya çalışıldığı, bunu fırsat bilen yanlı medyanın da her türlü yalan haber, iftira ve suçlamalarla yüce ulusumuzu kendi silahlı kuvvetlerine karşı tavır almaya teşvik ettiği dikkatlerden kaçmamaktadır. Bu durumun önlenememesi ve yetkili makamlar nezdinde yapılan girişimlerin dikkate alınmaması Genelkurmay Başkanı olarak personelimin hak ve hukukunu koruma sorumluluğumu yerine getirmeme engel olduğundan, işgal ettiğim bu yüce makamda göreve devam etme imkanını ortadan kaldırmıştır… “
Ordu siyaset ilişkisi ve gerginliği bu açıklamadan sonra da bitmedi. İstifa etmeyen Jandarma Genel Komutanı teamüllere aykırı bir şekilde Genelkurmay başkanlığına getirildi. Tarihinden ilk kez ordu komuta kademesine atama yapmak için orgeneral bulamadı.
Orduya yapılan bu müdahaleler 2012 ve 2013 askeri şuralarında da devam etti. Sadece şuralarda değil aynı zamanda devam eden soruşturma ve mahkemeler nedeniyle Genelkurmay başkanlarından İlker Başbuğ başta olmak üzere 250’nin üzerinde üst düzey komutan tutuklandı ve bir kısmı değişik cezalara çarptırıldı.
Sergilenen görüntü ve söylem ordunun siyasetin emrine sokulması ve darbe teşebbüsünde bulunmasının önlenmesidir. Yapılan müdahaleler ise ordunun tepe bölümünün görevden alınması ve yeni bir düzenin yapılandırılmasıdır.
Peki yapılan bunca işten sonra ortalık duruldu mu derseniz cevap hayırdır. Çünkü son YAŞ toplantısından sonra bulunması gereken konumda olmadığını düşünen Orgeneral Mehmet Erten istifa ederek emekliye ayrıldı. Bu da hala suyun durulmadığını göstermekte. Adli yılın başlaması ile birlikte başlayan 28 Şubat davasının da bu ilişkileri daha da alevlendireceği kesin. Her ne kadar açıkça belirtilmese de kafalarda gerçekleşen Demokrat Parti döneminin rövanşının alınmaya çalışıldığı düşüncesidir.
Bir milyona yakın askere sahip olan ve bölgenin en büyük ve güçlü ordularında biri olan TSK’nın bu müdahalelere ne kadar daha dayanacağı kestirilmezken demokrasiye olan sadakatlerini her ortamda dile getiren komuta kademesinin siyasetle ilişkileri yoluna koymak için çaba sarf ettiği de gözden kaçmamakta.
Ülkede gelişen bu durum demokratik kuralların yerine oturması açısından sevindirici olurken ortaya çıkardığı kaybın nasıl sindirileceğini ve telafi edileceğini de önümüzdeki dönemlerde görmek mümkün olabilecektir.
Next