Misak-ı Milli bilindiği gibi 28 Ocak 1920 tarihinde Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından kapalı bir oturumla kabul edilen ulusal yemin metni diyebileceğimiz 6 maddelik bir metin.
Birinci dünya savasına Osmanlı imparatorluğunu oldu- bitti ile sokanların kaybettikleri ve ülkenin işgaliyle biten bir süreçten nasıl kurtulunacağı konusunda yapılan çalışmalardan biri olarak değerlendirilmesi gereken bir çalışma. Elbette kabul edilmesi kolay olmamıştır ancak bu kararın daha sonraki uygulamalarda yol belirleyici olduğunu belirtmek gerekir.
Bu konuların detaylarına girmeden önce Mustafa Kemal Atatürk’ün konu ile ilgili yaptığı konuşmaya bakmakta fayda var. " Efendiler, meselenin bir daha tekrarlanmaması ricasıyla bir iki noktayı arz etmek isterim: Burada istenilen ve Yüce Meclis’imizi oluşturan kişiler, yalnız Türk değildir, yalnız Çerkez değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Lâz değildir. Fakat hepsinden oluşmuş İslâm öğeleridir. Samimî bir topluluktur. Bundan dolayı, bu yüce heyetin temsil ettiği, hukukunu, hayatını, şeref ve şanını kurtarmak için karar verdiğimiz emeller, yalnız bir İslâm unsuruna ait değildir. İslâmi unsurlardan oluşmuş bir kütleye aittir.

Bunun böyle olduğunu hepimiz biliriz. Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi olan, sınır meselesi tayin ve tespit edilirken, millî sınırımız İskenderun’un güneyinden geçer, doğuya doğru uzanarak Musul’u, Süleymaniye’yi, Kerkük’ü içine alır. İşte millî sınırımız budur dedik! Hâlbuki Kerkük’ün kuzeyinde Türk olduğu gibi Kürt de vardır. Biz onları ayırmadık. Bundan dolayı korunması ve savunmasıyla uğraştığınız millet doğal olarak bir öğeden ibaret değildir."
Sanırım bu konuda değerlendirme yaparken bu konuşmada geçen kavramları tek tek gözden geçirmek ve değerlendirmek gerekmektedir. Belirtildiği gibi birinci konu meclisin tek bir etnisiteden ibaret olmaması ve sınırların belirlenmesi. Denilebilir ki bu belirlemenin arkasından birçok gelişme oldu ve bu kararın uygulanması mümkün olmadı. Yanlış bir değerlendirme değil ancak o dönemde ortaya çıkan durumların sağlıklı bir değerlendirilmesi yapıldığında düşüncenin esasları açısından konu anlaşılmaktadır. Kazanan devletler kendi pergel ve cetvelleri ile oturup haritalar şekillendirdiler. Bu parçayı şuraya, Şu parçayı buraya yamadılar. Bu nedenle sınır değişiklikleri denilen olgu oluştu. Bunun tartışılması elbet yapılabilir ancak şunu bilmek durumundayız ki ülkenin sınırları olarak belirlenen alanlarla ilgili olarak uygulanacak politikaların belirlenmesi konusunda karar verici, yönetim mekanizmasıdır.
Özetle belirtmek gerekir ki kurtuluş savaşanının başlangıcı noktasından Anadolu topraklarında kalan ve güç birliği yapan iki etnisite aynı zamanda din birlikteliğini de koruyordu ve birlikte hareket etme bu değerler üzerinden gerçekleştirildi. Ortak vatan, ortak din, birlikte geçirilmiş uzun bir tarihsel dönem unsurların kaynaşmasını gerekli ve zorunlu kılmıştı ve bu gerçekleştirilerek Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulmuş oldu.
Düşmana karşı konulurken sergilenen ortak bilincin daha sonra ülke şekillendirilirken göz ardı edildiği veya yeniden yapılandırıldığı görülüyor. Bu da yukarıda belirtilen iki temel unsurun yönetim mekanizmalarından uzak tutulması ile gerçekleştirildi. Yani İslami temeldeki birliktelik harcı ikinci plana itildi ve ayrı etnisitelerin var olduğu gerçeği yok sayıldı.
Bu durumun ülke içerisinde ve değişik alanlarda zaman zaman hareketlenmelere neden olduğu bilinmektedir. Ancak bu sesler her dönemde ülkenin temel değerleri olarak kabul edilen ilkelere karşı sesler olduğu belirlenmesi ile kesilmiştir. Başkaldırı olarak görülen bu hareketler sert uygulamalarla etkisiz hale getirilmiştir. Tek ulus yaratma çabaları ulusun temel değerlerine dayanacağına bu değerler yok sayılarak veya ötelenip dönüştürülerek uygulanmaya çalışılmıştır.
Sonuç olarak devir değiştiği gibi kavramlar ve gereklilikler de değişmiştir. Ekonomik, siyasal ve sosyal ilişkiler artık sınır tellerine takılmaz oldu. Ulus devlet kurmak için binlerce can alan yönetimler birlik ülkeler kurarak aynı para birimlerine geçerek, ortak parlamentolar açarak sorunu aşmaya ve ortak hareket etmeye başladılar. Ortadoğu’daki son gelişmelerle değerlendirildiğinde Bizim de artık bir takım gerçeklikleri görmemiz gerekiyor. Bu nedenle başta Misak-ı Milli sınırları olmak üzere birlikteliklerin oluşturulmasında fayda bulunmaktadır. Bunun için artık sınır tellerini ileriye veya geriye atmaya gerek yok. Sınırlar değiştirilmeden de bunun gerçekleştirilmesi artık mümkün yeter ki Türk ve Kürt gerçeklikleri tarihsel perspektifleri ile doğru bir şekilde değerlendirilebilinsin. Bunu anlaşılır kılmak için yukarıdaki konuşma samimiyetle değerlendirilirse zaten yeterli altyapı gerçekleşir.