Çatışmalı ortamın yarattığı trajedinin en iyi örneklerinden biri şimdi sinemada. Ölenin de öldürenin de yok oluş hikâyesi. Sıkılan bir kurşunun yıktığı dünyaların trajedik hikâyesi. Yürekleri burkan, gözlerin ıslanmaktan kendini alamadığı, duyguların yerini çocuklarda bile mantıksallığa bıraktığı bir aktarım dili ile Mın dit filmi bir dönemin karanlık dehlizlerine ışık tutuyor.

Mın dit filminin tek özelliği Kürtçe çevrilmiş bir yapıt olmasından kaynaklanmıyor. Kürt trajedisinin ne anlama geldiğini seyirciye görüntülü olarak sunuyor. Yönetmen Bezar, bu filmi ile trajediler döneminin beyaz perdeye aktarılmasının başlangıcına da imza atmış durumda.

İnsanlar görmek istediklerini görür, duymak istediklerini duyarlarmış. Mın dit sağır kulaklara işitmesini, kör gözlere görmesini öğreten bir hikâyeyi beyinlere kazıtıyor.

Latin Amerikan filmlerinde gördüğümüz ancak gerçek yaşamda özellikle 1990´lı yıllarda sıkça görüp okuduğumuz tanıklıklarını yaşadığımız olaylardan sadece birer tanesinin trajedik gelişimi ile toplumsal paranoyayı yansıtıyor.

Antalya´da gösterildiğinde birçok tartışmaya neden olan filmin bölgede beğeni ile izleneceğinden şüphe yok. Birçok sinema eleştirmeni tarafından beğeni ile söz edilen filmin seyirciyi nasıl etkileyeceği de kısa sürede ortaya çıkar sanırım.

Gelelim filmin hikâyesine, yönetmenin Diyarbakırlı çocuklara ithaf ettiği çalışma Jitem tarafından öldürülen bir gazeteci ve eşinin geride kalan üç çocuğunun yaşamını konu ediniyor.

Gülistan, Dilovan ve Fırat´ın yaşam veya sürünme hikâyesini aktarmaya çalışıyor. Kimsesiz kalan üç çocuktan küçük olanı ilaçsızlık ve açlıktan yaşamını yitiriyor. Geriye kalan Gülistan ve Fırat ise yaşam rüzgârının savurması ile kendileriyle aynı kaderi paylaşanların sığındıkları limanlarda buluşuyor.

Mendil satıcılığından hırsızlık çetesine katılmaya, fuhuş ile yüz göz olmaya, açlıkla pençeleşmeye ölülerle konuşmaya kadar süren bir yaşam trajedisi.

Film hayatın silesini yemiş yoksul insanların hangi duruma düştüklerinin de resmini çiziyor. Fuhuş´un, hırsızlığın, çalışmak zorunda kalan çocukların, Satıcılık yapan dedelerin, Sur dibinde, kilise kalıntılarında yatmak zorunda kalan insanların dramını aktarıyor.

Mın dit hangi durumda olursa olsun Annelerin çocuklar üzerindeki etkisini de gözler önüne seriyor. Doğru aktarılan bilincin nasıl işe yaradığını da görme imkânı sunuyor. Kurt´u öldürmektense onu deşifre etmenin mantığını masal olarak anlatan annenin çocuklarının aynı masalı nasıl gerçeğe çevirdiklerini de gösteriyor.

Mın dit sıkılan kurşunların hedefindeki insanların yaşam mücadelesini zorluğu yaşamayanların sofralarına aktarıyor ve düşündürtüyor. Kartonlar üzerinde yatmaya mahkûm edilen çocukların bulunduğu yerlerde sıcak yatağın kimseye kalmadığını da hatırlatmaya çalışıyor.

Mın dit, herkes tarafından ibretle izlenmesi gereken bir film. Zamanınız olsun veya olmasın Yılmaz Güney Sinemasına uğrayıp bir dönemin anatomisine bir göz atmanızı öneririz. Bir filmden çok şey öğreneceğinizi sanıyoruz.