Ortadoğu’ya ve dolayısıyla Arap baharı olarak adlandırılan demokrasiye geçiş çalışmalarına olan güven gittikçe yerini tedirginliğe bırakıyor. Önceleri her ne kadar konu yapılan eylemler ve gösteriler halkın taleplerinden çıkan eylemler mi yoksa dışardan yapılan telkinlerle yapılan eylemler mi ekseninde yürüyorsa da sonradan ortaya çıkan tablolarla bu tür değişim isteklerinin halkın iç dinamiklerinden geldiği kanaati yaygınlık kazanmıştı.
Arap rüzgârı ya da ortadoğunun yeniden dizayn edilmesi olarak algılanan ve yürütülen çalışmalar ekseninde birçok ülkede ciddi değişimler ve silahlı çatışmalar yaşandı ve insanlar yaşamlarını kaybettiler. Liderleri ise devrildi. Kimisi öldürüldü Libya Lideri Kaddafi gibi kimisi ise tutuklandı ve mahkemelerde hakimlerin önüne çıkarıldı. Hem de kalkamadıkları yatakları ile birlikte. Mısırdaki Hüsnü Mübarek gibi.
Sonuç itibariyle ister içerdeki baskıların dışa vurumu sonucu ortaya çıkan bir patlama olsun ister dış destekli olarak yürütülen çalışmaların bir sonucu olsun bu belaya bulaşan ülkelerde huzursuzluk sürüp gitmektedir. Adeta viraneye dönüşen iç çatışmalar yaşayan ülkelerin durumu da sözüm ona bir uzlaşıya varmış olan ülkelerin durumu da parlak değil. Bu konu ile ilgili olarak Mısır,Libya,Suriye ve Irak’a bakmak yeterli diğer ülkeleri saymaya gerek yok.Oralarda da ciddi yönetim değişikliklerinin yapıldığını biliyoruz.
Şimdi gelelim meselenin diğer boyutuna. Bu eylemlerle ortaya çıkan mesaj aslında bu ülkelerin diktatörlükle yönetilen bir anlayıştan demokrasinin işlediği bir yönetim anlayışına evirilmesiydi. Ancak görünen odur ki uğruna bunca mücadele edilen ve insanların yaşamlarını kaybettikleri süreçler beklendiği gibi gitmemektedir. Yanlış olan düzenin yerine yeni bir düzen kurulması yerine düzensizlik hakim oldu ve bu düzensizlik içerisinde eski düzeni bile bulmak mümkün olmamaktadır. Daha çok güç, daha çok baskı, daha çok memnuniyetsizlik almış başını gidiyor.
Bu nedenle Mısırdaki gelişmeleri iyi izlemek gerektiğini düşünüyoruz. Mısırda yıllardır süren ve antidemokratik olduğu konusunda kimsenin şüphesi olmayan bir yönetim söz konusuydu. Hüsnü Mübarek yönetimindeki Mısır da başta Müslüman Kardeşler örgütü olmak üzere rejim ve uygulamaların değişmesi konusunda mücadele eden birçok kesim baskı altına alınmıştı. Tahrir meydanındaki olaylar sonucunda ortaya çıkan birikmiş tepkiler Mübarek rejiminin çökmesine neden oldu. Halkın oyları ile iktidara gelen Mursi hükümeti ve yönetimi ise sözüm ona bir geçiş süreci yaşatacak ve daha demokratik bir düzenin oluşturulması için çaba gösterecekti. Ancak Tahrir Meydanındaki gösterileri ile yönetimi değiştiren halk bu kez bu eylemleri sonucunda iş başına gelen hükümetin de sonunu getiren yeni bir eylemlilik süreci başlattı ve Mısır ordusu çok da yabancısı olmadığı eylemini gerçekleştirdi. Askeri darbe gerçekleştirdi.
Askeri darbenin hoş karşılanmadığı konusunda herkes hem fikir ancak bir de ülkelerini elden gidişini gören askerlerin durumunu göz önüne almak lazım. Eğer ülke gidecekse o zaman yönetim gitsin mantığı ile hareket eden ordu durumdan vazife çıkarıp yönetime el koydu.
Peki bu durum tercih edilebilecek bir durum mudur? Elbette değil.
Burada bizi ilgilendiren bölüme gelelim. Yönetimleri meydanların gücü ile devirmek isteyenlerin bu hesap ve kitap işini çok iyi yapmaları gerektiği Mısır örneğinde çok iyi görülmektedir. Tahrir meydanı darbe istemediyse de darbe yapılması için gerekli olan zemini hazırladı ve bu olay gerçekleştirildi.
İster darbeler sonucunda olsun ister farklı yöntemlerle şiddetle iktidar değişikliği yaratmak ülkeleri kurtuluş yerine bunalıma götürmektedir. Bu durumun iyi görülmesi gerekir. Bu nedenle sorunları olan ülkelerin yönetimleri duyguları yerine mantıkları ile hareket edip gerekli kararları almak zorundadırlar. Var olan sorunları çözümüne yönelik taleplerin baskı ile sindirilmeye çalışılması sorunları ortadan kaldırmıyor ve yeni tepkilerin ortaya çıkmasına neden oluyor.
Türkiye Tahrir benzeri olayı Taksimde yaşadı. Ancak halkın daha sağduyulu yaklaşımı sonucunda daha kötü olaylarla karşılaşılmadan süreç idare edilebilindi. Ancak bu her zaman böyle sonuçlanacak diye bir kanaat oluşturmamalı. Meydanlar sorunların çözüm yeri olarak gösterilmemeli, görülmemeli ve buna zemin de hazırlanmamalıdır.
Meydan çözümlerinin somut örneği Mısır’dır. Meydanları çözüm yeri olarak görmek isteyenlere, duyarsızlıkları ile meydandan başka çare bırakmak istemeyenlere ve ülkenin barışı ve selameti için düşünenlere ilanen duyurulur.
Next