Merhamet ve Adalet üzerinde hassasiyetle durulması gereken önemli iki kavramdır. Kavramları vikipedideki açıklamaları ile önce tanımlayalım: “Merhamet: sözlüklerde “bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü, acıma” olarak tanımlanmakta olup, neo-spiritüalist terminolojide kullanılan terimlerden biridir. Neo-spiritüalist görüşe göre merhamet, insan ruhunun “Dünya Okulu”nda edinmesi gereken temel ruhsal yeteneklerden biridir. Bu görüşe göre, kişinin acınacak bir hale gelmiş, bir felakete uğramış veya benzeri hallere düşmüş, ıstırap çeken bir insana acıyarak, o insanın çektiği ıstırabı kendi yüreğinde hissetmesi, ıstırabını paylaşması kişiye, onun başına gelen olaydan ıstırap çekerek edindiği deneyimi (aynı olayı yaşamasına gerek kalmaksızın) edinme olanağı sağlayabilir.
Adalet: Hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi anlamına gelir. Haklı ile haksızın ayırt edilmesi adaletle sağlanır. Adalet kavramı temel olarak hukuk kurallarına uygunluğu içerir. İnsanların toplum içindeki davranışlarıyla ilgili olduğundan ahlak ve din kurallarıyla da ilişkilidir ve tarih boyunca tartışmalı bir alan olmuştur.”
İşte tam da bu dönemde bu iki kavram toplumsal yaşamımız için gerekli olan kavramlardır. Çünkü ülkenin gidişatına, yöneticilerin tavırlarını baktığınızda bu topraklarda yaşayan insanların bu kavramları yaşama geçirmeleri bir zorunluluk olarak karşımızda duruyor.
Merhamet ve Adalet kavramlarının Barış kavramı ile de bütünleştirilip yaşama geçirilmesi gerekiyor.
Ülkede gücü elinde bulunduran yapının etkileşimleri nedeniyle olup bitenlerin vatandaşa tarafsız ve gerçekleri ile sunulması pek mümkün değil. Vatandaş kendisine sunulan bilgiler ile yetinmek ve aynı zamanda bu bilgileri doğru kabul etmekle baş başa bulunuyor. Aksini iddia etmek veya söylenenlerin karşısında durmak Allah muhafaza ülkeye ve idareye yönelik darbe olarak bile yorumlanabiliyor! Hal böyle olunca 23 Temmuz 2015 tarihinden bu yana ülkede olup bitenler özellikle bölgemizde yaşananlar çok acı sonuçları ile ortada duruyor. Aylarca sokağa çıkma yasaklarının yaşandığı, kentlerin çatışmalar nedeniyle yerle bir olduğu bir dönemden söz ediyoruz. Bu çatışmalarda resmi verilere göre yaşamlarını yitirenlerin ve yaralananların sayısı onbinlerle ifade edilecek boyutlara geldi.
Ülke dış bir saldırıya maruz kalsa, ülkeler arası savaşta yer alsa kayıpları sineye çekip dualar okumakla durumu acıları ile kabul etmek mümkün olabilirdi lakin öyle değil. Bu yaşananlar inatlaşma nedeniyle yaşanan ve konuşularak çözümlenmesi mümkün olan Kürt sorunu nedeniyle meydana geliyor.
Geçenlerde Merhamet ve Adalet isimli bir film yarışması nedeniyle düzenlenen törende konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu konul ile ilgili olarak yaptığı konuşmada özetle şu belirlemelerde bulunmuştu.
“- Her kıtadan, her dinden, BM Güvenlik Konseyi'nde üyeler olsun, kabul etmiyorlar. Din olarak sadece Hıristiyanların oluşturduğu bir konsey var. 1,7 milyon Müslüman’ın olduğu dünyada, konseyde Müslüman üye yok. Kimi aldatıyorsunuz, kimi uyutuyorsunuz? Biz bunu seslendirmeye devam edeceğiz.
- Er veya geç bu ülkede 5 ülkenin dışındaki 190 ülkenin temsilini orada sağlayacağız, sağlamamız lazım.
- Şu anda Suriye'de 5 tane daimi üyenin 1 tanesi "hayır" diyorsa, siz orada adım atamazsınız. Böyle bir adalet olur mu? Kendimizi niye aldatıyoruz? Hz. Ömer "mülkün esası adalettir" diyor. Bazıları bunu mal, mülk anlıyor. Oradaki mülk ifadesi devlettir. Yani devletin esası adalettir. Eğer adalet yoksa o devletin ayakta durması mümkün değildir.
- Bu çarpık düzen eninde sonunda çökecektir. Bugün kendi çıkarları için her türlü haksızlığa göz yumanlar, kendileri de adalete ve merhamete muhtaç hale gelecektir. Biz insanlık böyle bir felakete maruz kalmadan adım atılmasını istiyoruz.
- Dünya sadece binaların daha büyüğü, teknolojinin daha çoğu peşinde koşulacak bir yer değildir aslında. Sadece silahı çok olanın sözünün geçtiği bir dünya kimse için güvenli olamaz. Türkiye olarak daha iyi bir dünyanın inşasına katkıda bulunma sorumluluğumuz olduğuna inanıyoruz.
- Batı'da dünyada milli geliri bizim çok üstümüzde olan ülkeler, bizim geri kalmış ülkelere verdiğimiz desteği vermiyoruz. Veren el, alan elden üstündür, biz buna inanarak yola çıktık.”
Peki, bu anlayış ve bakış açısı neden ülkemizin sorunlarının çözümü noktasında sergilenmiyor?
Dünyadaki bu haksızlıkları bilen ve gören gözler ve vicdanlar neden kendi insanları için aynı mantık ve duygulara sahip olamıyorlar?
Başbakan Davutoğlunun eşi bölgeye yönelik operasyon kararının verildiği gece Başbakanın sabaha kadar uyumayarak ağladığını gazetecilere aktarmıştı. Ardından ağlanacak kararlar verip bu ülkeyi ve bu insanları merhamet ve Adalet duygusundan uzak tutmaya hangimizin hakkı olabilir ki?
Muhafazakâr demokrat olduğunu belirten siyasal iktidar ne yazık ki son dönemde eski milliyetçi muhafazakâr partilerin konumuna düşmüş bulunuyor. Bu nedenledir ki kuruluş felsefesindeki ilkelerden gittikçe uzaklaşıyor. Bu uzaklaşma aynı zamanda merhamet ve Adalet kavramlarını da farklı algılamaya neden oluyor.
Next