Batman´da insanlar gezmeye nereye gider? Bakkala gider. E öyle ama. Büyük marketlerde insanlar gezmeye gittiğinde aslında eskinin bakkalına gitmiş olmuyorlar mı? Dikkat edin bir de burada ki tuzaklara. Tek bir oturak bulamazsınız. Öyle küçük ikramlara da kanmayın. Size oturmak için bile bir oturak vermeyenler aslında zaten oturup da dinlenmenizi değil, yorulup da sağlıklı kararlar alamamanızı ve öf bıktım gayri diyip önüne geleni almanızı istiyorlar. Bir örnek daha. En ağır cisimler, yağ tenekeleri, un ve şeker çuvalları da en başta bulunur ki hemen bir market arabasını elinize alıp ve hooop gelsin ekstra eşya alımları.
Şimdi gelelim esas meseleye. Bugünün büyük marketleri ile eskinin küçük bakkalları arasında bir fark yok aslında. Hepside ihtiyaç maddeleri satarlar. Biz Batmanlılar da gezmeye bakkala gideriz. Peki bu bakkallarda ne yaparız? Alış veriş yaparız=kazık yeriz. Şimdi Batman´da faaliyet gösteren bir marketin vatandaşa kazığından söz edeceğiz. İlan bastırırlar; 100 TL alış veriş yapan herkes 50 TL bedava ilanı dağıtırlar. Millette Pazar günü gider. Bir dünya gıda alınır. Kan ter içinde ödeme kuyruğuna gelinir. Ancak ilanın en alt tarafında küçücük yazılarla 150 TL de giyim alan bundan faydalanabilir diye de bir ibare vardır ki zaten amaçta bunun fark edilmemesidir. Tek bildiğim kasada bir Bey bağıra çağıra Yahudi zihniyetliler diye feryat ettiğiydi. Yahudilerin ticari ahlakı bile böyle değildir. Sırf insanları kandırmak için yapılan hokkabazlıklara bakın. Komünistleri şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Vahşi kapitalizm dedikleri böylesi bir şey olsa gerek. Aslında toplum olarak bu tür durumlarda tavrımızı net olarak koymalıyız. Mesela, tüm poşetleri yere koyup orayı terk edebilirdik. Birkaç kez tekerrür ettiğinde sanırım karşı tarafa bir mesaj vermiş olabilecektik.
Bu büyük alış veriş merkezlerine oldum olası hep soğuk olmuşumdur. Bunların sayesinde mahalle aralarında bulunan ve veresiye defteri ile ayı tamamladığımız Bakkal Amcalarımız yok oldu. İstanbul´da Mustafa Bakkal Amca vardı. O küçücük dükkânında bile o kadar mutluydu ki. Bizler Mustafa Bakkala gider pembe panter oyuncağı ve çikolata alırdık. Ramazan Bakkala asla gitmemizi istemezdi Anneannem. Çünkü o içki satardı ve oradan alış veriş yapmamız bize yasaktı. Sonra Batman´a taşındık ve Rahmetli Xalo Hacci´nin bakkalından leblebi tozu ve minti sakızı almaya başladık. Güler yüz, hal hatır sorma ne varsa aynıydı her iki bakkal Amcada da. Tek fark birinin Türkçeyi konuşamayışıydı. Kürt´tük ama Kürtçe diye bir dil duymamıştık. Dahası tüm Dünya´nın da Türkçe konuştuğunu zannederdik çocuk aklımızla. Ama sonradan öğrendik ki aynısını benim köyümdeki akranlarımda düşünüyormuş. Biz köye gelip de Kürtçe konuşamadığımız zaman demişler ki birbirlerine “demek ki Dünya´da Kürtçe bilmeyenler de varmış”. Entegrasyon çık hızlı gelişti. Her ne kadar sular seller gibi öğrenemediksek de, derdimizi anlatabilecek seviyeye geldik karşılıklı olarak.
Derdimizi anlatmasına anlatacak seviyeye geldik ama bu marketlere derdimizi anlatamıyoruz. Madem bakkallar yok olmaya başladı o zaman iyi bir rekabet ortamı gerekiyor bizim için. Sadece birkaç market ile olmaz bu iş. Bir düzine olmalılar ki tam rekabet oluşsun. Vatandaş o zaman kaliteli hizmeti alabilir. Yoksa aralarında anlaşırlar ve biz farkında olmadan kazıklanmaya devam ederiz. Dikkat edin bir ürün indirimli satılmaya başlandı mı diğer marketlerde de indirime giriyor. Biri araba hediye kampanyasına start veriyor, iki gün sonra bir diğerinde de aynısı. Ancak çok ciddi marketler zinciri var Türkiye´nin Batısında. Hatta uluslar arası markalar var bu şekilde. Bu tür kurumsal kimlik kazanmış işletmelere ihtiyacımız var bizim. Ayrıca STK´larında konuya duyarlılık göstermesi gerekir. Sendikalar, Odalar, Siyasi Partiler, öğrenciler, köylüler, kentliler…vs. üyelerine, öğrencilerine, velilerine…bu tür yerlerden alış veriş yaparken dikkatli olmalarını önermeleri gerekir. Öyle Köylü Kurnazlığı ile milleti söğüşleme devrinin bitmesi lazım.
Next