Barış ve Demokrasi Partisi cezaevlerinde süresiz ve dönüşümsüz bir şekilde yaklaşık olarak 700 hükümlü ve tutuklu tarafından sürdürülen açlık grevlerini dikkati çekmek için 27 Ekimde Batmanda bir miting düzenledi.
Mitinge olan duyarlılık ve katılım konunun da hassasiyeti nedeniyle fazlaydı. Onbinlerce Batmanlı miting alanına gelerek dayanışma ve desteklerini göstermiş oldu. Sanırım cumhuriyet tarihinin en fazla katılımlı açlık grevlerinden biri olan ve 50. gününe dayanan bu büyük eyleme ilk kez kamuoyu tarafından bu kadar büyük bir destek ve sahiplenme gösteriyor.
Amaç ve istem açlık grevlerinin ölümcül sorunlar doğurmadan ortadan kaldırılması. Ancak gerek mitingte verilen mesajlardan gerekse daha evvel açlık grevine girenlerin yapmış oldukları kamuoyuna yönelik basın açıklamalarından anlaşılmaktadır ki düğümün çözümünün tek yolu İmralıdan geçmektedir.
On binlerin önünde konuşan Barış ve Demokrasi Partisi eşbaşkanı Selahattin Demirtaş oldukça çarpıcı açıklamalarda bulundu. Birincisi bu açlık grevlerini sona erdirmeye güçlerinin yetmeyeceğini ve çözümün anahtarının İmralıda bulunan Öcalan olduğuydu. İkincisi açık bir şekilde Abdullah Öcalanı desteklediklerini bunun suç olmadığını ve bu konuyu krimilize etmeye gerek duyulmaması gerektiği konusundaki belirlemeleriydi.
AKP içerisindeki bazı kesimlerin ölümden beslendiklerini ve bu nedenle çözüme yanaşmadığını vurgulayarak bu kesimlerin Başbakanı da olumsuz yönlere yönlendirdiklerine vurgu yaptı. BDP Eş başkanı Demirtaş Kürt sorununun çözümünü engelleyenleri Leş Kargalarına benzetti.”Leş Kargalarına karşı Şahin barış isteyenlere karşı ise Ak Güvercin” olduklarını vurgulayan Demirtaş’ın bu açıklamaları mitinge katılanlarca alkışlar ve zılgıtlarla desteklenirken toplumun geldiği duygu aşaması da ortaya çıkmış oldu.
Açlık grevleri ve son olaylardan sonra BDP’nin düzenlediği 27 Ekim mitingine katılımın yüksekliği ise dikkatten kaçmayan bir gelişme. Son dönemlerde yapılan miting ve basın açıklamalardan sonra ortaya çıkan olaylar ve yapılan gözaltı ve tutuklamaların da etkisi ile BDP bu kadar güçlü ve kalabalık katılımlı miting yapmakta zorlansa da son olaylardan sonra kamuoyu beklentisinin alanlara yansıdığını belirtmek gerekiyor.
Açlık grevlerine katılan hükümlü ve tutukluların sayısının fazlalığı taleplerinin kamuoyu tarafından makul olarak görülüp kabul edilmesi ve Kürt yurttaşlar tarafından sahiplenilmesi ile kritik eşik olarak belirtilen süreye gelinmiş olması çözüme yönelik beklentileri de artırmış bulunmaktadır.
Konu ile ilgili olarak görüş belirten duyarlı kesimler Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in Sincan cezaevine yönelik ziyaretini olumlu görürken çözüm için bunun yeterli olmadığı ve hükümetin gerekli adımları atması gerektiği yönünde fikir ortaklığı yaşamaktadırlar.
Açlık grevleri konusundaki hassasiyet ve çözüm beklentisinin sadece BDP kitlesi ile sınırlı olmadığını da belirtmemiz gerekir. Konunun hassasiyetini dikkate alan değişik görüşlerdeki birçok Sivil Toplum Kuruluşu da yapmış oldukları basın açıklamalarında ölümler ve kalıcı olan sağlık sorunları ortaya çıkmadan sorunun çözümünü beklediklerini vurguladılar.
Bu durumda kamuoyu beklentisi hükümetin sorunun çözümüne katkı sunabilecek olasılıkları yaşama geçirmesidir ki göründüğü kadarıyla bunun temelini de imralıdaki tecridin kaldırılması oluşturuyor.
Sonuç olarak Türkiye’deki cezaevlerinde sürmekte olan açlık grevleri artık ötelenemeyecek bir sorun haline gelmiş bulunmaktadır. Bu eylemlerden dolayı cezaevlerinde tabutların çıkmaması için tek yol Öcalan’ın sürece dâhil edilmesidir. Hükümetin de bu konuda gerçekçi olması gerekmektedir. Kürt sorununun çözümü konusunda İmralıyı devre dışı bırakarak çözüme gitme olanağı yok. Akan kanın durması için Başbakan gerekirse Müsteşarımı gönderirim demişti. O müsteşar derhal İmralıya gitmeli ancak müsteşar gitmeden önce açlık grevlerini ölümler olmadan sonlandırmak için Öcalan’a açıklama yapma fırsatı da tanınmalıdır. Yarın çok geç olmadan insanlar ölmeden bu yapılmalıdır.
Bu ülkede demokrasi, barış ve kardeşlik isteniyorsa ortam leş kargalarına bırakılmamalıdır. O leşlerin(!) sahiplerinin bu vatanın evlatları olduğunu da unutmamak gerekir.