Bazen bir görüntü yüzlerce kitabın anlatamayacağı şeyleri anlatır. Bir fotoğraf karesi kelimelerin ifade edemeyeceği şeyleri insanların beynine monte eder. Afrika’daki yaşam zorluklarını yerinde görmek için seyahate çıkan gazeteci  Kevin Carter orada kampa varmaya çalışan bir çocuğun durumunu ve başında onun düşmesini bekleyen Akbabayı tek karede görüntüleyip dünyaya ibreti alem olsun diye göstermişti. “Akbabanın beklediği küçük siyah kız” adıyla 1994 te fotoğrafçılık dalında Pulitzer ödülünü almıştı. Fotoğrafçı bu manzaradan sonra intihar etmişti.. Gördükleri karşısında yaptığı hareketi anlamak belki mümkün belki değil ama akbabaların bile yemek için çocukların düşmesini beklediği Afrika da değil benim ülkemde benim güvenlik gücümün içinde yer almış bir zatı muhterem dünya âleme ibret olsun edası ile yakaladığı çocuğun kolunu büyük bir maharetle kırıyor.

 

Kol kırma tekniğindeki başarısı için bu zatın nasıl ödüllendirileceği merak konusu ama bizim üzerimizde duracağımız konu bu zatın kendisi değil onu bu hale getiren zihniyetin ne olduğudur. Nasıl oluyor da bir insan bu hale gelebiliyor. Nasıl oluyor da bu çağda devlet erkini temsil edenler devletin yasalarını bu kadar açık bir şekilde ihlal edebiliyorlar. Bu güç kullanımının boyutu nasıl oluyor da bu kadar aşırılaşabiliyor.

 

Hukukta tanımlanmayan hiçbir şey için ceza verilemeyeceği yapılan davranışların ise nasıl cezalandırılacağı açık bir şekilde yazılmıştır. Anayasasında Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlanan ülkemde birilerinin hukukla dalga geçercesine cadde ortasında kol kırmasını nasıl izah edeceğimi ben bilmiyorum. Bilenler varsa bir zahmet bizi de aydınlatsın.

 

Vatandaş izinsiz gösteri yapmıştır. Kanunen suçtur. Eyvallah alırsın vatandaşı götürür adalete teslim edersin.Kanunda hak ettiği cezası neyse hakim taktir eder suçlu olanda gider artık paşa paşa mı yoksa sürüne sürüne mi onu kendisi bilir, yatar.Kalabalığı dağıtmak için aşırı olmamak kaydıyla güç kullanırsın ama yere düşenlerin üzerine kümelenip onları coplamanın bir manası yok alırsın yasal gereğini yerine getirirsin.Yasaların devlet adını sana verdiği yetki  de bu yöndedir. Ben yasa dinlemem deme lüksüne sahip değilsin. Sen devletin kolluk gücüsün.o yasaların uygulanması için mücadele ederken mücadelesini verdiğin yasaları çiğneyemezsin. Sen Benim adıma, benim devletimin sana verdiği yetkiyi, yasaları çiğneyerek  kol kıramazsın diyen yönetici bekliyoruz artık.

 

Devlet olmanın, Hukuk devleti olmanın en temel unsuru en başta devletin yasalarına sahip çıkmasıdır. Devletin her alanda ki tavır ve davranışta örnek olmasıdır. Bir polisin kırdığı kol bir dış işleri bakanının beş yılda insan hakları alanında kat ettiği emeği bir çırpıda ortadan kaldırdı mı kaldırmadı mı? Kırılan o kolu gören insanlara durumu nasıl izah edeceksiniz.

 

Demokrasilerde taleplerin dile getirilmesi; başvuru, basın açıklaması, yürüyüş, miting, grev ve benzeri yöntemler ile kamuoyuna iletilir. Sivil itaatsizlikler gerçekleştirilir. Devletin Güvenlik güçleri kamuoyunun diğer kesimlerinin zarar görmemesi ve kamu düzeninin bozulmaması için tedbirler alır.Bu tedbirleri aşanları yada zorlayanları gözetim altına alarak yargıya teslim eder. Yargı bunlar hakkında gerekli yaptırıma karar verir. Yargı yetkisini sokaklarda kullanma gücünü kendilerinde bulanların yaptıkları iş kamu düzenini korumak değil infaz gerçekleştirmektir. Hiç kimsenin yetkili olmadığı bir konuda böyle bir güç kullanmaya hakkı yoktur. Yargıdan yetkili olmadığı halde sokak yargılaması yapanlardan hukuk adına hesap sorması lazım.

 

Ekranlarda seyrettiğimiz ve büyük bir meziyet gibi gösterilerek kırılın kol aslında o çocuğun kolu değil devletin kırılan imajıdır, adaletin ve hukukun ayaklar altına alınmasının resmidir, yirmi birinci yüzyılda birilerinin hala nasıl külhanbeyliği yaptığının göstergesidir. Uluorta kol kırmaktan çekinmeyenler acaba kapalı kapılar altında nasıl davranıyorlar? Ülkem adına, halkım adına o kol ile birlikte ben de kırıldım. Kol alçı ile iyileşecek ama insanların beyninde kırılan imaj nasıl düzelecek bilen var mı?