Yaşamınızın her hangi bir bölümünde çok değer verdiğiniz bir varlığınızı kaybederseniz ne düşünürsünüz?
Peki, yaşamınızın her hangi bir döneminde en değerli varlığınız olan çocuğunuzu, babanızı, kardeşinizi veya eşinizi kaybederseniz ne hissedersiniz?
Beyaz renkli siyah camlı bir otomobile bindikten sonra hiç görülmeyen bir yakınınız olursa ne yaparsınız?
Siz de biz de çok üzülür ve acı duyarız. Kaybettiğimizin bize bıraktığı hatıralarla acılarımızı hafifletmeye çabalarız. Bildiğimiz ve karşılaştığımız sonuca direnmeye çalışırız.
Ya sonuç bilinmezse?
En değerli varlıklarımızdan bilgi alamıyorsak, akıbetlerini bilemiyorsak, yaşayıp yaşamadıklarından bihaber isek ne yapacağız?
Bu ülke çok acılar çekti. Bu halk çok bedeller ödedi. Bu acıların en büyüklerinden birini de kayıp yakınları yaşamaktadır. Yıllardır bu ülkenin vatandaşları kaybedilen evlatlarının mezarlarına bile sahip olamamanın üzüntüsünü, acısını yaşıyor. Bu ülkede binlerce aile kaybedilen efradının cesedinin yerini bulamadığı için başını rahat yastığına koyamıyor. Bu ülkede binlerce çocuk babasının nerede olduğunu bilmiyor.
Kadınlar kocalarının,
Anneler, babalar evlatlarının,
Kardeşler kardeşlerinin kemiklerini arıyor.
1980 Askeri darbesinin üzerinden tam yirmi dokuz yıl geçti. Ne yazıktır ki o zaman atılan tohumların ortaya çıkardığı sonuçları halen silebilmiş değiliz. O zamandan beri ortaya çıkan yok etme, kaybetme, saklama veya gizleme anlayışı sürüp gitti. O dönemin acılarının ortaya çıkardığı sonuçları halen silebilme kabiliyeti gösterebilmiş değiliz. O dönemden bırakılan kanunlar ve uygulamaları insan Hakları Savunucularını ciddi bir insan Hakları Mücadelesi vermeye yöneltmiştir. Ülkenin çağdaş normlarda bir hukuk ve adalet anlayışı ile yönetilmesi çabaları İnsan Hakları savunucularının vazgeçilmez temel görevi olmuştur. Bu amaçla; 17 Temmuz 1986 tarihinde aralarında tutuklu ve hükümlü yakınları, avukatlar, gazeteciler, hekimler, mimar ve mühendisler, yazarlar ve akademisyenlerin bulunduğu 98 kişi, ülkemizde insan hakları ve özgürlüklerini korumak, gerçekleştirmek ve geliştirmek için İnsan Hakları Derneği’ni kurdular. İnsan Hakları Derneği 23 yıllık geçmişi,( 28) şubesi ve (4) temsilciliği ve yaklaşık 10 bin üyesi itibariyle, Türkiye’nin en eski ve en büyük insan hakları örgütü olarak çalışmalarını sürdürmektedir.
İHD, 23 yıl boyunca, yaşam hakkının korunması için, kadınlara yönelik insan hakları ihlallerinin önlenmesi için, çocukların haklarının ihlal edilmemesi için, bireylerin özgürlük ve güvenlik hakları için, işkence ve kötü muamelenin önlenmesi için, cezaevlerindeki insan hakları ihlallerinin önlenmesi ve insan onurunun cezaevi koşullarında da korunması için, ifade özgürlüğü için, düşünce ve inanç özgürlüğü için, adil yargılanma hakkı için, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı için, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar için, azınlık hakları için, yerleşim hakları için, engellilerin haklarının ihlal edilmemesi için, sığınmacıların ve mültecilerin haklarının ihlal edilmemesi için mücadele etti. Ayrımcılığa karşı çıktı, eşitliği savundu. Vicdani red hakkını kullananların da, cinsel kimliği ve tercihleri nedeniyle ayrımcılığa maruz kalanların da, kılık kıyafetleri nedeniyle mağduriyet yaşayanların da insan haklarını savundu.
Bütün bu alanlarda mücadele eden İHD ve yöneticileri şimdi de ülkemizin acı yüzü olan kayıplar konusunda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye çalışmaktadır. Gelen talepleri ve şikâyetleri yapılan itiraf ve açıklamaları takip eden İnsan Hakları Savunucuları
İnsan Hakları Derneği genel Merkezinin ve bölgemizdeki insan hakları dernekleri şubelerinin katılımı ile 23 Şubat 2009 tarihinde Silopi’deki BOTAŞ kuyuları önünde yapılan basın açıklamasında gözaltında kaybedilen vatandaşlarımızın akıbetleri sordu. O tarihten itibaren de ülkenin insan Hakları konusundaki sorunlarının yanı sıra özellikle kayıpların bulunması ve Faillerinin yargılanması şiarı ile her hafta kaydedilen gelişmeleri de içeren basın açıklamaları ve oturma eylemleri düzenleyerek yetkililerin konuya duyarlı davranması için çaba sarf etmiştir. Kayıp yakınlarının, “Ölülerimizin kemikleriyle yüzleşeceksiniz”, “Kayıplar Bulunsun Failler yargılansın” ve “Fırat Suyu Kan akıyor baksana” sloganlarını içeren pankartları dönemin simgeleri halene gelmiştir. Bu kampanya çerçevesinde sürdürülen etkinlikler neticesinde ellerinde bilgi bulunan vatandaşların verdikleri bilgiler doğrultusunda bölgemizde birçok alanda yapılan kazılarda öldürülerek toprak altında gizlenen onlarca yurttaşımızın cenazesine ulaşılmıştır. Bu çabalar sonucunda kayıplar konusunda bilgi sahibi olanlar yurt içinden ve yurt dışından yaptıkları açıklamalarla sürece katkı sunmuşlardır. Bu eylem ve etkinlikler sonucunda Diyarbakır’a kayıplar konusunun araştırmak için özel yetkili Cumhuriyet savcısı atanmıştır.
İnsan Hakları savunucuları, adaletin gerçekleşmesi için üzerine düşen ve düşecek olan görevleri bütün gücünü kullanarak yerine getirme azim ve karalılığı ile hareket etmektedir. Ülkenin aydınlık yarınlara ulaşması için çaba göstermektedirler.
Yıllardır yakınlarının yollarını gözleyenler, bir haber bekleyenler dağ, taş, mağara, kuyu demeden insan kemikleri ararken sorumluluk sahibi hangi insan sesiz kalabilir ki?
Bu ülkede binlerce kayıp var.
Bu ülkede birilerini sır gibi sakladığı ama varlığından emin olduğumuz binlerce hak ihlali var.
Bu ülkenin demokratikleşmesi için, ilerlemesi için, rahat bir nefes alması için geçmişi ile yüzleşmesi gerekmektedir. Geçmişle yüzleşmenin bir ayağını da kayıpların bulunması ve faillerinin yargılanması oluşturmaktadır.
Ülkemizde hak ve adalet yerine bulana kadar, kaybolan bir koyunun dahi hesabı sorulana kadar gerçeklerle yüzleşmek için mücadele etmek gerekmektedir. Bu konuda herkesi ve kesimi sorululuğa davet etmeyi bir insanlık görevi olarak biliyor ve bildiklerini yetkililerle paylaşmaya davet ediyoruz.
Nihat EKİNCİ- İHD Batman şubesi yönetim kurulu üyesi
Next