Barış ismi duyulduğu zaman sevinmemek mümkün değildir. Çünkü herkesin kavgasız ve ölümsüz barış içinde yaşama hakkı olmalıdır. İnsan hastalandığı zaman ölmemek için hastane hastane, doktor doktor dolaşıp hayatını biraz daha garanti altına almaya çalışır. Biraz daha yaşamak için gerekirse bütün servetini harcar. İşte bu nedenlerden dolayı barış ismi insanın hoşuna gider. İslam tarihinde Hudeybiy’e anlaşması diye çok önemli bir anlaşma yapılmıştır.  Bu anlaşmada düzenlenen maddeler görünürde Müslümanların aleyhine olmuş ve nerede ise Müslümanlar isyan edeceklerdi. Ancak insanlar ölmesin diye Resulullah(s.a.v) anlaşmayı imzalamıştır. Resulullah’ın hüsnü niyetine karşılık taviz gibi görünen anlaşma, Cenabı Allah’ın yardımıyla Müslümanların lehine çevrilmiş ve Müslümanlar bu anlaşmayla taraf olarak kabul edilmişlerdir. İnsanlar ölmesin diye Mekke fethinde de Resulullah feraset ve dehasını ortaya koyarak savaşa gerek duyulmadan ve insanları öldürmeden Mekke’yi fethetmiştir.

    Gelelim asıl meseleye: otuz seneden beri Türk ve Kürt halkları televizyonlarını açtıklarında hep cenaze merasimlerini seyrederler. Devlet kendi cenazelerini görkemli merasimlerle ve “kahrolsun PKK sloganlarıyla, PKK yandaşları da “Şehit na mirin” sloganlarıyla ve zafer işaretini yaparak cenazelerini gömerler ve taziye çadırlarını kurarak taziyeleri kabul ederler. Otuz seneden beri bu manzaralar görülmektedir. Birisinin fedakârlık yapıp barış arayışına girmesi lazımdır. Yoksa iki taraftan da cenazeler gelmeye devam eder. Ölen Bahçeli ve Baykal’ın çocukları değildir. Şimdiye kadar Generallerin, Başbakanların, Cumhurbaşkanların, Bakanların, Milletvekillerin ve üst brokratların çocukları da ölmemişler. Belki ölenler sade vatandaşların çocuklarıdırlar.

      Hükümet, Kürt açılımı veya demokratik açılım namı altında halkı bir müddet ümitlendirdi. TRT Şeş açıldı yirmi dört saat Kürtçe yayın yapıldı. Geçen hafta da Kandil ve Mahmurdan otuzdört kişi Habur’dan giriş yaparak barış elçileri olarak memleketlerine geldiler Habur giriş kapısında yargılanıp aklandılar. Buraya kadar her şey normal geçti. Hükümet de bu süreci destekledi. Habur’dan Diyarbakır’a varıncaya kadar yol güzergahlarında büyük sevinç gösterileri ve karşılama törenleri yapıldı. Bu coşkulu kalabalıkları gören Genelkurmay, CHP ve MHP gibi kurumlar rahatsızlıklarını bildirerek sert açıklamalarda bulundular ve AKP hükümetini de etki altına aldılar. Hükümet yetkilileri de rahatsızlıklarını bildirerek ve DTP ye yüklenerek bu barış sürecini durduklarını ve Avrupa’dan gelecek onbeş kişilik gurubun girişine izin vermeyeceklerini bildirdiler.

      Kandil ve Mahmurdan gelenler, silah bırakarak gelmişlerdi. Yanlarında ne bir el bombası ne de herhangi başka bir silah yoktu. Üzerlerinde yalnız gerilla kıyafetleri vardı ve kendilerini barış elçileri olarak takdim ettiler. Kürt halkı senelerdir süren katliamların, sürgünlerin ve ölümlerin sona ermesi temenni ve coşkusuyla Habur’a akın ettiler. Tabi organizasyonu DTP yapıyordu. DTP siyasi bir partidir ve seçime girmektedir. Her siyasi parti oylarını çoğaltmak için yeni çıkışları kendi lehine çevirmeye çalışmaktadır. Mevcut iktidar seçim arefesinde diğer partilerin gözlerine baka baka beyaz eşya ve nakit para dağıtıp seçim atmosferini kendi lehine çevirmeye çalışmıştır. DTP.nin de böyle bir niyeti olabilir. Ancak bunları normal görmek gerekir. İnsanlar silah taşımadan, mal ve cana zarar vermeden silahların susması için bir araya geliyorlarsa, miting düzenliyorlarsa ve insanları öldürmeden Kürt sorununu gündemde tutuyorlarsa rahatsızlık yerine, sevinmek gerekir. Avrupa hukukunda bunlar demokrasinin bir gereğidir. Yeter ki şiddet olmasın. İnsanlar istedikleri kıyafetle her türlü hak arayışlarını dile getirmek için miting ve gösteri yapabilirler. Avrupa topluluğuna girmeye çalışan hükümet, neden silahların susması için yapılan gösteri ve karşılamalardan tedirgin oluyor?  Anlaşılıyor ki hükümet de Kürt açılımını siyaset malzemesi yapmaya çalışıyor. Yoksa senelerdir Kürtlere karşı yürütülen asimilasyon ve inkarcı politikanın hem İslam’a karşı hem de insanlığa karşı bir suç olduğuna inanan bir hükümet bu gibi demokratik gösterilere aldırış etmeden yoluna devam eder. Elbette bu iş için fedakârlık gerekir.  Çünkü hiçbir zaman ırkçılar bu sürece katkıda bulunmazlar ve sabote etmeye çalışırlar. Eğer hükümet bunların rızasını almak için beklerse ömrü buna yetmez. Bu fedakârlık aynı zamanda ibadet ve sevabın en makbulü olur. Çünkü zalim hükümdara karşı hakkı söylemenin, en büyük cihat olduğu hadiste geçmektedir. Yirmi dokuz Kürt başkaldırısının altında bu sebepler yatmaktadır. Belki diğerleri bastırıldı. Ancak bu sefer diğerlerine benzemez. Otuz seneden beri Devlet bütün teknolojisini kullandı. Ancak bitiremedi ve git gide büyümektedir. Bahçeli ve Baykal konuştukça daha da büyümektedir. Artık gerçekleri görüp inattan vazgeçilmesi gerekir ki Türk ve Kürt halkları refaha kavuşup kucaklaşabilsinler.  PKK.ye ister ermeni desinler,ister terörist desinler onu kaleye almadan olayı çözmek mümkün görülmemektedir. Irkçı Türk gençleri gösteri yapabilirler, Kürtlere saldırabilirler ve rahatsızlık çıkarabilirler. Şayet hükümet açılımda ciddi ise bunları göze alır ve yoluna devam eder. Bunu çözerek Allah’ın huzuruna varırlarsa senelerdir devam eden Kürtlere karşı yapılan asimilasyon zulmüne ortak olmaktan kurtulurlar.