" İyi "  ve  " kötü " , çağlara  ve  ülkelere  göre  değişmez. Bunlar  hayatın  esas  temayülleri  kadar  değişmez  ve  reel’dirler. Bunların  tarifi  ne  bizim  doktrinlerimize, ne  de  zevklerimize  dayanır. Bu  tarif  herkes  için  aynıdır.                                                                                         
                                                                                                                                 Alexis  Carrel
Bugünkü yazımıza A.Carrel’in güzel değişiyle başlamak istedim. İyilik ve kötülük insanlığın varlığı ile başlayan değerlerdir. Âdemin oğulları arısında başlayan mücadele ile yeryüzünde başlangıç yaptığına inanılsa bile insanın ilk atası olan Âdem’in yeryüzüne atılması da iyi ve kötünün tercihi konusunda olmuştur.
Kökeni nereye dayanırsa dayansın yapılan fiilin iyi ya da kötü sonuçlar doğurması her zaman önemsenmiştir. Toplum gerçekliğinde toplum ve insan yararına olan şeyler iyi aleyhine olan şeyler ise kötü olarak algılanmıştır.
Bütün iyiler ve iyilikler insanların daha rahat ve özgür bir şekilde diledikleri mutlulukta yaşamaları ile ilgili olduklarına göre bu sonuca yönelik olarak gerçekleştirilen eylemlere iyi diyebilmekteyiz. İyi bir eylem, etkinlik, hareket, fiil işlediğiniz zaman etrafınızda buna muhatap olanların takdirini kazanırsınız. Hem dini hem de dünyevi olarak övgüye layık bir insan olarak algılanırsınız. Özellikle dini eğilimi olanlardan daha çok iyilik yapmaları beklenir. İyiliğin emir kötülüğün yasaklandığı bir dine mensup olanlar için de bu kaçınılmaz ve sorgulanmaz bir davranıştır.
Bu dönemde herkesin iyi şeyler yapmaya ihtiyacı bulunmaktadır. Buna hem bu ülkenin hem de bu ülkede yaşayan insanların ihtiyacı var. Ülkeni gidişatı konusunda kimsenin tek başına ahkâm kesmeye hakkı yok. Kimsenin 72 milyon insanın yaşamını kendi istediği şekilde yönlendirme hakkı da yok. Bu ülkeni tüm olanaklarının tüm vatandaşları arasında mümkün olan ölçüler içerisinde dağıtılması gerekmektedir. Bir kesime mutluluk bir kesime acı düşürmek, adalete, hakkaniyete, insanlığa, iyiliğe sığmaz.
Bu ülkenin sorunlarını doğru dürüst bütün vatandaşlarına anlatırsak eminiz ki herkes aynı oranda duyarlılık sahibi olur ve sorunların çözümü için gayret sarf eder. Ateşi his etmek için ateşin içinde bulunmak gerekmediği gibi ateşten uzak olmak ateşi görmeyi de engellememelidir.
Bölgesel olarak alevlenen ateşin yaz sıcağının etkisi ile ülkesel ateşe dönüşmeye doğru gittiğini görmek gerekir. Ancak bunu görmek için illa da yanmak gerekmez. “Bir musibet bin nasihatten iyidir” sözünü dikkate alarak hareket etmek gerekmektedir.
Ağustos ayı ikinci dünya savaşı açısından önemli bir aydı. Aynı zamanda dünya yurttaşları için de. Hiroşima’ya atılan atom bombası bu savaşı durdurdu. Savaşı durdurmak elbette iyi bir şeydir ancak orada bulunan bütün canlı varlıkları öldürerek sağlanmış bulunan “durdurma” dünyanın en kötü olaylarından biri olarak tarihe geçti. Onbinlerce insanın yaşamı ardından gelen nesillerin sakatlığı ile sonuçlanan bu acı felaketin iyi olduğunu düşünen kimse var mı?
Ülkemize bakalım. Son otuz yıllık süreçte çözümsüzlükteki ısrar ve statükocu anlayışlar nedeniyle bir atom bombasının yarattığı kayıplardan daha çok kayıp verdiğimiz halde içimizdeki savaşı durduramıyoruz, durdurmuyoruz.
Yanan ormanlar, işlenen faili meçhul cinayetler, yaşanan kaybedilmeler, boşalan köyler, yaşanan göçler, yapılan tutuklamalar sonucunda yaşanan acılar yeni nesillerin yaralı (!) olarak yaşamalarına neden olmuştur. Toplum olarak duygusal anlamda sakat ilerliyoruz artık.
İçimize bir atom bombası atılmış olsaydı, bunun adı dünya savaşı bile olsaydı şimdi susup uzlaşmıştık ama ne hikmetse akıllanamıyoruz, görmüyoruz, işitmiyoruz.
Yaptığımız iyilik değil kötülüktür. Bu ülkeyi idare edenler, bu halkların haklarını savunanlar artık görmeliler, işitmeliler ve sorunları çözmeliler.
Topyekûn boğuşarak daha ne zamana kadar yaşamaya çalışacağız?