İslam Birliği ve Bediüzzaman adlı konferansı izlemek için Kültür Merkezi´ne giderken, kahveleri tıklım tıklım dolduran gençleri gördüm. Bir kahvede üç-dört televizyon, her televizyona yönelmiş yüzlerce göz.

            Roma imparatorlarından birine halkı nasıl idare ettiğini sorduklarında “Onlar milyonluk beşiklerde sallıyorum.” demişti. Tarihinden, kültüründen, inanç değerlerinden kopartılan gençliğimiz kendisine somut hiçbir fayda sağlamayan maçları kaçırmamaktadır. Bu dediklerimden spora karşı olduğum anlamı çıkarılmamalıdır. Ne yazık ki, gençliğimiz spor yapma konusunda ne kadar isteksizse, saatlerce bir maçı izleme konusunda da o kadar cömerttir. Ve gençliğimize spor hastalığını bulaştıranlar, gençlere spor yapma imkânları sağlamakta hiçbir çaba göstermemektedirler. Çünkü onlar için önemli olan sağlıklı nesiller yetiştirmek değil, gençleri işe yaramaz faydasız işlerle meşgul ettirmektir.

            Salonda daha çok orta yaş ve üstü insanlar vardı. Herhalde programın düzenleyicisi Anadolu Gençlik Derneği´nin gençleri de maçı seyretmeye gitmişlerdi! Üzülerek belirtmek gerekir ki, 28 Şubat post modern darbesinin ülkenin tüm gençliği üzerinde olduğu gibi İslami Gençlik üzerinde de çok kötü etkileri olmuştu. Darbe düzenleri kendi gençliklerini üretmişlerdi. Düşünmeyen, araştırmayan, sorgulamayan, okumayan, hayatı mutfak, dershane ve tuvalet üçgeninde geçiren bir gençlik arzu ediyorlardı. Bunu da başardılar netekim.

            İslam Birliği üstad Bediüzzaman´ ın gerçekleştirmek için çabaladığı bir mefkuredir.  Emperyalistlerin oyunları ve yerli işbirlikçilerin desteği ile parçalanan İslam Alem´ini bir araya getirmek, Müslümanları İslam Milliyeti adı altında birleştirmek, menfi ırkçılığı ortadan kaldırarak kardeşliği ve dayanışmayı hakim kılmak için çabalayan Bediüzzaman, bu düşüncesini gerçekleştirme yolunda  ömrünün tamamına yakın kısmını zindanlarda geçirmiştir.

            Bediüzzaman Said Nursi´nin, çağları aşan çağrılarına kulak tıkayanlar, ülkeyi kan gölüne çevirdiler. Milleti ırk temelinde şekillendirmeye çalışanlar, ırkçılık ekseninde daha büyük hareketlerin doğmasına neden oldular. Mutluluklarını pekiştirmek için dağa taşı sloganlarla doldurdular, ama milletin mutsuzluğuna tuz biber eklemekten öteye gidemediler. İnsanların dillerini konuşmaktan men ettiler. Ebeveynlerin çocuklarına dinlerini öğretmelerine engel oldular. Şimdi de vatanı ve milleti emanet edecek gençler bulmakta zorlanmaya başladılar.

            Bediüzzaman´ı anlamak kadar anlatabilmek de önemlidir. Üstad, bir coğrafyanın, bir ırkın, bir cemaatin temsilcisi değildir. O, her dilden, her ırktan, her renkten insanın kendisine ait bir şeyler bulabileceği, coğrafyalar üstü bir şahsiyettir. Hiç kimse O´nu kendine mal edemez. O´nu kendi şahsi tezlerini kuvvetlendirmek için payanda yapmaya çalışanlar, O´na en büyük haksızlığı yapmaktadırlar.

             Bediüzzamanı en çok anlamaya ihtiyacımızın olduğu günlerden geçiyoruz. Açılım adı altında tartıştığımız ve konuştuğumuz bir çok konuda söylenecekleri en güzel şekilde söylemiştir  yıllar önce. O´na kulak vermek için daha neyi bekliyoruz, bilmiyorum doğrusu.

            Bediüzzaman´dan Kürtler için yazılmış bir şiirin de okunduğu konferansın gerçekleştirilmesinde emeği geçenlere teşekkürlerimizi sunarız.