Muharrem ayının dört özelliği vardır: 1-İslami yılbaşı oluşu, 2-Hicretin yapılışı 3- Hz. Hüseyin´in şehit edilişi, 4- Aşure orucu. İslam´ in yılbaşısıyla konumuzu aydınlatmaya çalışalım: Her kavmin veya her din mensuplarının kendilerine göre bir yılbaşısı vardır. Müslümanların da bir yılbaşısı vardır. O da Hicri -Kameri Muharrem ayının birinci günüdür. Ancak her konuda olduğu gibi Müslümanlar yılbaşılarını da unutup batı kültür ve inançlarının tesiri altında kalarak Hıristiyanların yılbaşısı olan bir ocağı kutlamaktadırlar. Müslümanların yılbaşısı ne zamandır? Diye sorulsa, çoğunluk bir ocağı gösterir. Çünkü Cumhuriyetle birlikte Hicri takvim kaldırılıp yerine Miladi takvim yürürlüğe konuldu. Dolayısıyla da Devlet tarafından bir ocak resmi yılbaşı olarak kutlanmaktadır. Buna bağlı olarak da Hicri yılbaşı unutulmaya mahkûm edilmiştir. Resulullah zamanında herhangi bir yılbaşı tayin edilmemişti. Hz. Ömer döneminde İslam toprakları genişleyerek fetihlere devam ediliyordu. Kendisine getirilen bir borç senedinden dolayı alacaklı ve verecekli ödemenin zamanı konusunda ihtilafa düşmüşlerdi. Senette Şaban ayında ödeneceği yazılı idi. Alacaklı bu senenin Şaban ayı, verecekli de gelecek senenin Şaban ayını iddia ediyordu. İşte bu hadise üzerine Hz. Ömer sahabelerle istişare ettikten sonra, Mekke´den Medine´ye hicretin yapıldığı Muharrem ayının birinci gününü İslami yılbaşı olarak kabul etti ve bundan sonra yazışmaların bu tarihe göre belirlenmesini emretti.
Hicret´in gerçeği: Hicret olayı, nübüvvetin 13. yılında Hicri 1- Muharrem. Miladi 16 Temmuz veya 23 Eylül 622 tarihinde küçük gruplar halinde başlamıştır. Ancak Resulullah (s.a.v), Hz. Ebubekir ve Sonradan Hz. Ali de onlara yetişerek 12 Rebiulevvel de Medine´ye varmışlardır. Bu tarih aynı zamanda Resululah´ın 53. doğum yıl dönümüdür. Hicret, İslâm tarihinin en önemli olayıdır. Hicret, Müslümanları, müşriklerin zulmünden kurtarmış, İslâm´a yayılma imkânı sağlamış, böylece İslâm inkılâbının başlangıcı olmuştur. Hicret bütün peygamberlerin sünnetidir. Hz. Nuh, denizin üzerinden hicret ederek Şırnak´ın Cudi dağına inmiş, Hz. Musa Mısır´dan Filistin´e doğru, Hz. İbrahim Irak´tan mısır´a, Mekke´ye ve Filistin´e, Hz. İsa annesiyle birlikte Küdüs´ten nasiriye´ye ve Hz. Muhammed de Mekke´den Medine´ye hicret etmişlerdir. Allah´ın gerçek dostları Allah´ın dinini hakim kılmak için hep hicreti tercih etmişlerdir. Bediüzzaman Kürdistan´dan İsparta, Burdur ve Kastamonu gibi yerlere hicret ettirilmiştir. Eğer bunlar makam ve parayı tercih etselerdi hicrete gerek kalmazdı. Ancak o zaman ahiretlerini kaybederlerdi.
İşte bunlar, ahireti dünyaya değil, belki dünyayı ahirete feda ettiler. Cenabı Allah da onları yalnız bırakmadı. Hz. İbrahim´i ateşten, Hz. Musa´yı Kızıldeniz´in dalgalarından, Hz. Nuh´u kavminin zulmünden Hz. Muhammed´i de Mekke Şirk devletinden kurtardı. Bir rivayete göre kurtuluşların çoğu Aşure gününde gerçekleşmiştir. Mekke´de Resulullah ve müminler sıkışıp kalmışlardı. Önce Habeşistan´a hicret ettiler. Necaşi tarafından gördükleri iyi muameleden rahatsız olan Mekke devlet yetkilileri, onları geri istemeye gittiler. Ancak muvaffak olamadılar ve sonunda Necaşi de Müslüman oldu ve vefat edince Resulullah tarafından gıyabi cenaze namazı kılındı.
Müslümanlar, Mekke´de İslami tebliğ zeminini bulamıyorlardı. Baskı, işkence ve ekonomik ambargo altında sıkışıp kalmışlardı. Resulullah bir arayış içindeydi. Allah´ın dinini hakim kılmak için Allah tarafından görevlendirilmişti. Ne pahasına olursa olsun bu görevi sonuna kadar götürmesi gerekiyordu. Mekke´de bu zemini bulamıyordu. Medine´den Mekke´ye gelen dört kişiyle gizli görüşüp onları İslam´a davet edince hemen inandılar. Medine´ye dönüp bir sene sonra oniki kişi olarak gelip Resulullah´a biat ettiler ve İslâm´ı öğretecek bir öğretmen istediler. Bu görevi üzerine alan Mus´ab, b. Ümeyr, bu işte hayli başarılı oldu ve bir sonraki sene Mekke´ye hac sırasında yeni Müslüman olmuş, ikisi kadın olmak üzere yetmiş beş kişilik bir kafile gönderdi. Bunlar Hz. Peygamberi ve diğer Mekkeli Müslümanları Medine´ye göç etmeye davet ettiler, onları koruyacakları ve kendi aile bireyleriymiş gibi bağırlarına basacaklarına söz verdiler. Böylece Müslümanların en büyük kısmı gizlice ve küçük gruplar halinde Medine´ye hicret ettiler. Kısa bir zamanda da İslam´ı dünyanın gündemine taşıdılar. Her asırda Zulümden kaçarak başka yerlere göç edenler, daha kârlı çıkmışlar. Allah (c.c) Hicret edenleri şu şekilde anlatmaktadır: “İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihat edenler ve onları barındıranlar ve yardım edenler, işte onlar gerçek müminlerdir. İşte onlar için mağfiret ve tükenmeyen rızık vardır.”(Enfal: 74)
Muharrem ayının diğer bir özelliği de Hz. Hüseyin´in hunharca şehit edilmesidir. Hz. Hasan ve Hüseyin Resulullah´ın torunlarıdırlar. Onlar hakkında şöyle buyrulduğu rivayet edilir: “Allahım! ben onları seviyorum, sen de onları sevenleri sev.” Küfeliler Hz. Hüseyin´i Küfe´ye davet ettiler. Hz. Hüseyin aile efratlarıyla birlikte önce Mekke´ye oradan da Küfe´ye doğru yola çıktı. Zulümle iktidarı ele geçiren Emevi saltanatı hükümdarlarından Yezid, Ubeydullah b. Ziayad´ı Küfe valiliğine tayin etti. O da Hz. Hüseyin´i öldürmesi karşılığında Ömer b. Sa´d b. Ebi Vakkas´ı Rey valiliğine tayin etti. Hz. Hüseyin´in öldürülmesine Karşı olmasına rağmen, makamı tercih ederek Kerbela´da Hz. Hüseyin ve beraberindeki 72 kişilik grubu kuşatma altına aldılar. Hz. Hüseyin savaşmak istemedi ve geri dönecekti. Ancak Hz. Hüseyin´in bu isteğini ret ettiler ve başını keserek aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu diğer aile efradıyla birlikte kellesini de Yezid´e gönderdiler. Bu hadise 10 Muharrem Hicri 61 yılında meydana geldiği için o tarihten bu yana 10 muharrem´de, Hz. Hüseyin´in şahadet yıldönümüyle ilgili seminer ve konferanslar verilmekte, Yezid ve zalimler lanetlenmekte, Hz. Hüseyin ve benzer şehitler rahmetle anılmaktadırlar. Şiilerin yaptıkları gibi sırtlarına zincir vurup ağlaşmak ve yas tutmak caiz değildir.
10 Muharrem aşure gününde oruç tutmayı ihmal etmemeliyiz. Ancak Yahudilere benzememek için 9 muharremi de tutmak daha iyi olur. Bu konu hakkında Resulullah (s.a.v) buyurur ki: “ Aşura gününün orucu, geçmiş senenin günahlarına kefaret olacağını Allah´tan ümit ederim.”( Buhari dışındaki beş ravi) “Gelecek seneye kalırsak inşallah dokuzuncu günü de tutarız.” (Müslim) “ Aşure gününde çoluk çocuklarının rızkını bollaştıranın, Allah da bütün senede rızkını bollaştırır.” Taberani, Beyhaki)
Aşure günü 26 Aralık 2009 cumartesi günüdür. Hicri yılımızın bütün Müslüman ve mazlumların kurtuluşuna vesile olmasını Cenabı Allah´tan dilerim.
Next