Bugün siyasi bir konuya değinmeden bir yazı yazayım dedim. Niyet oldukça iyiydi. Memleketimin manzaralarına bakarak bir durum değerlendirmesi yapacak siyasi konulardan uzak duracaktım.
Ne gezer!
Gazeteleri sakin sakin incelerken gördüklerime inanmak istemedim. Bir marketimiz kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlediği etkinlik ve tanıtım kutlaması çerçevesinde bazı ürünlerde indirime gitmiş. İndirimdeki malzemeler gıda maddesi. Market vatandaşların hücumuna uğramış duyan duymayanlara bildirmiş ve 2 TL’ye satılan yumurta kolileri ilk biten ürün olmuş. Bu durum insanlarımızın nelerle beslendiğinin de bir göstergesi. Binlerce ailemiz çay yumurta ve benzeri gıda maddeleri ile karnını doyurmaya yaşamını sürdürmeye çabalıyor. Bırakalım standartlar düzeyinde bir beslenmeyi insanlar karınlarını doyurmak için çabalıyor artık. Aç olduğu halde gururuna yedirip sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfının açtığı aş evlerinden yemek almayan toplumumuz ne yazık ki iki liraya satılan yumurta kolilerine saldırırcasına yönelmek durumunda kalıyor. Krizin teğet geçtiği ülkemizin her zaman milli gelirin teğet geçtiği insanları açlıkla pençeleşip yumurta ile doymaya çabalıyor. Ne mutlu açım diyene!
İlginizi çekeceğini düşündüğümüz bir diğer alan ise memleketimin istihdam alanı. Tabi doğal olarak memleketin bu bölgesinde sürekli silahlar konuşunca ve barış dilinden ziyade savaş dili egemen olunca toplumsal yapı da ne yazık ki bu şekilde şekilleniyor.
İlimizin güzel ilçesi Sason’a 100 kişilik bir istihdam kadrosu gelmiş. Kaymakamlık başvuruları değerlendirerek başvuran adaylar arasından sınavla en iyi 100 adayı belirleyip asgari ücretle işe başlatacak. İçişleri bakanlığımızın ilçemize tahsis ettiği bu kadrolar son yıllarda sayın kaymakamın katkıları ile büyük gelişme gösteren ve adına şenlikler düzenlenen Sason Balının kalitesini yükseltmek için verilen arıcılığı geliştirme kadroları değil maalesef. Bu kadrolar yaklaşık 1500 kişinin istihdam edildiği koruculuk kadroları. Yani elde silah dağda nöbet kadroları.650 lira maaşla sürdürülecek bir tanımlanamayan meslek.
Meslek deyince altın bilezik olarak tanımlanan zanaatlardan değil bu meslek. Gittiğiniz medeni yerlerde adını anarken mesleğinizin başınızı dik tutamayacağınız bir meslek bu. Buna rağmen insanlar geçimlerini sağlamak için başvuruda bulunuyorlar. Yüz kadroya şimdiye kadar iki yüz başvuru var. Yer Sason ve kadrolar koruculuk kadrosu olunca dışardan başvurular pek yok ama ilçe sakinleri ve koruculuk dernekleri bu kadroların sayılarının azlığından yakınıyor. Bir yerlerden gelen telefonlar sesini kısmasa belki kendi mesleğinin sorunlarını ve sıkıntılarını da paylaşacak meslektaşlarımızla ama bir telefon seslerinin kısılmasına yetiyor her nedense…
Sadece bu kadar deyip geçemiyoruz maalesef, bir de Batman çayında boğulan gençlerimiz var tabi. Her hafta en az bir kayıp verdiğimiz ve kayıp vermekten ders almadığımız bir problem. Gençlerimizin çoğu yüzme bilmiyor. Yüzme öğrenecek alanlarda yeterli değil. Yüzme öğretilecek diye açılan kurslardan da pek verim alınamıyor ne yazık ki. Nereden mi biliyoruz? Kendimizden elbette.
Evvelki sene güvendiğimiz bir kurumumuzun yüzme kursuna çocuğumuzu kaydedip gönderdik. Nasıl olsa çocuk yüzme öğrenecek ve hocalarda onları iyi gözetliyor zannediyorduk. Bir iki haftalık kurs süresinden sonra çocuğa bakmaya gidelim dedik. Gözlerimize inanamadık ve çocuğun Allahın rahmeti üzerine boğulmadığına tanık olduk çünkü bırakın çocuklara iyi bir yüzme dersi vermeyi kontrol etmeyi bile sağlayamayan bir durumla karşılaştık. Sonuç çocuk hala yüzme bilmiyor.
Kısacası memleketimin bu köşesinde o kadar çok eksiklik yaşanıyor ki hangi alana gitsen, hangi kapıya el atsan, hangi sorunu irdelesen sürü ile problem buluyorsun. Bundan kendimizi sıyırıp kurtaramayız çünkü böylesi bir çabanın bir anlamı olmaz. Topyekûn el ele vermiş kendimizi de toplumumuzu da batırmak için çabalıyoruz maalesef.
Öyle ya ucuz yumurta için birbirini ezen, istihdam alanı olarak koruculuğu seçen,yanından çay geçtiği halde yüzme bilmedikleri için çocukları boğulan bir toplum için ne demeli?
Next