Toplumsal ayırım his edilen ülkelerde insan hakları konusu kullanılarak toplumsal ayrımcılığın önüne geçmek mümkün müdür?
Bu sorunun cevabı değerlendirildiğinde çözüm konusunda yabana atılır bir cevap olmadığı görülecektir. Gerçekten toplum içerisinde kendi aidiyetleri ile kendini farklı görenlerin sorunlarının çözümü için bu temel kavram gereklerinin yerine getirilmesi durumunda sorunun çözümüne katkı sunulabileceğini düşünmek çok da hayali değildir.
İnsan Hakları perspektifinden bakıldığında toplumda ırk ve cins ayırımcılığının önlenmesi amacıyla ciddi uluslar arası çalışmaların yürütüldüğünü gözlemlemekteyiz. Bu kapsamda Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen sözleşmeler de bulunmaktadır.
Bir ülkede yaşan bireylerin bir bölümü kendini farklı aidiyetlerle tanımlamak istiyorsa bunun şiddetle bastırılarak önlenmesi mi yararlı olur yahut bu farklılığın kültürel zenginlik olarak görülüp korunması konusunda destek verilmesi mi daha yararlı olur tartışmasının cevabı tarafların bakış açısını da ortaya döker. Baskı yolunu tercih edenler Irkçılık ve ayrımcılık tarafına geçerken diğer taraf uzlaşı kültürünü ayırımcılık yerine oturtacaktır.
Bu tür tartışmalara yeni yeni katılmaya başladığımızdan kıyamet koptuğunu zannetmekteyiz. Oysa bu konudaki gelişmeler ile ilgili olarak son yüzyıldaki gelişmeleri izlersek aslında bir çok toplumun bu tür sorunları nasıl aştığını çok rahat bir şekilde gözlemlemek mümkündür. Özellikle ikinci dünya savaşından sonra Birleşmiş Milletler cemiyetinin kurulması ile bu alanlarda standartlar geliştirilmesi konusunda ciddi çalışmalar gözlemlenmektedir.
İnsan Haklarının korunmasına yönelik düzenlenen seminer yada konferanslara Jamaika gibi ülkelerin bildiri sunarak çözümler geliştirme konusunda belirleyici olabilmişlerdir. Birleşmiş Milletler genel kurulunda adını anmakta zorlandığımız ülkelerin çaba içerisine girdiğini gözlemlemek mümkün. Ekvator, kanada gibi ülkelerin toplumsal ayrımcılığın önlenmesi konusunda çalışmaları dikkate değer çalışmalar.
Amerika kıtası devletlerinin çalışmaları, Birleşmiş Milletlerdeki çalışmalar, Avrupada insan Hakları konusundaki gelişmeler ve Hindistan’daki uygulamalar toplumsal ayrımcılığın önlenmesi konusunda ipucu veren uygulamalar olarak değerlendirilebilir. Ombudsman uygulamaları dahil bu alanda değişik önerilerin geliştirildiğini gözlemlemek mümkündür.
Özellikle insan Hakları alanındaki ihlallerin değerlendirilmesi amacıyla hükümetlere yardımcı olması istemi veya düşüncesiyle kurulması düşünülen Ulusal insan hakları kurumunun tartışıldığı bugünlerde bu konuda entelektüel çevrelerin kafa yormaları gerektiğini düşünmekteyiz. İçinde yaşadığımız toplumu olasılıklarla idare etmeye çalışanlara bırakamayız. Herkes, kendini gücü ve bilgisi dahilinde elinden gelen çabayı göstermek zorunda hissetmelidir.Düşüncelerini risklerini de göze alarak ortaya koymalı ve sağlıklı bir çözüm konusunda ciddi bir mücadele sergilemelidir.Bu çağrımız kendini toplumsal konularda sorumluluk sahibi görenleredir.Ne oldukları,nereden geldikleri,ne düşündükleri kendi özellerinde kalması şartı ile uzlaşı ve çözüm yönünde ne kadar ortaklaşabildiklerini ve hangi önerileri sunabildikleri önemlidir çünkü.
Bulundukları alanlarda, işgal ettikleri konumlarda bu alanda herhangi bir çaba içerisine giremeyenlerin yarın o makam ve koltukların yitirdiklerinde ve bugün mücadele etmedikleri konular kendilerine de lazım olduklarında başlarını önlerine eğmemeleri için çaba göstermelidirler.
Hiç kimse yaptıklarının yanına kar kalmayacağını bilmelidir. Saldıranların saldırıyla, uzlaşamaya çalışanların uzlaşıyla, haksızlık yapanların haksızlıkla, hak verenlerin hak alma ile karşı karşıya kalacaklarından kimsenin kuşkusu olmamalıdır.
Öneriler insanların temel hak ve özgürlükleri üzerinde gelişirse bu makro düzeyde bir çözüm önerisi olduğu için üzerinde uzlaşı sağlanabilir bir konu olabilir. Herkes herkesi insan olduğu için vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olması gerektiği noktasında uzlaşırsa aynı zamanda kendini hissettiği gibi sunmasının da suç olmayacağına kanaat getirebilecektir.Bu durum bizim bir birimizi kendi kimliği ile tanımamızı ve farklılığı ayrımcı değil bir kültürel zenginlik ve birleştirici özellik olarak görerek yan yana mutlu yaşamamıza neden olacaktır.
Bir düşünün bir birimizi kırmak için, yaralamak için öldürmek için gösterdiğimiz çabanın onda birini bir birimizi sevmek için kullansan bu dünya bu memleket bu ülke ne kadar güzel olacak!akları kurumu hakla
Next