Ortada İnsan Hakları ve demokrasini geliştirilmesine yönelik çalışmalarımızdaki çelişkiyi ön plana çıkaran uygulamalar bulunmaktadır. Ya biz yanlış yapmaktayız ya da birileri bizim yaptığımızı anlayamamaktadır. Ya bizim yaptıklarımız yanlış ya da yanlış yaptığımızı kabul etmekte, zorluklar yaşamaktayız. Aksi durumda ortadaki çelişkileri anlamanın imkânı yoktur.
   Ülkemizdeki yasalar nedeniyle mağdur olan ve demokrasisinin geliştiğine insan Hakları alanında önde olduklarını kabul ettiğimiz ülkelerin kurumları tarafından ödüllendirilen insanların durumunu nasıl anlamalıyız?
   Avrupa parlamentosu tarafından Leyla Zana’ya verilen ödülü, CHAK tarafından Berivan Sayaca’ya verilen İnsan Hakları ödülünü nasıl yorumlamalıyız?
   Bu durum Avrupalıların Kürt sempatisinden mi ileri geliyor yoksa ortada insan hakları alanında yapamadıklarımızın resmini mi bize göstermektedirler?
   Bu sorulara bulunduğunuz noktaya göre cevap vermeniz mümkün ama işin aslı odur ki insan hakları konusunda yasalarımızda aykırılıklar bulunmaktadır. Bu aykırılıklar şimdiye kadar olduğu gibi Terörle mücadele ve benzeri olgulara dayandırtmaktadır ki bu dayandırma mantığı doğru değildir. İnsanları potansiyel suçlu görerek ona göre yasal düzenlemeler yapmak ya da konjektörel duruma göre yasalar üreterek sonra o yasalarla belaya bulaşmak ülkenin içinde bulunduğu durumu yaratmıştır.
   Ankara’dan, İzmir’den, İstanbul’dan demokrasi havarisi kesilmek ya da ülkenin tartışılmaz tek sahibi olarak kendini görmek elbette kolaydır. Ahkâm kesmek derler buna. Memleketin en sorunlu yerlerine ayak bile basmayacaksınız, gelip uygulamaları görmeyeceksiniz, halkın, Kamu görevlilerinin, saldırganların neden saldırdığını, tutuklayanların neden tutukladıklarını bilmeyeceksiniz ama vatanın tek sahibi olacaksınız!
   Bu güne kadar nasılda bilmem ama bundan sonra yemezler beyler!
    Bu bölgemizde insan Hakları ve demokrasi mücadelesi verenler nedense hep yadırgayıcı gözlerle izlenmektedirler. Sorunun kaynağı ile ilgilenecek olan yetkililer sorundan kaynaklanan sonuçları kamuoyuyla paylaşan ve tekrarının önlenmesi için çırpınan, emek veren, çaba harcayanları değişik şekillerde etiketleyerek sorun haline getirmeye çabalamaktadırlar.
   Ülke idare etmek hele hele Türkiye gibi bir renkler mozaiği olan bir ülkeyi “ne mozaiği ulan” diyerek idare edemezsiniz. Edilemeyeceğini de hep beraber gördük ve görmeye devam ediyoruz. Bu ülke “ananı da al git “ mantığı ile de idare edilemez.”Kadın da olsa Çocuk da olsa güvenlik güçleri gereğini yapacaktır” demekle sorunun üstesinden gelinemez ki gelinemiyor. Yapmamız gereken bir şey varsa o da artık ülke gerçeklerini görerek duygularımızı mantıksal süzgeçten geçirerek problemleri çözümlemektir.
   Bu alanda yapmamız gereken bir başka uygulama ise birbirimizi değişik şeylerle itham etmektense birbirimizi dinleme zahmetine katlanmaktır.
   Aksi durumda ne olur?
Aksi durumda bizim suçludur cezaevine girsin dediğimiz insanlar, girmek için bin bir dereden su getirdiğimiz Avrupa birliği ve diğer demokratik ülkelerdeki kurumlar tarafından ödüllendirilerek birer kahraman haline gelirler.
Örnek mi alın size birinci örnek; Leyla Zana’yı nasıl bilirsiniz? Bir insan Hakları ve demokrasi mücadelecisi mi yoksa bir suçlu mu? Sizin ne dediğiniz önemli değil ödüller sonucu göstermektedir.
İkinci bir örnek de Berivan Sayaca; Bu konuda da yazdık, çizdik görüşlerimizi paylaştık ama anlatamadık. Parlamento yasayı çıkaramadan CHAK Merkez yönetim kurulu İnsan Hakları ödülüne layık gördü. Biz 15 yaşındaki Berivan’a 7 yıl 8 ay ceza verirken onlar insan Hakları ödülünü layık gördüler.
   CHAK Merkez Yönetim Kurulu Başkanı Goran Halabcayi, Kendilerine bağlı şubelerin TMK mağduru çocuklar için girişimde bulunacaklarını, AB ve uluslararası insan hakları örgütleri nezdinde harekete geçeceğini belirterek ”Kürt çocuklarının topluca terörize etme, AB üyeliği yollundaki Türkiye’nin büyük bir ayıbı. Bu görülmeli ve Kürt çocuklarına uygulananlara son verilmelidir.” dedi. Halabcayi, Berivan’a verilen ödüle ilişkin şunları söylemiş: "Demokrasi ve insan haklarını ayaklar altına alan bu uygulamalar sonucunda cezaevinde bulunan ve haklarında dava açılan tüm suçsuz Kürt çocuklarının sembolü haline gelen ve Diyarbakır Cezaevinde bulunan Berivan Sayaca kardeşimize, insan hakları ödülünü vermeyi kararlaştırmış bulunuyoruz. 5000 kronluk ödülü Diyarbakır’da kendisine ulaştırılacaktır. Umarız ki bu ödül Kürt çocuklarının özgürlüğünü getirmesinde önemli bir adım olur."
 Ne dersiniz neden hep haklı çıktığımızı hiç düşündünüz mü?