Ülkede demokrasiye olan inanç,
Güçler ayrılığına olan inanç,
Siyaset mekanizmasına olan inanç,
Liderlere olan inanç giderek azalmaya başlıyor.
Çünkü iktidar mücadelesine endekslenen siyasal yapı ne yazık ki ülkenin kan gölüne çevrilmesine seyirci kalmayı yeğliyor.
Milliyetçi damarların kabartılması ile ülke sorunlarının şiddet, kan, yakma ve yıkma ile çözümlenebileceği hesaplanıyor. Oysa bu hesaplar toptan yanlış.
Bir ülkenin kaderi, insanların yaşamları, vatandaşların acıları görmezlikten gelinerek iktidar olmak isteniyorsa veya iktidar sürdürülmek isteniyorsa burada bir yanlışlık var demektir.
7Haziran seçimlerinde ortaya çıkan siyasal bir tablomuz var. Buna göre birinci çıkan partinin hükümeti kurması gerekiyordu. Görev epey bir oyalamadan sonra verildi. Ancak görüşmeler sürerken öyle zamanlarda öyle konuşmalar yapıldı ki başbakan afalladı. Ve bunun sonucunda 40 günde kırk satır ilerleyemeden zaman geçirdi ve hükümeti kuramadı. Teamüller gereği cumhurbaşkanının görevi ikinci büyük partiye vermesi gerekiyor lakin beştepe’nin buna pek sıcak baktığı söylenemez.
CHP veya Kılıçdaroğlunun hükümeti kurma ihtimali her ne kadar az olsa bile cumhurbaşkanı bundan korkuyor. İktidarı kaybetmeyi göze alamıyor çünkü kendini hala cumhurbaşkanı yetkileri ile donatılmış AKP Genel Başkanı ve başbakan olarak görüyor.
Bir yandan partisine talimatlar yağdırıyor, diğer taraftan cumhurbaşkanlığı ödeneği ile nerede üç kişinin toplandığını duysa saraya çağırıp bir yemek vererek sarayı meşrulaştırıyor, Öte yandan memleketin değişik kesimlerini dar alanda paslaşmaya çağırarak fikirlerini aktarmayı gerçekleştiriyor. Dağ başında cami açılışı yapıyor ve bütün bunları da ben farklı bir cumhurbaşkanıyım diyerek gerçekleştiriyor.
Bunun vatandaştaki yansımasının ne olduğu ayrı bir konu. Çünkü vatandaşa düşen bu politikaların acısı oluyor. Vatandaş aslında kimin nerede oturduğu ve ne yediği, kimleri misafir ettiği ile uğraşmıyor. Vatandaş huzurlu ve güvenli bir ortam istiyor. Kimsenin kimseyi öldürmediği, herkesin yaşam hakkının korunduğu devletin tankla, topla, Toma ile Akrep ve kirpilerle özdeşleşmediği bir yapı istiyor. Ama ne yazık ki vatandaşa düşen ölüm, vatandaşa düşen acı oluyor.
Siyaset ve iktidar çözüm masalarını devirirken altında can veren vatandaşın evlatları oluyor. Siyasal iktidar kendisine yönelik eleştirileri, önerileri, istekleri işine geldiğinde örnek gösteriyor işine gelmediğinde de devlete yapılmış saldırı olarak algılıyor ve algılatmaya çalışıyor.
Özetle toplum kamplaştırılmak suretiyle ayrıştırılıyor ve karşı karşıya getiriliyor. Alanya’da, Turhal’da, Bursa’da gördüklerimiz toplumun karşı karşıya getirilmesidir. Bu düzen bu şekilde yürüdükçe de korkarız ki bu olayların sayısında ve sonuçlarında artışlar olacaktır. İşin temeline inip olaya baktığımızda da bu işte siyasi mekanizmanın çözümsüzlüğünün büyük pay sahibi olduğunu belirtmek gerekiyor.
Türkiye’de Kürt sorunu çözülmeden bu ülkenin rahat edeceği yok. Bunu herkes biliyor ve görüyor. Bu konuda inatlaşmak işi kurşunlara havale etmek acı ve gözyaşından başka fayda getirmeyecektir. Benim babam senin babanı döver, benim sarayım var senin yok, ben uzunum sen kısasın, ben güçlüyüm sen zayıfsın, ben devletim sen bir hiçsin mantığı ile olaylara bakıldığı sürece çözüme ulaşma şansımız yok.
Sorun beli,
Çözüm beli,
Muhatap beli,
İzlenecek yol belidir.
Lakin bir kör inat, bir sistem değişikliği inadı, bir kişisel ego yüzünden her şey tepetaklak oldu.
Her şey iktidar meselesi yüzünden.
AKP ve Cumhurbaşkanı tek parti yönetiminden en fazla şikâyet eden kesimin başında yer alıyordu. CHP’nin tek parti yönetiminin sonuçlarından yakınıyordu şimdi seçimle geldik biz farklıyız deseler de artık seçimle gelmediklerinden de koltuğu bırakmıyorlar. Bunun arkasından hangi çekince ve endişelerin var olduğunu elbette kendileri biliyordur ancak vatandaş da merak etmiyor değil.
Başbakan Davutoğlu 40 günde hükümeti kuramayınca son beş günde benden olsun diyerek görevi iade etti. Ancak Cumhurbaşkanı hukuk profesörlerinden aldığı güçle işi sonuna kadar sürüncemede bırakmak ve seçime gitme derdinde. Başbakanın ülke sorunları ile ilgili yapması gereken konuşmaları da kendisi yapıyor. Ülkeyi resme savaş ortamına soktular. İncirlik ABD’nin emrine verildi. Karşılığında Kandili bombaladı. Dolmabahçe mutabakatı yoktur dedi ve ülkenin kan gölüne dönmesine neden oldu.
Bırakalım belirlenen süreçte kaç olayın olduğunu çünkü çözüm süreci sürerken de bir dizi olay oldu. Bir sürü operasyon yapıldı ve onlarca insan öldürüldü. Suruç ve Ceylanpınar’daki karanlık ve yanlış olayların bahane edilmesi ve savaş başlatılması elbette gerekçe olarak kabul edilemez. Mesele iktidar meselesidir.
Seçime barış koşullarında gidilince oy kaybı oldu şimdi savaş koşulları denenerek oy artırımı düşünülüyor.
Velevki oylar arttı ve tek başına iktidar olundu bu iktidar kan üzerinden alınan bir iktidar olmayacak mı?
Kan üzerinden kurulan bir iktidarın işe yarayacağına, huzur getireceğine inanıyor musunuz?
Next